Eşref saati

1846-1912
Şair Eşref

Belge

Tektaş
Hüseyin Hasançebi

TİP yeniden kurulurken (2) - Türkiye’ye siyasi dönüş ve TKP sabotajı

behiceboran-cenaze-bw-crKızılcık dergisine yazdığım “TİP yeniden kurulurken”başlıklı yazımı, “Behice Boran komünist öldü, Haydar Kutlu komünist ölemeyecek!...” diyerek bitirmiş, bununla TİP+TKP birleşmesinin (TBKP) aslında gerçekleşmediğine işaret etmiştim. Bununla, birleşme sırasında (1987) TKP’nin sosyalizm için mücadeleden vazgeçtiğini, Behice Boran’ın bu birliğe, SBKP’ye olan saygısından dolayı ve istemeyerek evet dediğini anlatmak istemiştim.1

Buradan hareketle bugün sosyalizm için siyasi mücadeleyi terk etmeyenler bakımından “TİP” adının bir değerinin olabileceğini de söylemiş oluyorum. Ama aynı şeyi “TKP” adı için söylemek kolay gelmiyor. “Niçin?” diye sorulursa Türkiyeli Sovyetçi siyasi hareketler yönünden 1987-1991 dönemini biraz daha açmak gerekir. Çünkü, eski parti isimlerini bugün devralıp taşıma işini genç kuşaklar yapacağı için sırtlarına ne gibi yükler bindiğini bilme hakkına da sahiptirler. Bu dahi önemli olmayabilir; o zaman bilinsin ve bir kenara konsun diye yazmış olayım. Bu bölümün sınırlandırılmış konusu olarak da “Türkiye’ye Siyasi Dönüş ve TKP’nin bozgunculuğu” başlığını atıyorum.

SİYASİ DÖNÜŞ FİKRİ

1987 yılı başlarında Behice Boran’ın ortaya attığı “Legal ve Kitlesel bir Sosyalist Partide Birleşmek” görüşünü Sovyetçi Sol Birlik partileri2 benimsediler, TKP ise benimsemedi ama karşı çıktığını da açıkça söylemedi. Bunun üzerine Sol Birlik, “Göçmen Türkiye Solu”na bir çağrı yaparak “Türkiye’ye Dönüş” konusunu ele almayı önerdi. Tam o sıra Pinochet henüz düşmemişti ama Allende’nin karısının çağrısı üzerine Avrupa’daki Şilili sol ve komünist siyasi mülteciler gruplar halinde ülkelerine dönmeye başlamışlardı.  Türkiyeli komünist siyasi mülteciler de “Ülkeye Toplu Siyasi Dönüş” fikrine sıcak baktılar. Toplantı Köln’de 3-4 bin kişinin katılımıyla yapıldı. Türkiye solunun hemen bütün kesimleri bu toplantıya katıldılar. Toplantı bütün Avrupa’yı kapsadı.

Toplantı başkanlığını Dursun Akçam yaptı. Doğan atmosfer, dönüşün “muhteşem!” olacağını ima ediyordu. Toplantı şu mutabakatla sonuçlandı: Sol parti ve hareketlerin yöneticileri ve Türkiye solunun saygın isimleri bir araya gelerek “ülkeye dönüş planı” hazırlayacaklar, çağrı çıkaracaklar ve gönüllü katılımlarla toplu dönüş gerçekleştirilecek…3

BEHİCE BORAN’IN TÜRKİYE’YE UĞURLANIŞI

1987 yılı ortalarında Türkiye İşçi Partisi ve Türkiye Komünist Partisi TBKP adı altında birleştiklerini Brüksel’de açıkladıktan sonra TBKP (TİP) Genel Başkanı Behice Boran, 10 Ekim 1987’de öldü. Cenaze törenine katılmak için Türkiye solunun hemen her kesiminden siyasi mülteciler Brüksel’de toplandılar.

Gelmişken Sol Birlik yöneticileri bir araya gelerek “ülkeye toplu dönüş” planını son kez değerlendirdiler. Herkes duyguluydu. Kırk yıllık komünist mücadelemizin en onurlu önderlerinden birinin cenazesini –Kremlin Duvarı’na gömemediğimiz için– Türkiye’ye gönderiyorduk. Herkes arkasından ama sessiz, “Türkiye’ye döneceğiz, sosyalizm için mücadeleyi bıraktığımız yerden yeniden başlatıp sürdüreceğiz…” diyor gibiydi.

Cenaze gönderildikten sonra Ahmet Kaçmaz ve Haydar Kutlu toplu dönüş konusunu son kez değerlendirmek amacıyla bir hafta sonra Doğu Berlin’de bir araya gelmek üzere anlaştılar, dağıldık, herkes yaşadığı Avrupa ülkesine geri döndü.

TİP (TBKP) Genel Başkanı Behice Boran’ın Türkiye’ye gönderdiğimiz cenazesi önce TBMM’de devlet törenine mazhar oldu. Bu kabul sosyalistlerin devlet nezdinde olmasa da en azından Özal Hükümeti nezdinde meşruiyet kazandığı şeklinde algılandı.

İstanbul’a getirilen Boran’ın cenazesi 18 Ekim 1987 günü, Türkiye solunun her kesiminin katıldığı ve dev bir yürüyüşe dönüşen törenle defnedildi. Büyük kalabalıkların toplanması Avrupa’da, ülkeye dönüş planını organize etmekte olanları moral açıdan destekledi. Ayrıca “Türkiye solu için yeni bir dönemin kapıları açılıyor” diyenler oldu.

Çok geçmedi, Ahmet Kaçmaz’ın, sabahında Kutlu ile görüşmeye Berlin’e gideceği günün önceki akşamında Köln Radyosu TKP genel sekreteri Haydar Kutlu ile TİP genel sekreteri Nihat Sargın’ın “Türkiye’ye dönüş” kararı aldıklarını duyurdu. Olayın içinde olanlar şaşırdılar. Bu gelişme üzerine TSİP genel başkanı Ahmet Kaçmaz Berlin’e uçtu, ne olup bittiğini Haydar Kutlu’dan öğrenip döndü: Haydar Kutlu ve Nihat Sargın istememişlerdi, fakat parti (TBKP) böyle bir karar almıştı!

Haydar Kutlu ve Nihat Sargın’ın Türkiye’ye dönüş kararının açıklanması ile birlikte TBKP kendini “toplu dönüş” planından koparmış oldu. Ancak bunu neden yaptığını Sol Birlik’ten ortaklarına ve genelde Türkiye soluna anlatamadı. Sonra ki gelişmeler yavaş yavaş olaya açıklık kazandırdı; TBKP Türkiye mülteci solu ile paylaşmaktan kaçındığı “özel bir plan” uyguluyordu; SBKP böyle istemişti, Türkiye’de TKP adını legalleştirecekti; bunu da Türkiye’deki siyasal sistem tarafından kabul göreceği şekilde “kendini değiştirerek” yapacaktı, artık bilinen anlamda komünist olmadığına sistemi inandıracaktı. TKP hızla “Yeni Düşünce Partisi”ne dönüşmüştü.

Bunlar olurken şu gelişmeler dikkat çekti: Doğu Almanya ve diğer sosyalist ülkelerde uzun yıllardır yaşayan TKP yönetici kadroları ve üyeleri Batı Almanya’ya ve Batı Avrupa kentlerine geçmeye başladılar. Onlara, “ülkenize gidin” mi denmişti acaba, bilemiyorduk ama sosyalist dünyada alttan alta bir şeyler döndürüldüğünü de seziyorduk.

Haydar Kutlu, Duvar’ın Batısına geçerek Türkiye solu ile temaslarını artırıyor, partisinin düzenlediği toplantılarda TBKP Programında net olarak belirtilmemiş ve Türkiye Solunun komünistlerden asla duymadığı “yeni şeyler” tekrar edip duruyordu. Söylenenler bir kafa karışıklığına işaret ettiği gibi herkesin kafasını karıştırıyordu. Örneğin biz, “Türkiyeli komünistler halkla barışmalıydık” … “Liberal piyasa ekonomisine karşı çıkmamalıydık” … “İslamcı siyasi kesime (Almanya’da Millî Görüş) saygı duymamıştık, duymalıydık, onlarla aynı sofrada isek domuz eti yememeliydik.” … “Türk sanat müziğini sevmeliydik.” … ”Kapitalizmin üretici güçleri geliştiremediğine kendimizi inandırmıştık, ama yanılmışız, kapitalizm bilimsel ve teknolojik devrimi gerçekleştirmişti fakat sosyalizm bunu yapamamıştı” … “Dünya değişmişti ama biz Türkiye komünistleri bu değişimi görememiştik… Körü körüne kapitalizm düşmanlığına takılıp kalmıştık… Türkiye’de işçi sayısı 200 bini aşmazken biz işçi sınıfına tarihi misyon yüklemiştik... ‘Emperyalist sömürü’ devam ediyordu ama yoksul ülkelerin emperyalizmi sömürdükleri bir noktaya gelindiğini farketmiyorduk… Emperyalizm savaşa götürür diyorduk ama 40 yıl geçtiği halde götürmedi…” vb.

TKP bunları yazıyor ve söylüyordu ama sebebi keşfetmeyi bize bırakıyordu. Gorbaçov’un diline doladığı bir “yeni düşünce” kavramı vardı ama içini kimse bilmiyordu. Bizim bilmediğimiz ama milyonlarca Alman’ın bildiği bir şey olmalıydı ki, Almanya’ya geldiğinde Gorbaçov’u gözüyle görmek ve eliyle dokunabilmek için milyonlarca Alman başkent Bonn’a akıyordu. Bir de Honecker’i Batı’ya çağırıp doğduğu evi gezdirmek ve ona “zavallı ihtiyar” imajını giydirmek gibi yoğun devlet programları uygulanıyordu; biz de seyrediyorduk.

Ve nihayet birgün (Ekim 1988) Veysi Sarısözen telefon edip, SBKP tarafından Moskova’ya davet edildiğimizi bildirdi.

Hazırlandık gittik.

Demek ki Glasnost ve Perestroika bizlere bizzat SBKP’nin kendisi tarafından anlatılacaktı. Moskova’da öğrendik, Türkiye’ye Dönüş kararını TKP’nin kendisi vermemişti. SBKP böyle istemiş, Fransız ve Yunanistan Komünist Partileri dönüşü sahiplenerek desteklemişti. Yani SBKP Türkiye’ye, “komünist kimliğinden kurtulmuş bir TKP” göndermek istemişti.

KRASİN İLE TANIŞMA

TİP, TKP, TSİP yöneticileri olarak SBKP’ye kuramsal çözümler hazırlayan ve  Parti’ye bağlı çalışan Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde buluştuk. SBKP bize Gorbaçov’un Glasnost ve Perestroika proğramlarını Bilimler Enstitüsü aracılığıyla öğretecek veya aktaracaktı.

Bir konferans salonuna alındık. Enstitü başkanı Krasin yanında 10 akademisyenle içeri girdi. Bize “hoşgeldiniz” dediler, kendilerine ayrılan ve karşımıza düşen geniş kürsüde yerlerini aldılar. Çeviri yapacak 3 Türkolog akademisyen de çeviri odalarında oturdular.

Krasin bize, dünyanın ve SSCB’nin durumunu ele alan, günümüzün sorunlarına “leninci teori açısından bakan ve o gün Rusya’da yapılmak istenilen şeyin mantığını aktaran bir sunum yapacağını” söyledi ve söze,

“Türkiye Komünist Partisi üyeleriyle Sovyet Sosyalizminin günümüzdeki sorunlarını tartışacak olmaktan memnuniyet duyacağını” belirterek başladı.

Bilimsel kariyerini “Leninist Devrim Teorisi” konusunda yapmış ve Türkçeye de çevrilmiş eserlerinden tanıyıp sevdiğimiz Krasin kendisinden beklemediğimiz bir sunum yaptı. Tam otuz yıl sonra (2018) aklımda kaldığı kadarıyla Krasin’in sunumunu özetlemeye çalışacağım:

“Ekim Devrimi, kapitalizmin yeterince gelişmediği Rusya’da gerçekleşti. Proletarya diktatörlüğünü biz, ezici çoğunluğu ‘küçük çiftçi’ olan böyle bir ülkede kurduk ve sosyalizmin inşasına giriştik. Yaşadığımız 70 yıllık kuruluş sürecinde karşılaştığımız ve çözmeyi başaramadığımız bütün sorunlar, kapitalizmin Rusya’da yeterince gelişmemişliğinden kaynaklanan boşluklarda doğdu.”

“Sovyet sosyalizmi olarak biz kapitalizm ile yarışta ‘yatay’ gelişme sorunlarını çözdük, bir çok konuda kapitalizmin önüne geçtik; kapitalizmin asla çözemeyeceği bir çok sorunu çözdük; ancak ‘dikey’ gelişme sorunlarını çözemedik, ‘Bilimsel Teknolojik Devrimi’ gerçekleştiremedik, kapitalizmin gerisine düştük.”

“Dünya ‘Bilimsel Teknolojik Devrim’ çağına girdi. Bilgi metalaştı, ticarileşti. Sovyet sosyalizmi bilimin geliştirilmesi ve bilgi üretimi alanında kapitalizmden önde gittiği halde, bunu ticarileştiremediği için geride kaldı. Dünya değişiyor, biz bu gelişmenin dışında kalamayız.

Marksizm bugünkü değişimi açıklamaya yetmemektedir, ‘Yeni Düşünce’ye gereksinmemiz vardır.”

“ Bugünkü dünyayı emperyalizm teorisi ile açıklayamayız. Bugün artık emperyalizm yoktur, ‘küreselleşme’ vardır; küreselleşme kuramı bizim emperyalizm sonrası dünyayı kavramamızı sağlamaktadır. Demokrasi bugün artık ülkeler arasındaki eşit ilişkilerin olmazsa olmazı durumuna yükselmiştir.”

“Marksizm bütünsel bir kuram olarak artık geçerli değildir. Marksizmin hala geçerli olan yönleri de bulunmaktadır; bunlar yeni düşünce alanlarına girip varlığını sürdürebilecektir.”

“Bana göre bundan böyle Ekim Devrimi gibi devrimler asla gerçekleşmeyecektir; devrimler çağı kapanmıştır. Sosyalizme doğru tarihsel yürüyüş sürecektir, fakat bu süreç kapitalist gelişmeyle iç içe yaşadığımız bir süreç olacaktır. Tekel her bakımdan sosyalizmin maddi önkoşullarını hazırlayan bir olgudur. İsveç kapitalizmini örnek gösterebilirim. Ben buna ‘Kapitalizmin Demokratik Gelişme Varyantı” adını veriyorum. Bundan sonraki süreçte sosyalizm, ‘Tekel+Proletarya Diktatörlüğü’ şeklinde mümkün olabilecektir. Dünyanın bütün komünistleri ‘kapitalizmin demokratik gelişmesi’ için mücadele etmelidirler…”

Krasin konuşmasını sürdürecekti. TSİP Genel Başkanı Ahmet Kaçmaz sözünü kesti, “Biz buraya kapitalizme methiyeler dinlemeye gelmedik. Dahası kapitalizmi sizden öğrenecek değiliz, kapitalizmi bizzat yaşıyor ve antikapitalist mücadelemizi sürdürüyoruz.”

Krasin şaşırdı, bocaladı, “Biz Haydar Kutlu ile konuyu görüşmüş, mutabık kalmıştık” dedi. Ortada bir yanlış anlama vardı. Krasin, TİP, TSİP, TKP heyetleri toplamı hakkında “TBKP”liler diye enforme edilmiş olmalıydı ki böyle bir cümle kurmuştu.

Krasin özür diledi; Enstitü olarak sorunu görüşüp çözeceklerini söyledi. Heyetini alıp gitti ve biz birkaç saat sonra sosyalizmin sorunlarını tartışacağımız 11 kişilik yeni bir heyetle, haftalarca sürecek bir çalışmayı başlattık.4

İkinci sonuç: TBKP bir SSCB projesiydi. “Dökülen” bir proje idi, tam bir ideolojik iflastı, ancak SBKP tarafından değil, parti bürokrasisindeki geleneğe uygun “TKP Masası” tarafından alelacele ve Türkiye sosyalist solunu hiç tanımayan bir zaviyeden hazırlanmıştı. Üçüncü bölümde TBKP projesini hazırlayan SBKP sorumlusunun bize anlattıklarını, dördüncü bölümde de TİP 2018’de yeniden kurulurken kuruculara önereceğimiz tartışma başlıklarını özetleyeceğim.5

1- Bugünkü genç komünist kuşaklar SBKP’ye saygıyı bilemezler. Biz ve bizden önceki komünist kuşakların SBKP’ye bağlılığı büyülenme ölçüsündeydi. SBKP’nin teorileştirdiği her konuda neredeyse izleyici idik. Kendimden örnek: Sovyet anayasasına “Halkın Devleti” kavramını geçirdiler. İlke dergisinde yayınlanan bir yazımda bu kavramlaştırmanın doğru olduğunu savundum. Akıl yürütmem şöyle idi: “Sınıflar yokolunca ilk aşamada toplum olarak ‘Halk’ kalacaktı. Toplum, fonksiyonlarını kendi üzerine alarak ne ölçüde devlet olmuşsa, devlet de aynı ölçüde toplum olmuş sayılmalıdır. Toplumun tümden devletleşmesi, devletin yokoluşu olacaktır.”

2- Türkiye’de 1980 öncesinde Sovyet sosyalizmini savunan siyasi parti ve hareketler şunlardı:
1. Türkiye Komünist Partisi (TKP)
2. Türkiye İşçi Partisi (TİP)
3. Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP)
4. Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi (PSK)
5. Devrimci Doğu Kültür Derneği (DDKD)
6. Türkiye Komünist Emek Partisi (TKEP)

3- Ortak dönüş eğilimi ortaya çıkmadan önce Türkiyeli siyasi mülteciler arasında bireysel veya örgütü temsilen ülkeye dönüş planları mevcuttu. Köln toplantısından sonra bunların çoğu kendi dönüş planını terk etti ve ortak dönüş fikrine katılarak beklemeye başladı. TSİP olarak biz de genel başkanımız Ahmet Kaçmaz’ın ülkeye dönüşü için Av. Turgut Kazan aracılığıyla bir çalışma başlatmıştık. Turgut Kazan, Kaçmaz’ın dönüş planını Türkiye’de yakın dostu TİP’li ve TKP’li arkadaşlarıyla paylaşmış, olay basına yansıyarak deşifre olmuştu. Bu nedenle biz de kendi dönüş planımızı iptal ederek ortak dönüş planı için çalışmalara başlamıştık.

4- Enstitü kampüsü çok büyüktü, her yer insan kaynıyordu. Dünyanın hemen bütün ülkelerinden komünistler ve ulusal kurtuluş hareketi yönetici ve mensupları SSCB’de ne olup bittiğini öğrenmeye buraya gelmişti. Komünist enternasyonalin zenginliği kampüsün her yanına sinmiş görünüyordu. Dünyanın bütün komünist partileri komünist mücadeleden vazgeçmeye, kapitalizmin demokratik gelişimi için mücadeleye ikna edilmek isteniyordu. TSİP gibi, karşı çıkanlar olursa, onlara da muhatap olarak hâlâ komünist kalabilmiş akademisyen grupları gönderiliyordu. Demek ki şerbet nabza göre veriliyordu.

5- 1974 Yılında TSİP’i  kurarken, yaptığımız önçalışmaları (TKP-R) yetersiz sosyalist kişi ve çevreler bizi, “Çadır kurar gibi parti kurulmaz, alıp da kaçan mı?” diye eleştirmişlerdi. Oysa biz Türkiye’de –ve dışarıda– komünist siyasi mücadelenin mirasına mümkün olduğunca erişmeye çalışmıştık. Yine de yetersiz kaldığımıza göre, herhangi bir siyasi parti isminin sorumluluğu altına girerken “sorumlu” davranmak gerektiğini unutmamalıyız, görüşündeyim.