Tektaş

olumdenhayata-h2oOkurun elindeki bu kitap ilk olarak 1956 yılında yayınlanmıştır. Kitabın yazarı Tektaş Ağaoğlu 1934-2018 yılları arasında yaşamış, “mesleksiz” biridir. Ölümden Hayata adını verdiği bu kitabı 22 yaşında iken yazmıştır. Yazarın ilk kitabıdır.

Tektaş Ağaoğlu kimdir sorusuna nasıl cevap verilir; kırk yıllık yakın dostu ve yoldaşı olduğum halde bunu tam olarak bilmiyorum. Önce klasik biyografisine bakalım:

Kafkas kökenli köklü bir  aileden gelmiştir. Ünlü yazar, siyasetçi, gazeteci Ahmet Agayev’in (Ağaoğlu) torunudur. Dedesi Agayev 1908 Devriminden sonra İstanbul’a yerleşmiş, İttihat ve Terakki Partisinin öncü kadrolarından olmuştur. Agayev, Kurucularından olduğu Türk Yurdu dergisinde yazdıkları, ülke düzeyinde yaygın konferansları ve İstanbul Üniversitesi'nde (Darülfünun) verdiği derslerle Türkiye’de “Türkçülük” ideolojisini kuran ve kökleştiren sayılı düşünürlerden biridir. 1917 Ekim Devrimi’nin öncesinde ve sonrasında Azerbaycan’da, Türk Milliyetçiliği’nin önderliğini yapmış olan kurduğu parti Milli Müsavaat aynı zamanda ilk “Bağımsız Azerbaycan devletini” kurmuştur. Fakat o Türkiye’ye katılmak isteyen bu ilk bağımsız Azerbaycan devletine “Gidin, istikbalinizi Lenin ile birlikte arayın” diyerek, tarihsel determinizmi derinden kavramış bir  “bilge” olduğunu kanıtlamıştır. Ahmet Ağaoğlu Mütareke yıllarında Malta sürgünlerindendir; dönüp Türkiye Cumhuriyet’inin kurucu Kemalist önderleri arasında yerini almış, Ankara hükümeti ile Kafkas ülkeleri arasındaki siyasal ilişkileri kurup yürütmüş ve Bolşevik yardımların Kafkas koridoru üzerinden “Türk kurtuluş savaşına” akışını yönetmiştir. Bilahare, Mustafa Kemal ile arası açılmış, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın (1932) kurucu ideologlarından olmuştur.

Tektaş Ağaoğlu’nun babası, Demokrat Parti’nin kurucularından, 1950-1957 yılları arasında milletvekili, 1952'de Çalışma Bakanı olmuş Menderes döneminin güçlü "adam"larından, Yassıada Mahkemesi’nin müebbede mahkumlarından, Türkiye siyasetinde “gerçek liberal” kimliği hak etmiş bir kaç kişiden biri; yazar, çevirmen ve siyasetçi Samet Ağaoğlu’dur.

Tektaş Ağaoğlu, 1934 yılında İstanbul’da doğdu. Orta öğrenimini Ankara Atatürk Lisesi'nde, yüksek öğrenimini İngiltere’de Oxford Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde tamamladı. 1956 yılında Türkiye’ye döndü; Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde asistan olarak çalıştı. Aynı yıl, “Kurtuluş Yolu Solculuktur” manşeti ile çıkan Yeni Ufuklar dergisi çevresine katıldı.

Katıldığı bu yeni edebiyat çevresinde, Türkiye’nin sonraki yıllarında  düşünce, çeviri, kültür, sanat, siyaset ve yazı dünyasına damgasını vuracak İlhami Soysal, Muzaffer Erdost, Ahmet Oktay, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Talip Apaydın, Doğan Avcıoğlu, Ece Ayhan, Can Yücel, İlhan Berk, Asım Bezirci, Metin Eloğlu, Korkut Boratav, Demir Özlü, Özdemir Nutku gibi isimler vardır. Salt bu isimler bile Tektaş’ın sahip olduğu yüksek entelektüel birikimin kaynakları ve niteliği hakkında fikir vermektedir.

Babası iktidarda, kendi en keskin sol aydın muhalefeti saflarındadır. Türkiye’de siyasi hava serttir; İran’da Musaddık hükümeti askeri darbe ile düşürülmüş ve petrol özelleştirilmiştir. Menderes hükümeti de, adeta bunu izlercesine, petrol sektöründe devlet tekelini kaldıran ve özelleştirmeye kapı aralayan bir yasa çıkarmış (1954) ve CHP muhalefetini görülmedik biçimde azdırmıştır. Aydın muhalefeti CHP’nin yanındadır. Samet Ağaoğlu'nun oğlu Tektaş ise hem asistanlık yaptığı Mülkiye’den hem de içine girdiği entelektüel aydın muhalefeti saflarından dışlanacaktır. Tektaş’a, “Senin baban hırsızdır, deden de hırsızdı,” dediğini sonraki yıllarda Ece Ayhan’ın kendisinden öğrenecektik.

Kısaca, o iktidarı reddetmiş, muhalefet de onu reddetmişti! Tektaş Ağaoğlu memleketi terk eder, Can Yücel ile birlikte Londra’da BBC Radyosu’nda editör ve haber spikeri olarak çalışmaya başlar.

BBC yılları soğuk savaş kuraklığı altında “iş olsun” yıllarıdır.

Batı'da, fakat Batı’ya iltica etmemiş bu iki insan, SSCB aleyhine bir haberi bültene sokmamaları üzerine işlerinden kovulurlar  (Yönetim, haberi bülten sonuna yetiştirip stajyer Halit Kıvanç’a okutur). Can Yücel ve Tektaş, iki anarşist, işsiz –ve içkisiz– kalırlar! (Tektaş Ağaoğlu anarşist değildi, düşüncesi olan Marksizmi Rus anarşizminden yeterince arındırmamıştı. Ekim Devrimi’ne ve ürettiği Sovyet Sosyalizmi'ne “Slav mucizesi” diye bakardı.)

1960 yılında 27 Mayıs askeri darbesi gelir; DP’lilerle birlikte babası Samet Bey de Yassıada’ya tıkılır.  Türkiye Demokrat Parti düşmanlığı ile kaynatılmaktadır. Tektaş Ağaoğlu bu Türkiye’ye döner:

Yeşilköy’e tuhaf bir yolcu inmiştir; bavulları Avrupa’nın dağlarından denizlerinden topladığı taşlarla doludur. Havaalanı gümrüğünde acayip bagaj fotoğraflanır, Hürriyet gazetesi günün mana ve ehemmiyeti gereği şu manşeti atar: “Düşükler dönüyor!” (Gazete siyah ve gür sakallı bu genç adamı ayrıca “ticani” diye tanıtacaktır.) “Taş kaçakçısı”nın Türkiye yılları böyle başlar.

AP’nin başkanı Demirel kapatılan DP’nin oylarına oynamak için “düşükler”in eşlerini, oğullarını, kızlarını siyasete çağırır. Annesi Neriman Ağaoğlu milletvekili olur, Tektaş ise sosyalizmin yolunu izler. TİP üyesidir, “siyasetçi” olur. Ağaoğlu Yayınevi’ni kurar, “yayıncı” olur. Kitaplar çevirir, “çevirmen” olur. Köşe yazarlığı, makaleler…, “yazar” olur. Resim yapar “ressam”, heykel yapar, “heykeltraş” olur.

Çevirmen Tektaş Ağaoğlu tek başına ekoldür. Ağaoğlu “çevirmen” olarak bize Dostoyevski, Puşkin, Yevtuşenko, Şolohov vb. Rus edebiyatının, Dickens ve Remarque gibi İngiliz ve Alman edebiyatının klasiklerini Türkçe okuttu. Marx, Engels ve Lenin’den yaptığı çevirilerle 68 gençlik kuşağının ve izleyen kuşakların kuramsal açıdan beslenmesine katkı sağladı. Çeviride farkı açıktı. Çevirdiğini akide şekeri emer gibi çevirirdi. Dilden dile çevirmez, iki dili kaynaştırır, eseri Türkçe okuyan yazıldığı dilde okuyan kadar etkilenirdi. Bazen tek kelime yerli yerine otursun diye aylarca kaşınır, kırk kişiye sorardı. Kolayca “Nuh” diyen ama asla “Peygamber” demeyen biri diye Cağaloğlu’nda nam salmıştı.

Yazı ve çevirileri hapislikler getirdi. Herkes söyler ben de bilirim, “iyi hapis yatılan”lardandı. Toptaşı Cezaevi’nde dede yattı, baba yattı, Tektaş torun da…

Birbirini izleyen kuşaklar 1960-2018 arasında Tektaş Ağaoğlu’nu “yazar” olarak Yeni Dergi, Varlık Dergisi, Ant, Cumhuriyet, Yeni Ortam, İlke, Kitle, Birlik, Gerçek, Düşün, Görüş, Kızılcık gazete ve dergilerinde gördü. Sosyalist öğretinin genel ve güncel sorunları üzerine yazdıklarıyla Türkiye solunun politik olgunlaşmasına değerli katkıları oldu. Zor yazardı. Yazdığı “değinme” bile olsa, kendisi tarafından aşılamaz olsun isterdi.

1980-1990 arasında İsviçre’de sürgünde yaşadı; geçimlik meslek olarak kasap çıraklığı yaptı.

Türkiye’ye döndüğünde 1990’lı yıllarda kurulan, Sosyalist Birlik Partisi ile Birleşik Sosyalist Parti, Özgürlük ve Dayanışma Partisi’ndegörev aldı. 1969’da başladığı Charles Dickens’in Mister Pickwick eserinin çevirisini siyasi yaşamı dolayısıyla ancak 42 yıl sonra tamamlayabildi.

Doğrudan siyasetten uzak kaldığı son döneminde de Kızılcık adlı dergiyi çıkararak hayatını verdiği sosyalist hareketin sorunlarına yanıtlar aramaya devam etti.

9 Ocak 2018 tarihinde İstanbul’da öldü.

Kapitalizm ile son polemiği şu idi:

Bu kadar eşitsizliğe nasıl dayanılır, nasıl razı olunur? Temel olgu eşitsizlik değil, tahakkümdür. Eşitsizlik sonuçtur. Onu yaratan da, sürdüren de tahakkümdür. Açıkçası, sınıf tahakkümü; devleti bir tahakküm aracı yapan olgudur. Bu noktada kesin tavrınızı belirlemeden, yani insanın insanla ilişkisinde zoru ve zora teslimiyeti dışlamadan insanlar arasında eşitsizlik sorununun köküne inemezsiniz.

Devletin tahakküm aracı olarak işlevi salt tahakkümle, eşitsizliği olumlayan ideolojik koşullanma olmadan yürümez, bu doğrudur. Ama ideoloji de tahakküm olmadan bir işe yaramaz ve üstelik ideolojiyi sürekli besleyen etkenlerin en başında tahakküm gelir.

Herkes, herkes kadar köle ya da birileri herkesten “daha eşit” mi olmalı? Evrenin, doğanın, hayatın yasası bu mu? Değilse, eşitlik ne zamana ve nereye kadar, niçün ertelenebilir? Hemen şimdi yaşanacak bir şey değilse, anlamı nedir, neye yarar? Hemen yaşanacak bir şeyse, “bu kadarı”yla yetinmenin ya da “o kadarı”nı yarına ertelemenin anlamı nedir? Yarına çıkacak yolun taşlarını bugünden döşemenin bedeli mi? Bugünün İngiltere'sinin hâli, 19. yüzyıl Sanayi Devrimi'nde ve sonrasında heder olup giden milyonlarca çalışan insanın hayatına değer miydi diyorsunuz? Değerdiyse, niçin ve ne için değerdi? Tek tek her insanın hâlini, geleceğini ne belirliyor? “Kader” mi?

Ne ki eşitsizlikten habire yakınmayla ve eşitlik için kavga verilerek eşitlik kazanılamaz. Aslolan özgürlüğün, herkes için özgürlüğün kavgasını vermek ve her an vermektir. O kavgayı yarına ertelemek ya da göğe havale etmek bugünü, bugünün açlığını, sefaletini, cehaletini, umutsuzluğunu ve umarsızlığını yarına taşımaktır. Eşitsizliğe teslim olmaktır. Eşitsizliğe itiraz ve isyan her yönüyle ve her veçhesiyle bir özgürlük sorunudur.

Tektaş Ağaoğlu “sanatçı” olarak da özgün, yaratıcı başarılı oldu. 1956’da Paris'de resim, 1980’de Zürih’de heykel çalışmaya başladı.

Kişisel sergilerinden bazıları şunlardır:

1959 Türk Alman Kültür Derneği, İstanbul
1959 Türk Amerikan Kültür Derneği, Ankara
1960 Galeri Numero, Floransa
1961 Drian Galeri, Londra
1961 Galeri Numero, Roma
1961 Galeri Numero, Floransa
1962 Galeri Numero, Milano
1966 Türk Alman Kültür Derneği, İstanbul
1984 Produzenten Galeri, Zurih
1985 Galeri Basta, Lozan
1987 Galeri Art Studio, Vaduz, Lichtenstein
1991 Galeri MD, İstanbul
1993 ARS Sanat Galerisi, Ankara
1995 ARS Sanat Galerisi, Ankara
1996 Hobi Sanat Galerisi, İstanbul
1998 Hobi Sanat Galerisi, İstanbul

Katıldığı sergilerden bazıları:

1959 I. Paris Bienali, Paris
1959-60 Galeri Numero, Floransa
1960 Galeri Numero, Milano, Genova, Venedik, Roma, Barselona
1960 "Uluslararasi Soyut Sanat Sergisi" Prato Müzesi, İtalya
1960 "Resim Sanatında Yeni Gelişmeler III," Tooth's Galeri, Londra
1961 Fimbarrus Galeri, Bath, İngiltere
1961 Tooth's Galeri, Londra, İngiltere
1961 "Resim Sanatinda Yeni Gelişmeler IV," Tooth's Galeri, Londra, İngiltere.

Hüseyin Hasançebi, Önsöz, Ölümden Hayata, Mart 2018, İstanbul, H2O yayınları.
(H2O yayınları, Tektaş Ağaoğlu’nun 1956 yılında yayınlanan ilk kitabının yeni baskısını yapmıştır.)