Türkiye Fransa’ya çok benzer (II)

erzurum1904-bw-cr1906 ERZURUM İSYANI

Valiler, mutasarrıflar, kaymakamlar, defterdarlar, muhasebeciler, mal müdürleri ve özetle devletin bütün görevlileri para-pul ve rüşvetten başka bir iş için elini bile oynatmaz olmuştu. Devletin mahallî karakteri bu olunca mahallî halk ayaklanmalarını bastırmak mümkün oluyordu, fakat önünü kesmek, sürekliliğini engellemek mümkün olamıyordu. Ocak ayındaki Kastamonu vergi ayaklanmasını Şubat 1906'da başlayan Erzurum ayaklanması izledi. Ve Erzurum'da ayaklanma çok sert oldu.

Erzurum'da ayaklanmanın öncülüğünü şehrin varlıklı tüccar sınıfı yapıyordu. Tacirler halkın aç, askerin çıplak, memurun sefil-perişan durumunu gerekçe gösterip vergilerin nereye harcandığının hesabını soruyordu. Çünkü şehirde ticaret durmuştu. Oysa Erzurum tarihin o döneminde çok işlek bir ticari kavşak noktasıydı. (Münip Yıldırgan, 1904 [sic] Erzurum İsyanı Hatıraları, s.28.)

Erzurum tüccarlığı sürekli zenginleşen, sermaye biriktiren, hızla burjuvalaşan bir sınıfsal pozisyondu. Ve yine Erzurum ayaklanmasının dikkat çeken bir başka ve çok önemli özelliği; ayaklanmayı yöneten özel bir örgüt yaratmış olmasıydı. Başka bir deyimle ayaklanma kendini örgütlemişti. Bu örgüt bütün halka imzalattığı bir bildiride şunları yazıyordu:

“1) Erzurumdan her ne suretle olursa olsun bundan sonra İstanbul'a para gönderilmeyecek; şehrin vergi hasılatının bütünü şehrin ve ordunun ihtiyaçları için sarf olunacaktır.

2) Hayvanat-ı Ehliye ve Şahsi Vergi kanunlarından bu hudut mıntıkası istisna edilecektir."

Bildiri bir yönüyle Osmanlı devlet yönetimine verilmiş bir "halk muhtırası" özelliğindeydi. Bildirinin bir başka ve çok daha önemli olan yönü, devletin koyduğu vergileri kaldıran bir "karar" niteliği taşımasıydı. Demek ki bu örgüt aynı zamanda mahallî bir devlet örgütlenmesi niteliğindeydi. Bu niteliğinden hareketle Erzurum ayaklanmasını örneğin 1871 Paris Komünü ile karşılaştırmak mümkün gözükmektedir. Paris Komünü'nde ayaklanmanın kendine yarattığı devlet Fransa'nın köklü kurumsal belediyeciliğinden, Erzurum'da ise aşiret yapısından çıkıyordu.

Erzurum tüccarından 13 temsilci Osmanlı hükümetine yazılmış "halk muhtırası"nı vaIiye sundu. Muhtıra; yeni vergilerle birlikte Hicaz Demiryolu için alınan ek verginin de kaldırılması istiyordu. (Münip Yıldırgan, 1904 [sic] Erzurum İsyanı Hatıraları, s.28.)

Vali Nâzım Paşa muhtırayı alırken halkın isteklerini yerine getireceği sözünü verdi fakat yapmadı. 2 Mart'ta İstanbul'a çektiği telgrafta, isyanı “bir kaç kışkırtıcının işi” diye niteledi. (Mehmed Nusret, Tarihçe-i Erzerum Yahut Hemşehrilere Armağan, s. 58.)

Hükümet'ten gelen yanıt ise 12 Mart 1906 tarihliydi ve her iki verginin de toplanması yönündeydi.

Erzurum ayaklanmasını “Can Veren” örgütü yönetmekteydi. Örgüt Erzurumlu celepler ile İttihatçılar tarafından müşterek kurulmuştu. Örgütün adı, o çağın tüm ayaklanmalarını yöneten siyasi örgütler gibi militer yapıda bir örgütlenme olduğunu gösteriyordu. Hükümetin olumsuz yanıtı üzerine örgüt Valinin görevden alınmasını istedi. Esnaf ve tüccar, isyana destek olmak için dükkân kapattı. 13 Mart günü telgrafhane işgal edildi. (EO. 424/210, Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'a, Erzurum, 29 Mart 1906, Further Correspondence Respecting Asiatic Turkey, No.8984, s. 16.)

Vali, halkı yatıştırması için Erzurum Müftüsünden yardım istedi. Müftü Valinin isteğini reddetti ama bununla yetinmedi, vergilerin zaten İslama aykırı ve ayaklanmanın da hak olduğunu belirten bir fetva yayınlayarak isyancılara katıldı. (Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, 1/1, s.338.)

Erzurum'daki askerî birlikler komutanlarının ve Valinin emirlerine uymadılar. Bu yüzden isyan bastırılamadı.

Erzurum vilayetinde 18 Mart'ta gösteriler yeniden alevlendi. İsyan Müslümanlarla Ermenileri birleştirmişti. İstanbul'un ilgisiz kalması halkın tepkisini daha da şiddetlendirdi. Yeni vergileri tanıtan duvar afişleri yırtıldı. (Başbakanlık Arşivi, İrade-i Hususi, 24 Muharrem 1324/20 Mart 1906 ve Nr.103.)

28 Mart'ta Valinin görevden alınması isteği yinelendi. Erzurum'un tüm dükkâncıları kepenk indirdi. Okullar kapandı. Memurlar iş bıraktılar. Protestolar 10 gün sürdü. Şehrin kontrolü tamamen halkın eline geçti. Devlet otoritesi ortadan kalktı. (Münip Yıldırgan, 1904 [sic] Erzurum İsyanı Hatıraları, s. 29.)

Erzurum'da olan biten, düpedüz bir “kent devrimi”ydi.

Mahallî devlet pozisyonu kazanan “Can Veren” örgütü Valinin hükümetle yazışmalarında gerçekleri hepten gizlediğini ve çarpıttığını saptadı. Örgüt Vali Nâzım Paşa'nın özel telgraf hattını keserek İstanbul'la irtibatını kopardı ve Valiyi göz hapsine aldı. Bu noktada durumun ciddiyeti İstanbul’da farkedildi, hükümet Erzincan'daki 4. Ordu Kumandanı Müşir Çerkes Mehmed Zeki Paşa'dan Erzurum'a askerî birlik göndermesini ve isyanı bastırmasını istedi. (EO. 424/210, Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'a, Erzurum, 12 Nisan 1906, Further Correspondence Respecting Asiatic Turkey, No.8984, s.35.)

Mehmed Zeki Paşa Erzurum'a gitmeyi reddetti. Çaresiz kalan Hükümet, halkı yatıştırmak için Valiyi görevden aldı. (agy., s.35.)

Ardısıra kesilmeden sürüp giden isyanlar halk kitleleri için bir siyasi okul işlevi görmekteydi. Erzurum isyanı da halkı siyasileştiriyordu. Kent 1905'te Rusya'da meydana gelen devrimci olayları, Makedonya'da Batılı devletlerce kurulan ekonomik denetimin Erzurum'da da kurulmasını konuşuyordu. (agy., s.35.) 

İsyanlar sürüp gittikçe halkın istekleri de çoğalıyor, genişliyor ve siyasi içerik kazanarak bir rejim değişikliği talebine dönüşüyordu. Ermenilerden alınan Bedel-i Askeriye Vergisi'nin azaltılması, Hamidiye Kürt birliklerinin lağvedilmesi, hükümet tarafından müteahhitlere ve askerlere maaş yerine verilen senet ve kuponların ödenmesi, yerel memurların hareketlerinin ve vilayet bütçesinin sıkı denetim altına alınması halkın acil talepleri arasına giriyor ve her biri köklü bir devlet reformunu gerektiriyordu. Vekaleten atanan yeni Vali Ferik Şevket Paşa geçici bir önlem olarak vergilerin “şimdilik” kaydıyla kaldırıldığını ilan etti. Ama olaylar bitmedi, devam etti. (Akt: M.D., s. 27)

Hükümet Erzurum'a bir heyet gönderdi. Heyet de halkı yatıştıramadı ve hükümete verdiği raporda, ilginç bir noktaya dikkat çekti: “Olaylar tek merkezden yönetiliyor”du.

Atanan asli Vali Mehmed Ata Bey 3 Mayıs'ta Erzurum'a geldi. Halkın ödemeyi reddettiği vergileri toplama emrini verdi. Ayaklanmanın önderleri hakkında kovuşturma başlattı. İstanbul'dan verilen kovuşturma emrinde ayaklanmanın tek bir merkezden, İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin Paris'teki merkezinden yönetilmekte olduğu söylenmekteydi.

1906 Nisan ayı başında ayaklanma Bayburt, Narman ve Hasankale'ye yayıldı. Daha sonra vergi ayaklanmaları Trabzon, Sivas, Giresun, Kayseri ve Anadolu'nun diğer ticaret merkezlerine de sıçradı. (Hürriyet, 29 Kasım 1950'den nakleden, Tarık Zafer Tunaya, Türkiye'de Siyasi Partiler, 1859-1952, s. 142.)

1906 Nisan ayında Kastamonu, Musul, Erzurum, Sivas ve diğer illerde başgösteren ayaklanmalar Makedonya'da da görüldü. Haziran ayında yine Anadolu'da Zeytun'da büyük bir huzursuzluk yaşandı. Trabzon'da da yeni vergiler nedeniyle ancak askeri destek ile bastırılabilen ciddi bir halk ayaklanması patlak verdi. Birlikler ayaklanmayı bastırabildilerse de, vergilerin toplanmasını sağlayamadılar. Halk tarafından yapılan gösteriler sonucu Vali Reşad Bey şehri terk etmek zorunda bırakıldı. (Mahmut Goloğlu, Trabzon Tarihi: Fetihten Kurtuluşa Kadar, s.232-234; Petrosian, Sovyet Gözüyle Jön Türkler, s.234-238; Zafer Kars, Belgelerle 1908 Devrimi Öncesinde Anadolu, s.21; "A Trebizonde", Pro Armenia, 5 Haziran 1906, s.910; “Le Mouvement Turc", Pro Armenia, 5 Kasım 1906, s.991.)

Erzurum'daki huzursuzluk 1906 yılının 21 Ekim'inde yeniden alevlendi. Halkın artık kurulu düzeni hedef almaya başladığı görülüyordu. Şehir polisi ve jandarması halkın üzerine ateş açtı. Çok sayıda ayaklanmacı öldürüldü. Halk, şiddete şiddetle karşılık verdi. Pek çok jandarma ve polis, hatta Jandarma Kumandanı da öldürüldü. ("Les evenements d'Erzeroum", Pro Armenia, 20 Kasım 1906, s.997-998. Akt: M.D.)

Ayaklanmanın önde gelen liderleri olarak İstanbul'a 22 isim ihbar edildi. Listede Erzurum müftüsü Hacı Lütfullah Efendi, önde gelen tüccar ve avukatlar ve İttihad ve Terakki Cemiyeti ile bağlantısı bulunan, yasadışı “Can Veren” örgütünün lideri Durak Bey de vardı. (Başbakanlık Arşivi, İrade Dahiliye, 25 Şaban 1324/14 Ekim 1906, 1, Numara 18.)

22 Ekim'de İstanbul'dan gelen emirde listedeki önderlerin sürgüne gönderilmeleri emredilmişti. (1908 Devrimi'nden sonra, 1912 Genel Seçimleri'nde Hacı Lütfullah Efendi Meclis-i Mebusan'a bağımsız Erzurum Mebusu olarak girecektir. Avukat Seyfullah Efendi ise Devrim'den sonra, hem 1908, hem de 1914 Genel Seçimleri sonucu Meclis-i Mebusan'da Erzurum'u temsil etti. Feroz Ahmad ve Dankwart A. Rustow, İkinci Meşrutiyet Döneminde Meclisler, 1908- 1918, s.278; "Le Mouvement Turc a Erzeroum", Pro Armenia, Şubat 1908, 5.1231.)

Aynı gece, tutuklananların sayısı altmışı buldu ve Erzincan'a doğru yola çıkarıldılar. (Mahmud Nedim Ulusalkul, İstibdad Aleyhinde Türk Ulusunun İlk Hareketi: Erzurum İhtilâli, s.21; EO. 424/210, G. Barclay'den Sir Edward Grey'e, Beyoğlu, 25 Ekim 1906, Further Correspondence Respecting Asiatic Turkey, No.8984, s.135.)

Ertesi gün halk vilayet konağını kuşattı, sürgüne gönderilenleri Erzurum'a geri istedi. Vali, hükümet konağından kaçarak gizlendi, fakat yakalanarak İbrahim Paşa Camii'ne hapsedildi. İlerleyen saatlerde, isyancı topluluk, Gürcü Kapısı Karakolu'na sığınmış olan Başkomiser Tevfik Bey, oğlu İkinci Komiser Tahir Efendi ve Polis Abdülgani'yi Karakol'dan çıkarıp, çarşı ortasında döverek öldürdü, cesetlerini sokaklarda sürüyerek gezdirdi. Jandarma, galeyana gelmiş halka müdahale etmedi. (Mahmud Nedim Ulusalkul, İstibdad Aleyhinde Türk Ulusunun İlk Hareketi: Erzurum İhtilâli, s.21-22.)

Tüm bunlar, sivillere ve mallarına zarar verilmeden gerçekleşti. (M. Sabri, Anadolu Kıyamları, s.71-72; “Bahaeddin Şakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre İttihad ve Terakki: 152", Milliyet, 27 Eylül 1934, s.2.)

Hapsedilen Vali ölüm tehdidiyle sürgündekileri geri çağırmaya zorlandı. Sürgünler o gün geri getirildi. (Mahmud Nedim Ulusalkul, Erzurum İhtilâli, s.22.)

Ertesi gün dükkânlar açıldı, Vali serbest bırakıldı. 29 Ekim 1906 tarihli, bir irade ile Vali Mehmed Ata Bey görevden alındı ve yerine Harput Valisi Mustafa Nuri Bey atandı. (Başbakanlık Arşivi, İrade Dahiliye, 11 Ramazan 1324/29 Ekim 1906, Nr. 24'den nakleden, Muammer Demirel, İkinci Meşrutiyet Önceni Erzurum'da Halk Hareketleri, s.37 74-74; Mahmud Nedim Ulusalkul, İstibdad Aleyhinde Türk Ulusunun İlk Hareketi: Erzurum İhtilâli, s.26.)

Bu gelişmelerden sonra Erzurum halkı, rejimi eleştirmeye başladı, hatta devletin topyekûn reddedildiği bir çizgiye gelindi; yönetimin vergi koyma hakkı halk tarafından tartışmaya açıldı. (FO. 424/210, Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'a, Erzurum,' 15 Haziran 1906, Further Correspondence Respecting Asiatic Turkey, No:8984, s.61.)

Bu düpedüz, bir devrimin eşiğine gelmek demekti.

1906'da Haziran sonunda Bitlis'te patlak veren ayaklanmada halk bir polis komiserini öldürdü, valiyi de yaraladı. Postahane'yi ele geçiren halk, hükümetin şiddet kullanma tehdidine, şiddetle karşılık verdi. Hükümet Valiyi görevden aldı. (Fransız Dışişleri Bakanlığı belgelerinden aktaran, Ömer Sami Coşar, "Çakırcalı Mehmet Efe: 7," Milliyet, 2 Haziran 1973, s.5.)

Aynı yılın Temmuz ayı ortalarında Samsun'da da bir halk ayaklanması çıktı. Ciddi çatışmalar ve halktan ölenler oldu. (Pro Armenia, 20 Kasım 1906, s.997.)

Ankara'da da sivil itaatsizlik benzeri ayaklanma hareketleri oldu. Halk valiyi istemedi, vergilerin kaldırılmasını talep etti. Hükümet boyun eğdi. (Mechveret, No. 178, 1 Ağustos 1906, s.8'den nakleden, H. Zafer Kars, Belgelerle 1908 Devrimi Öncesinde Anadolu, s.19.)

Eylül ve Ekim'de İzmir'de, yurt dışındaki devrimci hareketle bağlantıları vardır diyerek yedi Ermeni tutuklandı. Türk, Rum, Musevi ve Ermeni bir çok isyancı hapse atıldı. ("A Smyrne", Pro Armenia, 5 Kasım 1906, s.990.)

1907 ERZURUM İSYANI

Erzurum'da isyan 1907'de legalleşti, kurumsallaştı, siyasi hedefe kilitlendi. Vergilerin kaldırılması, savaşan ve kazanan halkın kendine olan güvenini artırmıştı. Yeni konulan meslek ve ticaret temettü vergisine de itiraz vardı, toplanması için ısrar edilmesi isyanları yeniden başlatabilirdi. (HO. 424/213, Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'a, Erzurum, 1 Temmuz 1907, Further Correspondence Respecting the Affairs of Asiatic Turkey, No.9305, s.30.)

Keza Erzurum'da Sabah-ül-Hayr adında aylık bir devrimci dergi yayına başladı. (“Entre Armeniens et Turcs", Pro Armenia, 5 Ekim 1907, s.1165.)

Kentin bu hassasiyetini ölçen saray, ajanlarını Erzurum'dan çekti.

1907 yılında Erzurum'da İTC'nin yerel unsurlarının yayınladığı bildiri ve gazeteler artık siyasal program basıyordu. İTC'nin yayınlarında; ülkedeki genel durum ele alınıyor, talepler sıralanıyordu. Talepler bir rejim değişikliğine odaklanmıştı. Kanun-u Esasi'nin ilanı, ırk ve din ayrımı gözetilmeden bir meclise dayalı meşruti bir rejimin kurulması, halkın çıkarları doğrultusunda çalışacak temsili bir hükümetin iş başına getirilmesi istenmekteydi. Programda ayrıca, Hükümetin müdahelesinden muaf tutulmuş bağımsız bir yargı sisteminin kurulması da belirtilmişti. Vilayet şuralarının oluşturulması, üyelerinin din veya ırk farkı gözetilmeksizin seçilmesi ve bu şuraların vilayet bütçelerini denetlemesi de teklif ediliyordu. ("Le Mouvement revolutionnaire turc", Pro Armenia, 5 Ocak 1908, s.1217.) 

Neredeyse tüm halk kitlelerinin ortak isteğini seslendiren bu talepleri karşılayacak bir siyasal dönüşüm, burjuva demokratik bir devrimden başkası olamazdı. 1907'nin yaz aylarında Erzurum’da dağıtılan bildirilerde Abdülhamid yönetiminin despotizminden, yüksek rütbeli memurların satılmışlığından, ülkenin demiryolu inşaası hakkı, kömür ve maden yataklarını işletme hakkı gibi zenginliklerinin değişik isimler altında yabancılara açıkça satılmasından söz ediliyordu. Bildirilerde sloganlar, "rejimi yıkalım ... [ülkeyi] alçak zalimlerden kurtaralım," biçimini almıştı: "Bu despot rejimden ancak Müslüman ve Hıristiyanlar arasındaki dostluk ve kardeşliğin güçlenmesiyle kurtuluruz” denilmekteydi.

İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin Erzurum Şubesi 1907 Kasım'ında şehirde bir bildiri dağıtarak mevcut "baskıcı ve mutlakiyetçi hükümet şeklini" devirmek için her dine mensup Osmanlı vatandaşlarını birleşmeye davet etti. Bildiride halk; artık başka çare kalmadığı için kurulu düzene zor kullanarak karşı çıkmaya çağrılıyordu. Bu bildiri, Anadolu'nun diğer yerlerinde de su yüzüne çıkmış olan örgütlü bir başkaldırının kesin işaretlerinden biriydi. (Hüsamettin Ertürk, İki Devrin Perde Arkası, s.63.)

25 Kasım günü Erzurum'da elli-altmış kişi devrimci propaganda faaliyetinde bulunmakla suçlanarak tutuklandı. Bütün bu tutuklular yasadışı İttihad ve Terakki Cemiyeti (İTC) üyesi olmakla suçlanıyordu. (398 Numaralı Mektup, Dr. Bahaeddin Şakir'den Dördüncü Ordu'da bir subaya, Paris, Ekim 1907; İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin Yazışmalarına Dair, Defter l'den nakleden, Ahmed Bedevi Kuran, İnkılap Tarihimiz ve İttihad ve Terakki, s.239-240.)

İTC'nin etkinliği geniş halk katmanlarına yayılmıştı, zenginleşme dinamiğini yakalamış ve burjuvalaşma yoluna girmiş etkin mahallî unsurları örgütlemişti ve aynı zamanda Osmanlı devlet bürokrasisine de geniş ölçüde nüfuz edebilmişti. Hükümet; tutuklanan sivillere ek olarak, Erzurum'daki Kolordu Kumandam Erkân-ı Harb Mirlivası Ahmed Abuk Paşa ve Rus Hudut Kumandanı Erkân-ı Harb Miralayı Fahri Bey'in tebdilini, Hüsamettin Ertürk ve tüm subayların da tutuklanmasını istemişti. Fakat, Erzincan'daki Dördüncü Ordu Müşiri Zeki Paşa buna izin vermemişti. ("Le Mouvement revolutionnaire turc", Pro Armenia, 5 Ocak 1908, s.1218; Mahmud Nedim Ulusalkul, İstibdad Aleyhinde Türk Ulusunun İlk Hareketi: Erzurum İhtilâli, s.38.)

Bu da ordunun artık hükümeti dinlemez bir noktaya geldiğini gösteriyordu. Cemiyet gerçekten de ordu üst kademelerinde güçlü bir örgütlenme gerçekleştirmişti. Sadece Erzurum bağlamında bakılacak olursa; İttihad ve Terakki Cemiyeti merkezi 1907 yılı Ekim ayında, Çerkez Mehmed Zeki Paşa'ya bir mektup göndererek Dördüncü Ordu'da bir İttihad ve Terakki Cemiyeti şubesi kurulmasını rica etmişti. ("Les Musulmans contre Hamid", Pro Armenia, 20 Aralık 1907, s.1205; Mehmed Nusret, Tarihçe-i Erzerum Yahut Hemşehrilere Armağan, s.70.)

Daha da fazlası, tutuklananlardan Seyfullah Efendi'nin üzerinde yeni bir anayasanın ilanından ve bir Meclis kurulması gereğinden bahseden çeşitli belgeler ele geçirilmiş olmasıydı. (EO. 424/213, Sir Nicholas O'Conor'dan Sir Edward Grey'e, Beyoğlu, 19 Kasım 1907, Further Correspondence Respecting the Affairs of Asiatic Turkey, No.9305, s. 186.)

Ayaklanma, ancak hareketin tüm liderlerinin tutuklanması ve Hükümet'in Erzurum'a takviye birlikler sevketmesiyle kontrol altına alınabildi. (agy., s.245.; Başbakanlık Arşivi, İrade Hususi, 20 Şevval 1325/26 Kasım 1907, Nr.59'dan nakleden, Muammer Demirci, İkinci Meşrutiyet Öncesi Erzurum'da Halk Hareketleri, s.51; "Les Musulmans contre Hamid", Pro Armenia, 20 Aralık 1907, s.1205; Mehmed Nusret, Tarihçe-i Erzerum Yahut Hemşehrilere Armağan, s.70; Barutçuzade Şevki, Erzurum Valisi Nâzım Paşa'nın Zamanında Olan Vukuat Hatırası, s.275-276; ve Ahmed Bedevi Kuran, Osmanlı İmparatorluğu'nda ve Türkiye Cumhuriyeti'nde İnkılap Hareketleri [İstanbul, 1959], s.39.3'den nakleden, H. Zafer Kars, Belgelerle 1908 Devrimi Öncesinde Anadolu, s.39.)

Bu sırada şehirde; işkencede iki kişinin öldürüldüğü duyuldu. Bu kez eline geçirdiği satır ve baltalarla kadınlar ayaklandı. Erzurumlu kadınların bu girişimi sonucunda seksen tutuklu salıverildi ve polisin gözaltındakilere yaptığı işkence durduruldu. ("Le Mouvement turc", Pro Armenia, 5 Şubat 1908, s.1229; Münip Yıldırgan, 1904 [sic] Erzurum İsyanı Hatıraları, s.32; K.-J. Basmadjian, "Le Mouvement revolutionnaire en Asie Mineure," s.822; ve "Bahaeddin Şakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre İttihad ve Terakki: 131", Milliyet, 2 Eylül 1934, s.2.)

Kaynakça: Kansu, A. (1995) 1908 Devrimi, Elusive Transformation: The Revolution of 1908 in Turkey, Çeviren: Ayda Erbal, İstanbul: İletişim Yayınları.