Afrin “zaferi”ni kim kazandı?

afrin-ordu-bw-crCHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve CHP yöneticileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Afrin “zafer”i üzerinden siyasal rant devşirme çabalarına büyük tepki gösteriyorlar. Neymiş efendim, Afrin “zafer”ini “kahraman ordumuz” kazanmış, Erdoğan değil! Hem unutulmasın ki CHP de bu “zafer”in kazanılmasına sonuna kadar destek vermişmiş!

Kılıçdaroğlu ve arkadaşları, Erdoğan’a haksızlık ediyorlar. Eğer Afrin’de sözü edilen “zafer” kazanılamasaydı ve başta Kürt özgürlük hareketi sözcüleri olmak üzere birçok çevrenin ileri sürdüğü gibi Afrin, Türkiye Cumhuriyetinin “Vietnam”ı olsaydı bu durumun faturasını kim ödeyecekti? Milliyetçi-ulusalcı-faşist güruhlar kime saldıracak, kimden hesap soracaklardı? Herhalde askerlerden değil! AKP iktidarından, daha doğrusu Erdoğan’dan. Bu hesabı soracak olanlar içinde CHP’li “ulusalcı”ların başı çekeceğini hepimiz biliyoruz.

Kıbrıs “zafer”ini dönemin başbakanı Bülent Ecevit’in başarısı olarak göklere çıkaranlar, Kıbrıs çıkartmasını yapan askerleri hiç hesaba katmazken, sıra Afrin’e geldiğinde “kahramanlık” payesini sadece orduya layık görüyorlar.

Küçük bir kasaba büyüklüğündeki Afrin’i birkaç ayda teslim alıp oraya bayrak çekmek “kahramanlık” ise, o zaman bu kararın siyasi ve ekonomik risklerini göze alan Erdoğan’a da hiç olmazsa bir “yiğitlik” namı çok görülmemelidir. Bir yandan Afrin’de olup bitenler yüzünden, Erdoğan’ın Kürt oylarının büyük bir bölümünü kaybedeceğini düşünerek politika yapacaksınız, diğer yandan Erdoğan’ın Afrin “zafer”ini oya tahvil etmesine karşı çıkacaksınız! Bu tutarsızlıktır, fırsatçılıktır.

Kılıçdaroğlu ve CHP, baştan beri Erdoğan’nın ve devletin Afrin konusundaki yanlış tutumunu engellemeye çalışmak yerine, devletin bekasını bahane ederek Erdoğan’ın kuyruğuna takılmayı seçmeseydi bugün köşeye sıkışmaz, yukarıda ele alınan pozisyona düşmezdi.

Afrin’in haritadaki konumuna dikkatlice bakıp Türkiye Cumhuriyetinin devletler arası arenada yapabileceği hamleleri hesaba katmadan, sadece “haklı olma” pozisyonuna “cesaret” argümanını da ekleyerek politika üretmenin Kürt politikacılar tarafından muhasebesi doğru yapılmadıkça, bu coğrafyada daha çok paylaşılacak “zafer” ve “kahramanlık” payeleri ortaya çıkacaktır.

Ne yazık ki sadece “Savaşa hayır!” diyerek bu gerçekliği ortadan kaldırmak mümkün değildir. Mağduriyet belirtmek de çözümü kolaylaştırmaz.

Bir şeyler yapmak isteyen her kim ise, öncelikle devletle var olan ilişkisini gözden geçirmelidir.