Tayyip Erdoğan kuvvetler ayrılığını kudretine engel görüyor

12 Eylül 2010 referandumuyla tabasbusçuları tarafından İleri Demokrasinin banisi ve hamisi ilan eden Tayyip Erdoğan kurmak istediği –ve kısmen kurduğu– rejimde kuvvetler ayrılığını kendi iktidarına, siyasi ve iktisadi kuvvetine ve kudretine engel görüyor.

Mevlana anmaları için gittiği Konya'da şehrin Ekonomi Ödülleri 2012 töreninde konuşan Tayyip Erdoğan, ”Sistem düzgün kurulmamış, sistemde yaşadığımız sıkıntılar var. Düzgün kurulmadığı içindir ki umulmadık yerde, umulmadık şekilde bakıyorsunuz bürokrasi karşınıza dikiliyor, bürokratik oligarşi karşınıza dikiliyor, umulmadık yerde yargıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Yasama, yürütme, yargının bu ülkede öncelikle bu milletin menfaatini düşünmesi lâzım ve ardından da bu devletin menfaatini düşünmesi lâzım. Eğer biz güçlü hâle geleceksek böyle güçlü hâle gelebiliriz” dedi.

“Benim yapacağım yatırımı bir kelimeden dolayı kalkar da 3 ay, 6 ay erteletirsen, bu bir sene, iki sene giderse o zaman bu ülkenin, halkının bedelini asla ne tarihe hesabını verebilirsiniz, ne de bu toprağın altında yatanlara hesabını verebilirsiniz” diyen Erdoğan, şehir hastaneleri projesini de bürokratik oligarşi ve yargı sebebiyle hayata geçiremediklerini savundu.

Tayyip Erdoğan'ın yakındığı kuvvetler ayrılığının bizdeki kökeni ta 1868'e dayanır. Abdülaziz uzun Avrupa seyahatinin dönüşünde Sadrazam Âli Paşa'ya bir ferman hazırlatır ve Tanzimat Fermanı'ndan iki yıl önce 1837'de II. Mahmud zamanında kurulmuş Meclis-i Vilayat-ı Ahkâm-ı Adliyye adlı kuruluşu lağvedip, Şurayı Devlet ve Divan-ı Ahkâm-ı Adliyye isimli iki kurul oluşturur. Bunlardan Şurayı Devlet hem kanun ve nizamnameleri yapma yetkisine sahipti, yani hem bir çeşit teşri (yasama) görevi vardı, hem de idare ile adliye arasındaki ihtilafları çözecekti, yargı yetkisine de sahipti. Divan-ı Ahkâm ise sadece yargı görevi yapacaktı. Şurayı Devlet 28 Müslüman, 13 Gayrimüslim âzâdan müteşekkildi. ilk Şurayı Devlet Reisi Midhad Paşa oldu.

Divan-ı Ahkâm-ı Adliye Nizamname-i Esasisi'nde (ana tüzüğünde) Divan'ın amacı bugünkü dille şöyle ifade edilmişti : "Devlet ve Milletin ahvalinin düzelmesi ve ahalinin hukukunun (hakları nın) teminat altına alınması hususunda Padişahın, her zaman ve mütemadiyen gösterdiği gayretler ve bu yoldaki azimkâr ilerlemenin hayırlı neticelerinden olmak üzere, adliyye işlerinin, yürütme erki olan hükümetten büsbütün ayrılması suretiyle, yargılama ve duruşmalarda kul haklarının bir kat daha emniyete kavuşturulması, yani yürütme ile görevli hükümetin bu türlü işlere karışma yetkisinin adalet ve hakkaniyetin gereği gibi tedvir edilmesi için çıkabilecek engellerin doğmasının önlenmesi Padişah katında doğru ve uygun görülmüş bulunduğundan, çıkarılacak irade ile kanuni davalar için en büyük mahkeme olarak Divan-ı Ahkâm-ı Adliye kurulmuştur. Divan iki daireden ibarettir, biri ceza, diğeri hukuk dairesidir.”

Abdülaziz adı geçen fermanı çıkartırken “Her kim olursa olsun, hangi millete mensup bulunursa bulunsun Şurayı Devlete dahil olmalarını isterim, bu heyet Suriyelilerin, Bulgarların, Boşnakları n velhasıl cümle anasırın (unsurların) erbab-ı iktidarı (ileri gelenleri) için müşterek bir merkez teşkil etmelidir” diyordu.