Demokratik özerklik önerisiyle bir diyalog

Giriş

Diyarbakır’da insanı büyüsüyle içine çeken, güzeller güzeli Suriçi’ndeki Hasan Paşa Hanı’nda BDP’li gençlerle demokratik özerkliği tartışıyoruz. Bu han her kesimden insanı buluşturuyor, müzakereci bir demokratik kamusal alanın mekânsal karşılığı gibi. Gençler heyecanlı, hevesli, eleştiri ve önerilere açık. Onlarla konuşmak, parti yöneticilerinin demeçlerini okumaktan daha keyifli, öğretici ve umut verici. Okullardaki eğitimi soruyoruz. ‘Kürtçe ve Türkçe birlikte öğretilecek. Ama anadil eğitimi yetmez, resmi tarihin okutulduğu ders kitapları olacaksa olmasın daha iyi.’ Devam ediyoruz: ‘Eğitim ve sağlık hizmetleri yerelleşirse bu hizmetleri nasıl vereceksiniz, vergi mi toplayacaksınız? Yerel ekonomiyi nasıl geliştireceksiniz?’ Hepsine sabırla yanıt veriyorlar; bazı soruların yanıtlarından kendileri de emin değiller, samimi bir şekilde itiraf ediyorlar; bazı yanıtlar konusunda anlaşamıyorlar, aralarında parti politikasını en iyi bilen kişiye söz veriyorlar. Ama biz öğrenilmiş cümlelerden ziyade kafa karışıklığından, tutarlı cümlelerden ziyade kararsız ve ikircikli düşüncelerden bir şeyler öğreniyoruz. Diyarbakır’da Kürt sorununu konuşmak Ankara ve İstanbul’dakinden daha farklı. Silahlı çatışmanın, ezilmenin, sevdiklerini kaybetmenin, hayat seçeneklerinin çok kısıtlı olmasının, üstelik bütün bunlara rağmen ayakta kalmanın ve şaşırtıcı derecede hayata bağlı durmanın hali Diyarbakır’ın varoluşu. Acısı çok sert ve yoğun, akıp gidemeyecek kadar. Coşkusu ise etkileyici, hayat dolu, kendini yeniliyor sürekli olarak.

Bir noktada gençlerden biri şöyle diyor: ‘Yeni Anayasa gelsin de gerisi teferruat.’ İşte o zaman karşı çıkıyoruz: ‘Teferruat olur mu? Gerçek siyasetin yolu teferruat dediğin şeyleri düşünmek, formüle etmek, tartışmaktan geçiyor.’ Bu yazının çıkış noktası da bu oldu: demokratik özerklik önerisinin henüz üzerinde yeterince çalışılmamış, ama geliştirilebilir ‘teferruatları’ hem Kürt sorununun çözümü hem de bütün toplumsal muhalefet güçleri açısından alternatif siyaset araçları geliştirmenin bir yolu olabilir.

Demokratik özerkliğin genel çerçevesi: Strateji ve ölçek sorunu

Kürt halkı tarihsel olarak yaşadığı pek çok sorunu ulus devleti kurduğu dışlama mekanizmalarının bir sonucu olarak deneyimlediği için, Demokratik Özerklik önerisinde toplumsal problemlerin temel kaynağını devlet baskısı, çözümü de devletten bir kopuş olarak görmesi, devletin yetkilerinin sınırlandırılmasını merkeze alması doğal.1 Bu analizde ciddi bir doğruluk payı da var kuşkusuz. Türk kimliğinin ve devlet inşasının bir yanıyla Kürt kimliğinin inkârı olarak kurulmuş olması bunun bir göstergesi.2 Ama Kürtler açısından da, iktidar ilişkilerinde ezilen, sömürülen dışlanan diğer sınıflar ve kimlikler açısından da yaşanılan sorunların kaynağı çok daha karmaşık. Kürt nüfusunun homojen olmaması (aşiret ilişkileri, sınıfsal çelişkiler, göç, siyasi ve dinsel bölünmeler) farklı Kürt gruplarının toplumsal ve siyasi deneyimlerinin farklılaşmasına yol açıyor.

Demokratik özerklik metinlerinin söz ettiği devlet baskısını kısmi olarak Kürtçenin eğitim dili olarak tanınmasıyla, Kürt kimliğinin Anayasal vatandaşlık kategorisi üzerinden Anayasa’da tanımlanmasıyla3, gündelik yaşamda Kürtlerin devletle karşılaşma noktalarında (zabıta, polis, devlet dairesi…vs.) Kürtlerin ayrımcılığa uğramamasına dair önlemler alınmasıyla aşma olanakları var. Ancak aşağıda daha ayrıntılı olarak değineceğimiz gibi eğitim ve sağlık hizmetlerinin herkese ulaşamaması, kadınların özgürleşememesi, yerel ekonominin zayıf kalması basitçe ulus-devlet baskısından kaynaklanmadığı için, bu sorunların çözümünün de basitçe merkezi devletten kopuşu gerçekleştirecek yerel özerk alanlardan geçmediğini düşünüyoruz.

Yerel ölçekle demokratikleşme arasında doğrudan içsel bir ilişki olmadığı pek çok kuramsal ve ampirik çalışmayla gösterilmiş durumda.4 Yereldeki güç ilişkilerinin yerel meclislerde hâkim olma tehlikesi, sermayenin merkezi bürokratik aygıtı aşarak, rekabet etmeye zorlanan yerel birimlerde daha serbest hareket etme olanağının artması, siyasi patronaj ilişkilerinin, özellikle mali yerelleşmenin olduğu alanlarda daha da güçlenmesi sorunları yerelleşme reformlarını yaşayan pek çok ülkenin karşılaştığı sorunlar. Ancak bu sorunlar yerelleşmeye karşı merkezileşmeyi ve üniter devlet yapısını savunmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Yerelleşmenin olumsuz yanları olduğu kadar merkezileşmenin de var. Önemli olan ölçek ve strateji arasında özsel bir ilişki kurmadan, farklı ölçekleri stratejik açıdan kullanmaya uygun bir idari yapılanma önerebilmek.5

Demokratik Özerklik metinleri, özerkliğin sadece Kürtlerin değil kendi kimlikleri çerçevesinde özerk yönetim talep eden herkesin (Süryanilerin, Alevilerin…vs.) hakkı olduğunun altını çiziyor. Böylece demokratik özerklik ilkesi, sadece bir Kürt özerkliği olarak değil, daha genelde demokratik katılım talebinde olan herkesin faydalanabileceği bir öneriye dönüştürülüyor. Özerkliğin genişletilmiş ve kapsayıcı bir öneri haline getirilmesini olumlu buluyoruz. Ancak önerinin, İspanya-Bask bölgesi gibi örneklerde olduğu üzere belli milliyetler/kimlikler temelinde şekillenmesini değil, Türkiye çapında bütünsel bir demokratikleşme ve yerelleşme reformu olarak formüle edilmesini öneriyoruz. Aksi takdirde belli bir bölgede güçlü olan herhangi bir kimliğin, grubun…vs. herhangi bir nesnel kritere dayanmadan özerklik ilan edebildiği ve özerklik ilan edilen bölgeye rahatlıkla hâkim olabildiği, hatta pratikte özerkliğin, aynen ulus devlette olduğu gibi bir baskı aracına dönüşebildiği bir durumla karşı karşıya kalabiliriz.6

Biz demokratik özerklik önerisini strateji ve ölçek ilişkisi üzerinden yeniden düşünmeyi öneriyoruz. Temel sorunsalı da şu şekilde formüle ediyoruz: İşsizleri, mavi ve beyaz yakalıları, güvencesiz ve mevsimlik çalışanları kapsayacak şekilde bütün işçi sınıfının, kadınların, Kürtlerin, Alevilerin ve diğerlerinin, kısaca var olan toplumsal bölüşüm ilişkilerinde ve siyaset alanında dışlanan kesimlerin örgütlenmesi, temsil edilmesi ve refahı açısından merkezi ve yerel yönetim arasında nasıl bir yetki ve gelir paylaşımı yapılmalı?

Bölgesel yönetimler ve meclisler

Bu tarz bir yeniden yapılandırmanın ilk koşulu, Türkiye’nin idari şemasının, ekteki listede sadece taslak öneri olarak sunduğumuz şekliyle, bölgelere ayrılması şeklinde gerçekleşebilir (Bizim önerimizde 22 bölge). Kaçınılmaz olarak belli bölgelerde belli etnik ve dinsel kimlikler ağırlıkta olacak; ancak bölgesel yönetimler belli bir kimliğin/grubun çağrısı ve hakimiyetinde olmayacak. Kaldı ki bölgesel meclis tartışmalarında bireyler ya da gruplar örneğin Alevi ya da Kürt kimlikleriyle değil kadın ya da köylü kimlikleriyle öne çıkabilirler tartışmanın içeriğine bağlı olarak (tarımda sulama, tarım işçisi ücretleri, kadın kooperatifi…vs.). Öne çıktıkları bir kimlik diğeriyle çatışabilir de (genç bir Kürt kadının kadın ayrımcılığıyla ilgili sorununu tartışırken geleneksel aşiret bağlarıyla çatışması ya da işçilere etnik kökenleri nedeniyle ayrımcılık yapılıyorsa Kürt işçilerin, çalışma koşullarından önce Kürt kimliklerinin korunması talebinde bulunmaları gibi). Bir bölgede azınlık olan bir grup bir diğerinde çoğunluk olabilir. Bölgesel meclis, kurulduğu bölgedeki bütün grupları, sınıfları, kimlikleri temsil etmekle yükümlü olmalı. Meclisi, sembolik bir temsiliyet ilkesinin uygulanacağı değil, birbirinden yeterince haberi olmayan, ya da birbirinden kopuk şekilde hareket eden grupların birbirilerini tanıma şansı bulacağı, stratejik ittifaklar alanı olarak da düşünüyoruz.7

Bölgesel yönetimleri, neoliberal reformcuların savunduğu perspektiften savunmuyoruz.8 Ülkenin üniter yapısının bozulacağı ve emperyalizmin hareket alanının artacağı argümanı üzerinden merkezi devleti de savunmuyoruz. Bölgesel yönetimleri, yukarıda formüle ettiğimiz sorunsal temelinde, günümüz Türkiye’sinde stratejik açıdan daha elverişli bir mücadele ölçeği olabileceği için savunuyoruz.9 Kapitalist ilişkilerin de emperyalizmin de zaten büyük bir hızla yayıldığı ve her ölçekte olağanüstü bir esneklikle hareket edebildiği, ulus-devlet ölçeğinde devrimlerin yıkıldığı ya da sınırlı sınırlı bir dünyada, farklı ölçeklerde hareket etme kapasitesi geliştiren yerel ve bölgesel sol/sosyalist deneyleri örnek almayı öneriyoruz (bu yazıda tartıştığımız Hindistan, Şili ve Brezilya örnekleri gibi).

Hindistan’ın Kerala eyaletindeki yerelleşme reformu pek çok açıdan meclislerin çalışmasına ilham kaynağı olabilir.10 31 milyonluk Kerala eyaleti 1996 yılında başlattığı ve ‘panchayat’ adı verilen yerel birimlere gelir ve yetki devrinde bulundu. Yerelleşme reformu kapsamında, yüzlerce kişinin katıldığı halk toplantıları yapıldı, bu toplantılar sonucu öncelikli sorun alanları belirlendi, çözümlerin projelendirilmesi ve uygulanması için ise komisyonlar kuruldu. Her yerel birim, bütçesi ölçüsünde ilgili projeleri hayata geçirdi.

Kerala’ya benzer biçimde Türkiye’de bölgesel meclisler açık halk toplantılarının yapıldığı yerler olarak kurgulanabilir. Bu meclislerde, hem bağımsız hem grup temsilcileri (sivil toplum örgütü, siyasi parti, meslek örgütü, dernek, toplumsal hareket, eylem platformu) bulunabilir. Eğer mümkün olursa, Kerala’da olduğu gibi mahalle komiteleri aracılığıyla, meclislere katılımın en üst düzeyde olması için uğraş verilebilir. Nitekim, Demokratik Özerklik taslağında da ‘Demokratik özerklikte siyasi yönetim; tabandan başlayarak köy komünleri, kasaba, ilçe, mahalle meclisleri, kent meclisleri biçiminde demokratik konfederal temelde örgütlenmesini yaparak üstte Toplum Kongresinde temsiliyetini bulur.’ şeklinde ifade edilmektedir. Ancak taslakta eksik olan bu siyasi katılım süreçlerinin çalışma mekanizmalarıdır. Mevcut mevzuatta Türkiye’de yerel katılımı arttırmak için belediyeler bünyesinde mahalle meclisleri ve kent konseyleri kurulabiliyor; ancak çoğu yerde ya işletilmiyor ya da işlevsiz kalıyorlar. Bölge meclislerinin bunlardan farkı ne olacak? Mustafa Sönmez’in de sorduğu gibi: Her bölgenin kendi etnik, dinsel rengi, kurulacak modelin içinde nasıl temsil edilecek, beklentiler nasıl özel çözümlerde karşılığını bulacak?11

Kerala ve Porto Alegre deneyimleri mekanizma sorununa önemli yanıtlar getiriyor: i) katılımın somut yerel kalkınma projelerinin formülasyonu ve uygulaması gibi somut hedeflere tabi kılınması ii) kaynak dağılımı için finansman kararlarının katılımcı hale getirilmesi.

Kerala’da bölge meclislerinde tartışılan fikirlerin somut politika çıktılarına dönüşmesi için belli temalar etrafında komisyonlar kuruldu. Türkiye bağlamında, belirlediğimiz sorunsal çerçevesinde (tekrar edersek toplumsal bölüşüm ilişkilerinden ve siyasi alandan dışlanan kesimlerin örgütlenmesi, temsiliyeti ve refahı için), her bölgenin ihtiyaçlarına göre komisyonlar belirlenebilir. Örneğin evde ve işyerinde kadın-erkek eşitliğini sağlama komisyonu, Alevi kültürünü geliştirme komisyonu, gençler için istihdam yaratma komisyonu, mevsimlik tarım işçilerinin örgütlenme komisyonu…vs. Ayrıca Kerala’da alt kastların temsiliyetini arttırmak için özel komisyonlar kurulması gibi, Türkiye’de belirli bir bölgede azınlıkta kalan gruplar/kimlikler için özel komisyonlar da kurulabilir. Böylece bölgesel eşitsizliklerin giderilmesine katkıda bulunulabilir.

Kerala’daki komisyonların yapması gereken, tartışılan fikirlerin uygulanabilir ve öncelikli projelere dönüştürülmesi göreviydi. Örneğin, Türkiye’de kırsal bir bölgede kadın-erkek eşitliğini sağlama komisyonunun görevleri tarımsal alanda kadın ücretlerinin erkek ücretleriyle aynı seviyeye getirilmesi ve kadınların ücretleri üzerinde söz sahibi olması için gerekli araçları belirlemesi, bunun nasıl hayata geçirileceğini saptaması, gerekli zamanlama, bütçelendirme hesaplamalarını yapması, karşılaşabilecek direnç noktalarını dikkate alması (örneğin işverenlerin, işçi bulma aracılarının itirazı veya patriyarkal ilişkiler) olarak ifade edilebilir.

Katılımın sadece görüş belirtme, öneride bulunma üzerinden değil, sonuç alıcı ve yazının temelindeki sorunsalımız gereği toplumsal bölüşüm ilişkilerine müdahale edici olması için finansman üzerinde de belirli bir kontrol yetkisi gerekiyor. Örneğin Brezilya’da ve Hindistan’da bu yetkinin kullanılmasını kolaylaştıran etkenler, üç ayrı ölçekte merkezi devletin, eyaletlerin ve belediyelerin farklı alanlarda vergi toplama yetkisine sahip olmaları ve merkezi devletin topladığı bazı vergi gelirlerinin yerele aktarılması.12 Porto Alegre’de katılımcı bütçe uygulaması, meclislerdeki vatandaşların belirli bir bütçenin hangi projelere harcanacağına karar vermesini sağlıyor. Katılımcı bütçe uygulamasının yolsuzluklara açık olmaması için ‘açık muhasebe’ adı verilen sistemler aracılığıyla bilgisayarlar üzerinden bütün yerel kurumların, meclislerin ve belediyelerin harcama ve gelir kalemlerinin yayınlanması sağlanabilir.13

Aslında merkezi devlet aygıtının karşılaştığı ve çözüm üretmeye çalıştığı pek çok sorun (karar alma, vergi toplama, politika uygulama, denetim süreçleri) yerel ve bölgesel ölçeğin de sorunları. Demokratik özerklik önerisinin salt siyasi katılım düzeyinde değil bu sorun alanlarında da daha fazla geliştirilmesi gerekiyor. Bu resimde tartışılmaya ve düşünülmeye muhtaç olan diğer yan ise bölgesel yönetim ve katılım mekanizmalarının mevcut idari yapıyla nasıl bir ilişki içerisinde olacağı.

Güçlü yerelleşme için merkezi devlet kapasitesi

Yerelleşme ve bölgeselleşme merkezi devletin rolünü dışlayan eğilimler olarak görülüyor. Oysa, yine Kerala’daki yerelleşme reformunun başarısını araştırmacılar merkezi devlet kapasitesinin etkin kullanımına bağlıyorlar.14 Diğer bir deyişle güçlü yerelleşme reformu, yerelleşme reformunu hayata geçirecek, koordine edecek, gerekli kaynakları ve uzmanlığı sağlayacak bir devlet teşkilatı gerektiriyor. Bu BDP’nin önerdiği Demokratik Özerlik önerisiyle çelişiyor gibi gözükebilir. Ancak biz merkez-yerel ilişkisinin olumsal olduğunu, merkezi devlet aygıtının önerdiğimiz proje bağlamında kendi amaçlarımız için kullanılabileceğini gösteriyor. Devletin heterojen ve çok katmanlı bir yapı olduğu düşünülürse,15 devlet içerisindeki farklı birimler (devlet derken merkezi devletin il özel idareleri, il eğitim ve sağlık müdürlükleri gibi taşra teşkilatını da kastediyorum) demokratik özerkliğin inşasına katkıda bulunabilir.

Kerala’da Devlet Planlama Teşkilatı’nın yerelleşme projesini bir orkestra şefi gibi yönetmesi kilit önemdeydi. Teşkilatın uzman kadrolarının bir kısmı, Kerala’da çok önemli bir sivil toplum hareketi ve örgütü olan KPSS’den (Kashmiri Pandit Sangharsh Samiti) geliyorlardı. Bu kadrolar yerelleşme reformunun bütün aşamalarının eksiksiz bir biçimde gerçekleşmesi için gerekli araştırma, planlama, projelendirme, uygulama ve denetleme süreçlerini tasarladılar. Kampanya ayrıca emekli olmuş pek çok planlama uzmanını, mühendisi, doktoru yerel birimlere göndererek yukarıda sözettiğimiz komisyonlarda gönüllü olarak çalıştırdı. Merkezi devlet aynı zamanda eğiticilerin eğitimi ilkesiyle 100.000 kişiye ulaşacak tarzda bir eğitim programı uygulayarak komisyonlarda moderatör olarak çalışacak kişilerin eğitimini gerçekleştirdi.

Türkiye’deki özerklik modelinde, Devlet Planlama Teşkilatı’nın uzmanları, Çalışma Bakanlığı’nın İş Müfettişleri, Maliye Bakanlığı’nın hesap uzmanları kendi deneyimlerini yerel projelerde çalışacak kişileri eğitmek için kullanabilirler. Kamu üniversitelerinin akademisyenleri ve bölgesel kalkınma ajansları da16 kendi bölgelerindeki meclislere gerekli teknik uzmanlığı sunabilir.

Türkiye’de merkezi devletin çok geniş bir taşra teşkilatı da var. Taşra teşkilatı merkezi bürokrasiye bağlıdır; ama pratikte yerelin içinde işlev gördüklerinden ötürü, bir açıdan yerel aktörler olarak düşünülmelidirler. Pek çok açıdan taşra teşkilatı şu anki durumunda işlevsiz görülebilir; ancak mikro ölçekte faaliyet gösterdiği için yerelleşme projeleri bu faaliyetlerin biriktirdiği deneyimden yararlanabilir. Bölgesel meclislerde merkezi devletin taşra teşkilatının temsilcilerinin de yer alması bilgi aktarımına, devlet ve toplumun kesişim noktalarının artmasına hizmet edebilir. Kerala örneğinde olağanüstü bir çaba sarf edilmesine karşın proje formülasyonu ve uygulamasındaki uzmanlığın yetersiz kaldığını söyleyen yazarların uyarılarına da bir yanıt olabilir.17 Üstelik, devlet memurlarıyla vatandaşları eşit bir düzlemde birlikte çalıştırmak, tarihsel olarak gelişen yabancılaşmış devlet/vatandaş ilişkisinin dönüşümüne de katkıda bulunabilir.

Siyaset ve sınıf ilişkileri

Şili’de, Hindistan’da ve Brezilya’da Porto Alegre’deki yerelleşme deneyimlerinin başarısı güçlü bir sol ya da sosyalist partinin kitleleri mobilize etme kapasitesine de bağlıydı.18 Türkiye’de BDP’nin kitlesel mobilizasyon kapasitesi Kürt halkı açısından çok yüksek. Ama Türkiye’nin geri kalanı için benzer bir kapasiteyi üstlenmiş bir sol parti yok. Yalnız özellikle Kerala örneğinde partinin başarısı sadece kendi üyelerinin halk toplantılarına her tür yaratıcı yöntemle katılımı sağlaması, demokratikleşmeyi tabandan gerçekleştirmesinde değil; sivil toplum içerisindeki diğer kuruluşlarla organik bağ içerisinde yerelleşme reformunu hayata geçirmesinde yatıyor. Bu nedenle Türkiye’de benzer bir reform için, bu reformdan çıkarı olacak gruplar ve örgütlerle iş birliği çalışması hayati önemde gözüküyor.

Kerala gibi eyaletlerin başarısında bir başka neden bölgesel meclislere hakimiyeti hemen kuracak ve azınlıkları dışlayacak güçlü oligarşik kesimlerin, örneğin toprak ağalarının rolü yok, çünkü toprak reformu çok önceden yapılmış. Brezilya’da toprak ağaları güçlü, ama Porto Alegre’de işçi sınıfı ve topraksızlar hareketinin siyasi gücü fazla. Türkiye’de güç ilişkileri ise sermaye sahiplerini, aşiret yöneticilerini, yerel siyasi iktidar odaklarını besliyor. Demokratik özerklik projesini savunanların bu açıdan mülkiyet ilişkileri, toplumsal güç ilişkileri gibi konularda mutlaka söyleyecek sözü olması gerekiyor. Aksi takdirde Mustafa Sönmez’in söylediği gibi fazlasıyla sistem içi, ‘burjuva demokratik bir çerçeve’ olarak kalabilir. 19

Bölgesel meclisler kendi başlarına mülkiyet ve güç ilişkilerini değiştiremez; ama meclislerin üretimi olan kalkınma projeleri bu ilişkilere müdahale edecek, en azından bu ilişkiler içerisinde zayıf olan grupları güçlendirecek nitelikte öneriler geliştirebilir. Örneğin bazı projeler doğrudan örgütsüz kesimlerin, tarım işçilerinin, güvencesiz çalışanların örgütlenme, dernek/sendika kurma çalışmalarına yönelik olabilir. Örgütlenmenin, güçlendirilmiş katılım ve kaynakların yeniden dağılımı gibi iki temel amacın ön koşulu olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle örgütlenmenin bölgesel yönetimlerin demokratik olabilesi için en önemli stratejik hedef olduğunu, meclislerin farklı örgütlenme biçimlerini teşvik etmesi gerektiğini ileri sürüyoruz. Tam da bu yüzden, merkezi devlet kapasitesini kullanan ama bölgesel yerel birimlere dağıtılan güçler aracılığıyla çalışan bir projenin mevcut idari yapılanmaya üstünlüğü olabileceğini düşünüyoruz.

Ekonomi, kalkınma ve bilgi teknolojileri

Demokratik özerklik metinlerinde ekonominin ‘Herkesin kendi işinin ve işyerinin emekçisi olduğu, kadın istihdamına öncelik veren, azami kârı hedeflemeyen kullanım değerini esas alan, anti tekelci, eşitlikçi, dayanışmacı bir ekonomik sistemi oluşturmak gerekmektedir. Ekonomik kaynakların kullanım ve tüketim hakkı Demokratik Özerk Kürdistan'a ait olmalıdır.’ deniyor. Bunun nedeni olarak da insanın ekonomiden kopartılmasının yabancılaşmanın temelinde yatması gösteriliyor. Metnin bu kısmına Kenan Kalyon’un yaptığı eleştirilere katılıyoruz. Kalyon’a göre aşırı komünal vurgu üzerinden geliştirilen ve bir tür kooperatif sosyalizmini andıran model ‘modern ve karmaşık bir toplumda ve karmaşık bir işbölümü altında mülkiyet biçimleri, ekonominin yönlendirilmesi, planlanması, kaynak yaratılması, kaynak transferi, Kürdistan'ın kamucu ve ekolojik bir perspektifle kalkındırılmasının öncelikleri ve işçi denetimi gibi sorunları ıskalıyor.’20

Sosyalist bir perspektiften, temel problemin basitçe ekonomik süreçlerin bütününe herkesin katılımının sağlanmasının olmadığını düşünüyoruz. Özellikle doğu ve güneydoğudaki Kürt bölgelerinde ekonominin gelişememiş olması ve yoksul Kürtlerin ekonomik alandan, işgücü piyasalarından dışlanmış olması, iş olanaklarının sadece güvencesiz, geçici mevsimlik işlerle sınırlı olması, iktisadi faaliyetlerin daha kapsayıcı ve herkesin katılımına açık olması talebini anlamlı kılıyor kuşkusuz. Bu açıdan, Güvencesizler Hareketi tebliğinde yer alan var olan işlerin nüfusa paylaştırılması, istihdam yaratılması ve iş saatlerinin azaltılması gibi taleplerinin demokratik özerklik önerisinin bir parçası yapılabileceğini düşünüyoruz.21 Öte yandan, uzun dönemli bir perspektiften, uzmanlaşma, iş bölümü, teknoloji, planlama gibi araçların demokratik özerklikteki kalkınma hedefleri için kullanılması gerektiğine inanıyoruz. Çalışma sisteminin, bireylerin boş zamanlarında kendi potansiyellerini geliştirmelerini sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi talebinin uzun dönemde varılması gereken en önemli hedef olduğuna inanıyoruz. Bunun için gerekli tüm teknolojik ve otomasyon olanaklarının seferber edilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Bu açıdan 1971-1973 Allende iktidarı dönemindeki Şili’de uygulanan ilgi çekici bir deney ufuk açıcı olabilir.22 Hükümetin verdiği yetkiyle bir grup sosyalist mühendisin, İngilizce sibernetik profesörü Stafford Beer ile birlikte kurduğu Cybersyn merkezi planlama ile yerel işçi katılımını birleştiren bir ekonomik modelin bilgisayar altyapısıydı. Modele göre Şili’nin dört bir yanındaki 500 ayrı millileştirilmiş fabrika önce birbirine sonra da merkezdeki bilgisayara bağlandı. Beer’in tasarladığı algoritmik bir programla her gün fabrikalardan merkeze 7 ayrı sinyal gönderilmesi sağlandı (üretim miktarları, işçi memnuniyeti…vs.). Bir sorun olduğunda öncelikle yerel fabrikalara inisiyatif verildi; sorun giderilemediği takdirde merkezi müdahale yapıldı.

Şili’de fabrikalar birbirine; bütün bu yerel birimlerin de merkeze bağlanması, işçilerin ve merkezdeki mühendislerin ve bürokratların üretime dair bütün enformasyonu şeffaf bir biçimde görebilmesi çok önemli bir nokta. Kanımızca yerelleşme projesinin en önemli ayaklarından biri her yerelin kendi içine kapanması değil, teknik olanaklarla ve ekonomik/sosyal iş birlikleriyle birbirine bağlanması. Bu açıdan köy komünleri ve kendi kendine yeterlik ilkelerinden ziyade (ki isteyen bölgelerde bu deneyimlerin de hayata geçmesi elbette özgür bırakılmalıdır), çeşitlendirilmiş ekonomik yatırımların yapılacağı, isteyenin istediği bölgeye yetenekleri, özlemleri, iş olanakları bağlamında gidip yaşayabileceği, farklı yerel bölgelerin birbirini desteklediği, birbirinden öğrendiği, teknolojik gelişmelerin bütün imkanlarının demokratik katılım ve toplumsal adalet ilkeleri için kullanılacağı bir ağ kurmaktan söz ediyoruz. Ekonomik ilişkilerin istihdama olanak tanımadığı ve mevsimlik işçiliğin yoğun olduğu bölgelerde özellikle yoksul ve işçi Kürtler için böylesi bir ağ oluşturmanın önem taşıdığına inanıyoruz.

Kalkınma süreçlerindeki deneyim aktarımı ve yerel bilginin kullanımını da çok önemsiyoruz. Bu anlamda yine Kerala deneyimine başvurabiliriz. Kerala’daki panchayat’larda belli başarılı pratikler uygulandıysa, bu başarılı deneyimler atölye çalışmaları aracılığıyla diğer yerel birimlere öğretiliyor. İkincisi Kerala’daki komisyon toplantılarında ve eğitim toplantılarında sorunlar tartışılırken köylülerin ihtiyaçları ve fikirleri dikkate alınıyor. Ancak eğitimciler katılımcılardan pek çok şey öğrenirken, aynı zamanda katılımcıların kendi yerel bilgileriyle ve dar çıkarlarıyla sınırlı kalmaması için onların alıştıkları zihinsel evrenin dışına çıkmalarını sağlayacak sorular soruyor, önerilerde bulunuyorlar.

Eğitim ve sağlık hizmeti sunumları

Eğitim ve sağlık alanında, ilgili demokratik özerklik metinlerinin ciddi eksikleri var. Eğitim ve sağlık alanındaki karmaşık sorunların hepsi devletin baskıcı niteliğine bağlanıyor. Eğer bu hizmetler devlet alanından çıkarılacaksa ve metinden çıkarsadığımız kadarıyla piyasa alanına da terkedilmeyecekse, o zaman hizmet sunumunu kim yapacak? Bu hizmetlerin verilmesi için kurulması planlanan maddi ve manevi hayır kurumları çok muğlak bir ifade olarak kalıyor. Ulus-devlet inşa süreci yarattığı pek çok tahribata rağmen kitlesel eğitim eşitliği, kitlesel sağlık, altyapı gibi tarihsel mücadeleler sonucu da kazanılan pek çok hizmeti getirmiştir ve bundan herkesin eşit ve demokratik bir şekilde yararlanmasını ısrarla savunmakla devletin baskı araçlarını kullanmasına boyun eğmek aynı şey değildir.

Yazı boyunca merkezi devletin koordinasyonu ile gerçekleşecek bir yerelleşme önerisini savunduk, ancak bunu sol stratejik hedeflerimiz nedeniyle yaptığımızı belirttik. Aynı nedenlerden bu sefer eğitim ve sağlık hizmetlerinin kesinlikle yerelleşmemesi gerektiğini söylüyoruz. Bu hizmetlerin bütünüyle yerelleştiği pek çok ülkede yerelleşme oldukça ciddi eşitsizlikler getirmiştir: Yerel yönetimlerin topladığı vergiler yetmemekte, alınan katkı payları artmakta, öğretmenler belediyelerle sözleşme imzalanan ve sendikal hakları tırpanlanan kişiler haline getirilmekte, özel ve kamu hastaneleri ve okulları yarıştırılmak zorunda bırakılmakta, vatandaş hakkı olan her iki kamu hizmeti piyasalaştırılmaktadır. Yerel kaynakların az veya çok olmasına göre bölgesel eşitsizlikler de artmaktadır.23

Esas tartışılması gereken şu anki eğitimin içeriği, eğitim ve sağlık alanındaki eşitsizliklerin nasıl giderileceği olmalı. Bu alanlardaki sendika ve meslek örgütleriyle ortak nasıl hareket edileceği üzerine düşünülmeli. BDP’liler haklı olarak sorunun sadece Kürtçe eğitim değil, müfredatın içeriği ile ilgili olduğunu söylüyorlar. Bu nedenle eğitim sendikalarıyla ortak ırkçı, şoven, cinsiyetçi ve resmî ideolojik öğelerden arındırılmış ders kitapları yazmak mümkün. Hastanelerde Türkçe bilmeyen hastalar için çevirmenler bulundurmak, okullarda hem Kürtçe hem Türkçe eğitim verebilecek öğretmenler istihdam etmek bir başka çözüm olabilir. Yine sağlıkta dönüşüm programının uygulamalarının yarattığı sonuçlar incelenmeli ve bu alanda hizmet erişimi konusundaki eşitsizliklerin giderilmesi ve çalışanların haklarının iyileştirilmesi için ilgili meslek örgütleriyle ve sendikalarla çalışılabilir. Bölgesel meclisler kendi bölgelerinde eğitim ve sağlık emekçilerinin katılımını teşvik ederek, yerel düzeyde eğitim ve sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi için gerekli tartışmanın yürümesine katkıda bulunabilir.

Sonuç

Bu metin, Demokratik Özerklik önerisiyle bir diyalog kurma amacıyla yazıldı. Demokratik Özerkliğin eleştirdiğimiz kısımlarının yanı sıra önemli bulduğumuz kısımlarını geliştirmeye, açmaya ve zenginleştirmeye çalıştık. Önerinin bazı boyutlarına ise hiç yer veremedik. Yararlandığımız ülke örnekleri birebir Türkiye’nin koşullarından ciddi farklılıklar gösteriyor olabilir. Niyetimiz bu örneklerdeki deneyimlerden faydalanarak, Türkiye’de elimizde mevcut malzeme ve olanaklarla, yazının başında formüle ettiğimiz amaca uygun siyasi ve idari düzenlemelerin tasarlanmasına katkıda bulunmaktı. Hayal gücümüzü ve siyasi/toplumsal projelerimizi çoğu zaman aşina olduğumuz kavramlar ve çerçeveler sınırlandırıyor. Yerelleşme neoliberal projelerle, merkezileşme ise üniter ve baskıcı bir devlet aygıtıyla eşleştirildiği zaman, ölçek ve strateji sorununa daha geniş bir perspektiften bakamıyor, savunmacı pozisyonlara kayabiliyoruz. Kerala’da yerelleşme de merkezi devlet aygıtının kullanımı da sol bir projenin hizmetindeydi. Şili’de merkezi ve yerel kontrol mekanizmaları demokratik işçi katılımı ve planlama hedeflerinin hizmetindeydi.

Demokratik Özerklik tartışması Kürt sorununun çözümünü içeren ama daha geniş toplumsal ve siyasi eşitsizlikleri merkeze alan bir gündemin somut anlamda tartışılması için bir fırsat. Bu yazıda bu tartışmayı derinleştirmek için bazı fikirler ileri sürdük. Fırsatın kaçırılmaması için gerekli siyasi koşulları Kürt hareketinin, sosyalist hareketin ve diğer toplumsal hareketlerin yerine getirip getiremeyeceğini ise şimdilik bilemiyoruz.

Ek 1: Türkiye’de bölgesel yönetimler için coğrafi dağılım

s45-dinler-ek1

1 Bu yazıda demokratik özerklik önerisinin referansları olarak Aralık 2010’da Demokratik Toplum Kongresi’ne sunulan Demokratik Özerk Kürdistan Program Taslağı, Temmuz 2011’de DTK’da ilan edilen Demokratik Özerklik Bildirgesi ve Demokratik Özerklikte İnanç, Sanat, Sosyal, Kadın ve Sağlık Çözümü metinleri alınmıştır.

2 Bkz. Mesut Yeğen (1999) Devlet Söyleminde Kürt Sorunu, İstanbul: İletişim.

3 Bkz. Tarık Ziya Ekinci, Vatandaşlık Açısından Kürt Sorunu ve Bir Çözüm Önerisi, İstanbul: Küyerel Yayınları, 2000.

4 Bkz. Tarık Şengül, Kentsel Çelişki ve Siyaset, Ankara: Demokrasi Kitaplığı WALD.

5 Bu konuda Metin Çulhaoğlu’nun yaklaşımından ayrılıyoruz. Çulhaoğlu’na göre, ‘… sınıf hareketi, sınıf mücadelesi ve bunlara oturan siyasal mücadele ikinci plana itilerek veya görmezden gelinerek, sosyalizmin önünün yeni idari yapılanmalar ve düzenlemelerle açılabileceğini düşünmek için herhangi bir neden yok.’ Yeni idari yapılanmalar ve sınıf mücadelesi birbirini dışlamak zorunda değil. Tersine, stratejik bir bakış açısı ölçek sorununu sosyalist mücadelenin önemli bir bileşeni haline getirmeli. ‘http://www.sosyalistforum.net/politik-gundem/49843-demokratik-ozerklik-leninci-quotikili-iktidarquot-durumu-mudur.html

6 Bu konuda Ferdan Ergut’un özerkliğin sadece doğu için değil batı için de bir ihtiyaç olduğu fikrine katılıyoruz. Bkz. ‘http://www.turnusol.biz/public/roportaj.aspx?id=8580&roportaj=D%FCnyada%2070%20milyonun%20tek%20merkezden%20y%F6netildi%F0i%20%FClke%20kalmad%FD...

7 Bu açıdan Zeynep Gambetti’nin önerdiği kitlesel siyaset için gerekli ittifaklar önerisi önemli. Bkz. Zeynep Gambetti, Alternatif Bir Sol Proje, Demokratik Özerklik, ‘http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=34596

8 Neoliberal projenin bölgeselleşme ve yerelleşme önerilerinin eleştirileri için bkz. Faruk Ataay, ‘Kalkınma Ajansları Kalkınmayı Sağlayabilir mi?’, Memleket Mevzuat, Şubat 2006; Sonay Bayramoğlu, ‘Türkiye’de Bölgesel Politikaların Gelişimi’, Bölge Kalkınma Ajansları Nedir Ne Değildir içinde, der. M. Turan, Ankara: YAYED, 2005.

9 Bu konuda Metin Çulhaoğlu’nun yaklaşımından ayrılıyoruz. Çulhaoğlu’na göre, ‘sınıf hareketi, sınıf mücadelesi ve bunlara oturan siyasal mücadele ikinci plana itilerek veya görmezden gelinerek, sosyalizmin önünün yeni idari yapılanmalar ve düzenlemelerle açılabileceğini düşünmek için herhangi bir neden yok.’ Yeni idari yapılanmalar ve sınıf mücadelesi birbirini dışlamak zorunda değil. Tersine, stratejik bir bakış açısı ölçek sorununu sosyalist mücadelenin önemli bir bileşeni haline getirmelidir. Bkz. ‘Demokratik Özerklik Leninci İkili İktidar Durumu mudur?’ ‘http://www.sosyalistforum.net/politik-gundem/49843-demokratik-ozerklik-leninci-quotikili-iktidarquot-durumu-mudur.html

10 Kerala deneyimi için yararlı ve ayrıntılı bilgi için bkz. Richard Frank ve Barbara Chasin, ‘The Kerala Decentralisation Experiment: Achievements, Origins and Implications’, International Conference on Democratic Decentralisation, Mayıs 2000. Bizim görebildiğimiz kadarıyla bu bağlantıya ilk işaret eden Zeynep Gambetti’dir. Hindistan deneyimi Aralık 2010’daki Demokratik Toplum Kongresi’nin de gündem maddelerinden biriydi.

11 Mustafa Sönmez, ‘Tüm Bölgelerde Demokratik Yerelleşme’, Cumhuriyet.

12 Elbette ülkelerarası farklılıkları dikkate almak gerekiyor. Örneğin eyalet sistemleriyle yönetilen ülkelerde eyaletlerarası ticaretten alınan vergi gelirleri, bölge yönetimlerinin gelirlerinin önemli bir bölümünü oluşturabiliyor. Türkiye’de bu pek uygulanabilir bir yol olarak gözükmüyor.

13 Açık Muhasebe (Open Accounting), 1990’ların başında ortaya atılan ve şirket çalışanlarının şirketin bir parçası olarak şeffaf ilgiye ulaşmasını talep eden Açık İşletme (Open Management) akımından gelen bir fikir. Ancak süreç içerisinde teknoloji kullanımını demokratik özyönetimin hizmetine sunmak isteyen bazı toplumsal hareketler devlet kurumlarının ve şirketlerin çalışanlar ve vatandalar tarafından şeffaf bir biçimde denetlenmesi için erişilebilir açık muhasebe bilgisayar programları yazımını savunmaya başladılar. Bu tarz software’ler internetten ücretsiz olarak indirilebiliyor.

14 Bkz. P. Heller, ‘Building Local Democracy: Lessons from Kerala’, Paper prepared for the Workshop on Poverty and Democracy, Duke University, Şubat 2006.

15 Bkz. Joel Migdal, State in Society: Studying How States and Societies Constitute and Tranform Each Other, Cambridge University Press, 2001.

16 Bölgesel kalkınma ajanslarının çıkış noktası yerel düzeyde sermayenin gelişmesine hizmet etmek olsa da, özerklik projesinin bölgesel meclislerinin amaçları doğrultusunda kullanılabilecek birikim ve kaynakları sunabilirler. Başarılı değişim projeleri brikolaj yöntemiyle varolan araçları yeni amaçlar için kullanıyorlar. Yönetici sınıflar bunu sürekli yapıyor. Sol bir proje neden yapmasın? (Brikolaj stratejisi için bkz. Ümit Sönmez, ‘Türkiye’de Piyasa Reformları ve Düzenleyici Reformlar’, Toplum ve Bilim, 120, 2011).

17 Bkz. Rashmi Sharma, ‘Kerala’s Decentralisation’, Economic and Political Weekly, September 6, 2003.

18 Bkz. Peter Heller, Moving the State, ‘Politics of Democratic Decentralisation in Kerala’, South Africa, Porto Alegre’, Politics and Society, 29 (1), 2001.

19 Bkz. Mustafa Sönmez, ‘Kafası Karışık Kürtler’, Cumhuriyet. Kenan Kalyon ise demokratik özerkliğin içerisinde sosyalist bir programa olanak tanıyan öğeleri öne çıkarıyor. Krş. Kenan Kalyon, ‘Demokratik Özerklik Çağrısına Burun Kıvrılamaz’, ‘http://www.bianet.org/bianet/toplum/127869-demokratik-ozerklik-cagrisina-burun-kivrilamaz.

20 Kenan Kalyon, ‘Demokratik Özerklik Önerisine Burun Kıvrılamaz’, www.bianet.org. http://bianet.org/biamag/bianet/127869-demokratik-ozerklik-cagrisina-burun-kivrilamaz. Zeynep Gambetti ise modeli ‘fukara ekonomisi’ olarak nitelendirilenlere karşı kontrolsüz rant üzerine kurulu neoliberal birikim sürecinde yerel kaynaklara dayalı kalkınmanın ağır sanayi hamlelerine tercih edilmesi gerektiğini ileri sürüyor. Krş. ‘Krize Alternatif Bir Modeldir’, http://groups.google.com/group/kuyerel/browse_thread/thread/82b2166b55ca08

21 Bkz. Güvencesizler Platformu Sempozyum Sonuç Bildirgesi, 16 Ocak 2011. Güvencesizler Hareketi, güvencesiz çalışma biçimlerinin işçi sınıfının genel niteliği haline geldiğini, işsizleri, beyaz ve mavi yakalı farketmeden benzer çalışma sorunları ve yabancılaşma hallerini paylaşan bütün çalışanların sektörler üstü ortak örgütlenmesi gerektiğini savunan, güvencesiz çalışanları örgütleyen kurum ve bireyleri bir araya getiren bir platform.

22 Bkz. Andy Beckett, Şili’nin Sosyalist İnterneti, http://bianet.org/bianet/bilisim/73646-silinin-sosyalist-interneti-cybersyn, Cybersyn Allende’nin öldürülmesi ve faşist iktidarın yönetime gelmesi sonucu yokedildi. Daha fazla ayrıntı için ayrıca bkz. Demet Ş. Dinler, ‘Cybersyn: Further Thoughts for a Communist Laboratory’ http://nightsoflabour.wordpress.com/2010/06/22/cybersyn-further-thoughts-for-a-communist-laboratory/ Eden Miller (2005) Politics, Ideology and Computation in Chile, 1964-1973, Unpublished PhD Thesis, MIT.

23 Örneğin bkz. Mary Rose Kubal, ‘The Politics of Education Decentralisation in Latin America, Rhetoric and Reality in Chile, Mexico, Argentina, Nicaragua’, Paper presented to Latin American Studies Association, March 2003.