Mustafa Suphi

 Mustafa Suphi ve yoldaşlarının Karadeniz’de boğuldukları günü, 28 Kânunisani’yi unutma!

28KanunusaniNâzım Hikmet'in "Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim" isimli kitabından bir bölümle başlayalım Mustafa Suphi'lerin katlini anlatmaya:

“— Beni iyi dinle Ahmet, −sesini kıstı− Mustafa Suphi'leri öldürdüler.
— Kim bu Mustafa Suphi'ler?
— Türk Bolşevikleri.
— Nerde, nasıl öldürdüler? Niçin öldürdüler?
— Bolşevik oldukları için.

Çamlık bir tepeye gelmişiz. Yusuf:

— Rusya'dan cağırmış adamları Mustafa Kemal, dedi. Suphi esir kalmış Rusya'da, sonra Bolşevik'lere katılmıştı. Aralarında İstanbul'dan gelenler de varmış. Bakü'de bir Kongre mi yapılmış da onun için gitmişler oraya.
— Sonra?
— Davetiyeyi alınca Mustafa Kemal'den, gelmişler sonra. Kâzım Karabekir Paşa karşılamış.

Çamların altına oturduk. Hava da bir güzel. Karadeniz’den bir de yel esiyor, püfür püfür.

— Erzurum'da hacılara, hocalara, ite, köpeğe, 'Muhafazayı Mukaddesat Cemiyeti' diye galiba bir cemiyet kurdurmuşlar. Daha şehrin kapısında yuhalamış, taşa tutmuşlar Suphi'lerin yaylılarını. 'Camilerimize eşek bağlayacaklar!', 'Karılarımızın başını açacaklar!', 'Bize şapka giydirecekler!' diye bağırırlarmış. Karabekir de, silahlarını alıp Trabzon'a sevk etmiş Suphi'leri.

Karadeniz sağa, sola, ileriye bomboş uzanıp gidiyor alabildiğine. Ne bir vapur dumanı, ne bir yelken.

— Burada hepsini, Değirmendere'de,  geceleyin bir motora bindirmişler. Ocak ayının 28'inde oluyor bu iş. Burda bir Yahya Kaptan var, kayıkçılar kâhyası, it mi it. Topal Osman'ın adamı. Suphi'lerin motoru az açıldıktan sonra, Yahya Kaptan adamlarını başka bir motora yüklüyor. Bunlar Sürmene açıklarında rampa ediyor öteki motora. Suphi'ler 15 kişiydi diyorlar. Suphi karısını da getirmiş. Kan Rus. Boğuşma iki saat kadar sürmüş, diyorlar. Bir aralık Suphi bir tüfek geçiriyor eline. Tam ateş edecek, Trabzon itlerinden Faik adında bir hergele, arkasından, ensesinden, tabancayla vuruyor Suphi'yi. Ötekileri de bıçaklayıp, boğup, ayaklarına taş, demir bağlayıp denize atıyorlar. Rus kadınını Trabzon'a getirmişler. Güzel kadınmış. Yahya'nın evinde hapis. Burada, bu iş üstüne, bir şeyler olacak diye korkuyor hâlâ Ankara.
— Trabzon'da bizden kimse var mı?
— Bilmem Ayın-Pe (Askerî polis) tetikte.

Karadeniz hep öyle bomboş, apaydınlık yayılıp gidiyor."

Ankara'nin korkusu boşunadır. Mustafa Suphi ve yoldaşlarının ölumüne "Sovyet Rusya"dan bile "tepki" gelmez. Dönemin özellikleri gereği boğuntuya getirilir katliam...

Mustafa Suphi katledildiğinde 39 yaşındadır. Bu kısa yaşama çok şey sığdıran Mustafa Suphi, Giresun'da 1822 yılında doğdu. İlköğrenimini Kudüs ve Şam'da, liseyi Erzurum'da tamamlayan Mustafa Suphi, İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirir. Ardından Paris'e gider ve Siyasal Bilimler Okulundan mezun olur.

MustafaSuphi-crParis'te öğrenci iken Tanin gazetesinin muhabirliğini yapan Mustafa Suphi İstanbul'a döndükten sonra sırasıyla Tanin, Servet-i Fünûn ve Hak gazetelerinde yazılar yazar. Hukuk ve iktisat dersleri de veren Mustafa Suphi. 1911 yılında İtalya'nin Osmanlı topraği olan Trablusgarp'ı işgal etmesi üzerine "Vazif-i Temdin (Uygarlaştırma Görevi)” isimli bir kitap yayınlar. İfham gazetesinin yazıişleri müdürü iken 1913 yılında Sadrazam Mahmut Şevket Paşa'nın öldürülmesi üzerine İttihat ve Terakki'nin muhaliflere karşı başlattığı sindirme hareketinden Mustafa Suphi'nin payına sürgün düştü. Sinop' a sürüldü. 24 Mayıs 1914'da Sinop'tan on arkadaşı ile birlikte Rusya'ya kaçtı. Sivastopol'dan Kırım’a geçti. I. Dünya Savaşı ile birlikte yeniden sürgün günleri başladı. Çar hükümetince önce Kaluga'ya oradan da Ural'a sürüldü. Sürgün sırasında Bolşeviklerle tanışan Mustafa Suphi 1917 Ekim Devrimi ile Moskova'ya geldi. Temmuz 1918'de Moskova'da yapılan “Türk Sol Sosyalistleri 1. Kongresi”nde başkan seçilen Mustafa Suphi, Kasım 1918'de yapılan Müslüman "Komünistler 1. Kurultayı"nda "Doğu Halkları Merkezî Bürosu" başkanlığına seçildi.

Nisan 1918'den itibaren Yeni Dünya gazetesini çıkarmaya başlayan Mustafa Suphi, Mart 1919’da yapılan III. Enternasyonal 1. Kongresi'ne Türkiye delegesi olarak katıldı. Bağımsız bir devrimci örgüt kurmak için çalışan Mustafa Suphi, Mayıs 1920'de Azerbaycan’da Sovyet devrimi olunca Bakü'ye geldi. 1 Eylül 1920'de Bakü'de toplanan "Doğu Halkları Kurultayı"nın ardından 10 Eylül 1920'de yine Bakü'de "Türkiye Komünist Partisi 1. Kongresi" toplandı. 74 delege ile toplanan kongrenin sonunda Mustafa Suphi TKP'nin başkanlığına, Ethem Nejat da genel sekreterliğe seçildiler. Mustafa Kemal ile mektuplaşan Mustafa Suphi, işgal altındaki Türkiye'ye "Büyük Millet Meclisi ile temas" amacıyla geçer. 28 Aralık 1920'de Kars'a gelen Mustafa Suphi ve Türk komünistleri Kâzım Karabekir tarafından resmî törenle karşılanır. Ankara'ya dogru gitmeye hazırlanan Mustafa Suphi ve yoldaşları Erzurum'a gitmeye zorlanırlar Kâzım Karabekir tarafından. 18 Ocak'ta Erzurum'a gelen Mustafa Suphi ve 17 yoldaşı orada daha önceden planlanan gösteri ve saldırılarla karşılanırlar. Ve, Mustafa Suphi ve yoldaşlan “Trabzon yoluyla hudut dışına atılmak üzere" Trabzon'a doğru yola çıkarılırlar. Maçka'dan Trabzon'a 28 Ocak'ta gelen Mustafa Suphi ve yoldaşları Trabzon limanında tıpkı Erzurum'daki gibi önceden planlanan gösteri ve saldırılarla karşılanır.

Akşama doğru Yahya Kaptan'ın motoru ile Karadeniz'e doğru açılan Mustafa Suphi ve yoldaşları Sürmene açıklarında öldürüldüler.

İşte Mustafa Suphi'nin kısa ama dolu yaşamının öyküsü böyle noktalandı.

Nâzım Hikmet'in "isimlerini aklında tutma" dediği on dört yoldaşı, on dört komünistin isimlerini bir kez daha anarak bitirelim yazıyı.

On dört yoldaş: Ethem Nejat, Hilmioğlu İsmail Hakkı, İsmail Hakkı, Bahaeddin, Kazım Hulusi, Mahsut Ekşi, Hayrettin, Emin Şafak, Mehmet Ali, Tevfik, Halitoğlu Mehmet, Mustafaoğlu Mehmet, Kazım ve Cemil Nazmi idiler.

Sonra... Sonrası bildiğiniz hikâye! Bu "deniz kazası" tarihin karanlıkları içinde bir "yeni kaza" olur. Bu faili meçhul (!) cinayetin katilleri de ne tesadüftür ki peş peşe öldürülür: Faik Reis, Yahya Kaptan ve Topal Osman...

Ve hâlâ faili meçhul olan bu katliamın üstündeki perde hâlâ kaldırılmamıştır. Ancak "onlar" da haklıdır... Bunca perdeyi kaldır kaldır bitmeyecektir. En iyisi bütün bu perdelerin üstüne bir büyük perde çekilmesi... Ört ki, ölem!

Feza Kürkçüoğlu, Kızılcık, Sayı 1 (Ocak 2000).