Hayat ağacı

Tarih “tarafsız”dır
Hüseyin Hasançebi

“Millî” siyaset

kahire-konf-1943-bw-crMuhalefetten: “Erdoğan 500 milyar dolar dış borcu inşaata yatırdı ve ekonomiyi batırdı; ‘Üretim ekonomisine yatır’ dedik bizi dinlemedi; dolar 7 lira oldu; halkımızı fakirleştirdi.”

Erdoğan’dan: “ABD’nin ekonomik saldırısı altındayız, ‘millî ruhumuz’ uyanmıştır, milletimizin fedakârlıklarıyla bunun da altından kalkacağız.”

Her iki tarafa da sağlı sollu hak vermeler, karşı çıkmalar…

Böylesi dönemeçlerde sosyalistler ve solcular ve –olabiliyorlarsa– devrimci sol Kemalistler dürüst ve açık sözlü olmalıdırlar ki, emekçi kitleler nezdinde itibarları yükselebilsin.

Türkiye’yi bu hale Tayyip Erdoğan getirmedi. Memleket ekonomisini bu hale getiren temel tercihler 1947’den itibaren İsmet İnönü ve CHP tarafından (ABD ile gizli anlaşmalar) başlatılmış, Menderes-Bayar çizgisi tarafından sürdürülmüş ve 27 Mayıs’ın ittirmesi ile Süleyman Demirel tarafından sonuna vardırılmıştır. Emperyalizme ekonomik bağlanma hikâyemiz böyledir.

27 Mayıs ABD patentlidir, askerî değil sivildir, sosyalizmin bütün dünyada yükseldiği koşullarda “Türkiye’yi korumak” için yapılmıştır. Bu emperyalist “Koruma!” Güney Afrika, Meksika, Nijerya, Türkiye, Pakistan, Güney Kore gibi ülkeleri kapsamakta; ithalat bağımlısı ekonomileri “ithal ikameci” yaparak komünizmden sakınma politikasına dayanmaktadır.

Bu noktaya soldan bakarken aşamadığımız iki yanılgımız vardır, sebebi sınıfsal bakamamaktadır. Birinci yanılgı, ithal ikameciliğin ithalat bağımlılığından kurtulmak olarak anlaşılmasıdır. Tam tersine, model tam bir “gümrük sabotajıdır” (Kıvılcımlı), yerli üretim olmadığı gibi üretimin mekân değiştirmesi de değildir (montaj), emperyalist tekellerin ucuz emeği ve pazarı ele geçirme stratejisidir. Otomotiv endüstrisi örnektir; bir otomobil ihraç eden Otosan –veya Tofaş– ekonomiye sadece 100 dolar katma-değer sağlamaktadır.

Bu noktaya (27 Mayıs) bakarken ikinci büyük yanılgımız, Mustafa Kemalistleşmemizdir; “Tam Bağımsızlık” düşüncemizdir. Dönemi bağlamında düşünelim; “Tam Bağımsızlık” emperyalizmden bağımsız olmak ve fakat aynı zamanda sosyalist dünyadan da bağımsız olmaktır, solu da etki alanına çeken 27 Mayıs ideolojisi tam bağımsızlıktır. Menderes’i düşürdüğü için hatta anti-komünist sayılmalıdır; çünkü emperyalizm sıkıştırdığı için Sovyetler Birliği ile iş birliğine girmek isteyen ilk başbakan Menderes’tir; Morisson Süleyman da sıkışınca Sovyetler Birliği’ne yönelmiş ve o da bir Amerikancı askerî darbe (12 Mart) ile düşürülmüştür. Türkiye’deki Amerikan askerî darbelerinin tamamının (28 Şubat dâhil) aynı zamanda “Cermen ortaklığı” olduğu da ıskalanmamalıdır.

Özal ayrı bir hikâyedir; Türkiye’yi küresel mali sermayeye açmış, Türk finans kapitaline cennet bir ülke hazırlamıştır; Tayyip Erdoğan döneminde finans kapitalin locası TÜSİAD sermaye biriktirmede emsalsiz bir başarıya ulaşmıştır. Şimdi bugün kur krizi var ve ABD yaptı deniyor ya, yok öyle bir şey, dolar kurunun düşük olması ABD ekonomisi yararınadır; kur krizini TÜSİAD yaratmış ve kullanmaktadır.

Erdoğan’a sorulacak bir soru daha kalıyor; “Aldığın borçları niçin inşaata gömdün?”

Bu cahilce bir sorudur. Altyapı-inşaat yatırımlarının büyütülmesi G20 politikasıdır; Türkiye 1990-2000 yılları arasında bu politikanın baskısı altında kalmıştır; Türkiye’nin bu kadar büyük borçlanması da bu politikaya boyun eğmiş olmasından dolayıdır; çaresizliktendir.

Şimdi akıl veriyoruz; “hür teşebbüs” desteklenmeli, üretim ekonomisine geçilmeli!

Hangi hür teşebbüs ne üretecek Allah aşkına. Türkiye’de hür teşebbüsçülüğün “temiz tuvalet” kampanyaları ile başladığını, bu hengâmede cami tuvaletlerinin bile işletmeye dönüştürüldüğünü, milletvekilleri ve hatta bakanların dahi tuvalet ihalelerine girdiğini ve aldığını unutmayalım. (Ankara-Kamil Ocak.) Burada da inovasyon tekeli TÜSİAD’dadır, yabancı kuş uçurtmamıştır. “Millet Kıraathaneleri” deniyor ya, izleyin kaçını TÜSİAD’çılar alacak; ve üretim ekonomisine kazandıracak!