TİP (3)

tip-amblem-bw-crBaşka çaresi yok, kestirmeden gideceğiz.

Türkiye tarihin yeni bir kıvrımında değil, kendi yakın tarihinin önemli sayılabilecek bir keskin virajında seyretmektedir.

Normal dışı olan her şey buna yorulursa daha gerçekçi olunur.

Türkiye’nin güncel durumu ayrıca dünya bağlantılı çözümlenebilirse çok daha gerçekçi olunabilir.

Bu kapsamlı çözümlemeyi Türkiye solunun yapabilmesi özellikle beklenir; çünkü yapamayan odur; Türk sermaye sınıfı ve siyaseti bu kapsamlı çözümlemeyi yapmış gözükmektedir.

“Sermaye siyaseti” Türkiye’de, kapitalizmin özgün yapısına koşullu olarak geniş bir koalisyondur; dün de öyle idi, bugün de öyledir.

Bu nedenle Türkiye’de “iktidar içi kanlı kavgalar” her zaman kaçınılmaz olmuştur ve siyaset yapanların bu “arka planı” görmeleri elzemdir.

Türkiye’nin seyrettiği bugünkü virajda Türkiye kapitalizminin mozaik yapısı çatlama belirtileri göstermektedir; buna bağlı olarak siyaset alanında da stabil zemin dağılmakta, yeni siyasi kamplaşmalara ve kutuplaşmalara yol açan yeni bir iklim oluşmaktadır.

Türkiye solunun “iç konuşmalarını” bilmediğimiz için kesin söylemek mümkün değil ama “dış konuşmalarına” baktığımızda, kendi dışındaki âleme odaklandığını söylemek mümkün görünüyor. Kendine de baksa…

***

Bakalım.

1960 sonrası 60 yıllık derinlikten kendimize bakarsak, “hepimiz TİP’in paltosundan çıktık” görünür. Daha derin bakmayı tavsiye etmem; çünkü 120 yıllık bir derinlikten bakarsak görünecek olan, “İttihat ve Terakki’nin paltosundan çıktığımız”dır.

TİP’in paltosu ile yetinelim ve günümüze bakalım.

Dünyada birkaç ülke hariç (Küba, Arjantin, ABD) sol siyasi hareketler için “komünist” adı taşınamaz olmuştur; çünkü dünya proletaryasının 70 yıllık emeği “komünist” adı altında gasbedilerek kapitalizme armağan edilmiştir; bu tarihsel günahın toptan hesabı sorulmadan “komünist” adını kullanmak mübah olmayacaktır. Bir şey daha: Esasen geçmişte kullandığımız “komünist” adının, bizim seçerek onu bu adla çağırmamızdan başka bir anlamı olmamıştı. Geçmişte “komünist” dediğimiz ülke, toplum, parti ve hareketlerin, bir ölçüde sınıfsız ve sömürüsüz toplumlar olabildiklerini kabul etsek bile “komünist” olamadıklarını biliyoruz. Bu da bize mülksüzleştirenleri mülksüzleştiren ve sınıfları ortadan kaldıran bir toplumun aynı zamanda komünist toplum olacağını göstermez. Çünkü bu “komünist” toplumlarda sınıfsal sömürü ilişkilerini devlet yasakladı, devletli toplum komünizme geçemezdi, geçemedi ve bu toplumlar kendi devletleri tarafından yıkıldılar. O halde şunu söyleyebilecek durumdayız: “Komünist toplum” devletsiz toplumdur, dışarıdan yıkılamaz ve içeride kendi kendini yıkamaz bir toplumdur. Bu noktaya ulaşılmadıkça “komünist” adı yakıştırmadır.

O halde “Toplumvarlığın” muhayyilemizde şekillendirdiğimiz en mükemmel biçimi olarak “komünizm” adının, en azından bu toplumun bir prototipini göreceğimiz zamana saklanması, başka bir ifadeyle hak edildiği zamanda kullanılması, bana göre en doğrusu olacaktır.

***

Çıkarsama:

TİP adının bir siyasi parti olarak yeniden kullanılmasını olumlu karşılamalıyız. Bugün kendini komünist, sosyalist, solcu ve devrimci namıyla çağıran her yaştan yaşayan kendini TİP adının mirasçısı sayabilir. TİP adını sahiplenmekle tarihin rafına kaldırılmış bir ismi canlandırmış olmayız, bu zaten mümkün değildir, onu günümüzde inşa etmekten söz etmiş oluruz. İsmin anlam kazanması ya da anlamsız kalması ise zaman içinde çözülecek bir bilmecedir.

“TİP”i yeniden inşa etmekten bahsediyorsak çok tartışmalı bir alana gireceğimizi de baştan kabul etmek gerekir. Çünkü Türkiye solunun hemen tamamı son otuz yılda ne yapmış veya yapamamışsa bunu “yeniden inşa” kavramı içine girip yapmış fakat başarılı olamamıştır. Son otuz yıl bana göre Türkiye sol siyasi tarihinin en başarısız dönemidir, bundan dolayı TİP’in yeniden inşa edilmesi dendiği zaman ağır bir siyasi işçilikten söz edildiğini de bilmemiz gerekir.

Kuruçeşme tartışmaları sırasında örneğini vererek önerdiğim bir siyasi örgütlenme modelini bu noktada kaydetmeliyim.

Almanya’da Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) / Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) 2. Savaş sonrasında yıkılmaz-dağılmaz bir “koalisyon partisi” kurmuşlardır. Parlamentoda (Bundestag), aynı grupta temsil edilmektedirler. Bu grup CDU/CSU olarak ya da resmî olmayan şekilde "Birlik" olarak adlandırılmaktadır. Bu iki parti arasında "Fraktionsvertrag" adı verilen bir bağlılık anlaşması mevcuttur.

CDU ve CSU'nun gençlik kolları da ortaktır (Junge Union). Ortaklık 1976’da bir kere sarsılmış ve hemen aşılmıştır. Üstelik CSU “ayrılıkçı” Bavyera partisidir. Birbirlerini birliğin fraksiyonları olarak görürler.

***

Türkiye solu 1990 sonrasında bir çok birleşik siyasi örgütlenme modelleri denedi, tümü başarısız oldu. Bunlardan biri ÖDP, biri de HDP’dir. Her ikisinin de –doğruyu göstermeyen– yanlış olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumda doğru olanı arayıp bulmak gerekir ve TİP kendini buna aday olarak görebilir, gösterebilir. Örneğin konfederal bir siyasi örgütlenme modeli niçin düşünülmesin?

Konuya bir girilsin, yaratıcı nice düşüncenin geleceği tartışılmazdır.