Hayat ağacı

Tarih “tarafsız”dır
Hüseyin Hasançebi

TÜSİAD+AKP+MHP ve zavallı CHP ve biz unutkan solcular

tusiad-ozilhan-bw-crTÜSİAD, 18 Ocak 2018 tarihinde siyasi bir kongre (48.) gerçekleştirdi. Kongre Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu siyasi durumla bire bir ilgili idi. Kongre’de ortaya konulan görüşler hiçbir itiraz ya da “düzeltme” ihtiyacı duyulmadan, aynen benimsendi. 48. TÜSİAD Kongresi “Yeni Türkiye” önerdi ve bu öneri AKP+MHP ittifakının önerdiği “Yeni Türkiye” ile yüzde yüz örtüşüyordu. TÜSİAD ve AKP iktidarının müştereken inşa etmeye çalıştıkları “Yeni Türkiye”, Türkiye Solu’nun “can ve mal güvenliği” ile ilgili olduğu halde TÜSİAD kongre tutanakları solun ilgisini hiç çekmedi, gündemine giremedi.

Türkiye solunun genç kuşakları bilmediği, yaşlı kuşaklarının da unuttuğu için aktaramadığı bir konu daha var ki, güncelliği olmadığı halde 48. TÜSİAD Kongresi’nin ana meselesi haline getirildi; TÜSİAD’ın kurucu başkanı Feyyaz Berker anıldı.

Feyyaz Berker özellikle anıldı. Çünkü 1979’da Ecevit Hükümetini düşürmek ve 12 Eylül askerî faşist darbesini çabuklaştırmak için TÜSİAD’ın gazete ilanları ile başlattığı kampanya Feyyaz Berker’in başkanlığı dönemindeydi. TÜSİAD bu kampanyayı hükümeti düşürmek amacıyla yapmadığını Ecevit’e bir türlü anlatamamıştı. Bu anı tazelendi ve C. Başkanı Erdoğan’a, “OHAL konusundaki eleştirilerimiz seni yanıltmasın, bütün siyasi hesaplarını biliyoruz ve seni destekliyoruz” mesajı gönderildi.

AKP-MHP ittifakının kurmak istedikleri baskı rejiminin TÜSİAD destekli olduğunu anlamak için lütfen şuraya bir bakınız. TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan 18 Ocak 2018, 48. Kongre açılış konuşmasında aynen şunları söyledi:

“Âdeta dünyanın ekonomik ve siyasi karkası değişiyor. Küresel sistem tartışmaları tüm ülkelerdeki karar vericileri derinden etkiliyor. Liberal demokratik düzenin eşitlik ve adalet getirmediği, sadece batının emperyalist politikalarına hizmet ettiği iddiaları birçok ülkede güç kazanıyor.

Dünyanın ağırlık merkezi batıdan doğuya doğru kayıyor. Bu sadece ekonomik güç açısından değil, siyasi ve askeri güç açısından, hatta kültürel açıdan da geçerli…”

“Liberal demokrasi, hukuk devleti ve piyasa ekonomisinin tüm dünyaya barış ve refah getireceği beklentisinin boş çıktığını itiraf etmek durumundayız. Çin, devlet güdümündeki ekonomilerin, bir gün mutlaka çökeceği inancını yerle bir etmiştir. Dünyanın ekonomik ve siyasi güç dengelerinin yeniden oluştuğu, âdeta tektonik değişimlerin yaşandığı bu çağda, değişimin hızına ayak uydurabilmek için ülkelerin hızlı ve etkin karar alması gerekiyor. Değişime uyum sağlamak ve değişimin geniş kitleleri etkileyen sonuçlarıyla başa çıkmak için birçok ülkede, güçlü liderler dönemine girildiğini görüyoruz.”

Tekelci sermaye adına konuşan Tuncay Özilhan dünyadaki değişimin hızına ayak uyduracak bir yönetim sistemine olan ihtiyaçtan söz etmektedir.

Liberal demokrasi ve hukuk devleti dünyanın dönüşüm hızına yetişememektedir. Bu nedenle demokrasi ve hukukla sınırlandırılmamış, esnek bir hükümet sistemi Türkiye’nin dünyadaki hızlı dönüşüme ayak uydurabilmesini sağlayacaktır.

Tekelci sermayenin siyasi perspektifi ile AKP’nin siyasi perspektifi aynı olunca işin nereye varacağını kestirmek zor olmasa gerekir. Bu noktada artık tartışılacak şey, tekelci sermaye planını bozmak için gereken her şeyi yapmaktır. CHP bunu, askerleri AKP aleyhine kışkırtarak yapacağını düşünmektedir. TSK’nın “Afrin Zaferi”ni doğrudan genelkurmayı muhatap alarak kutlaması, “Erdoğan’ın yanlış Suriye politikasını ordumuz düzeltiyor” demesi, askere seslenmesidir ve “Madem ki Türkiye’yi siz kurtarıyorsunuz, yönetmek de sizin hakkınızdır” anlamına gelmektedir.

Solun gündemine hiç bakmayalım, daha iyidir. 150 kişi bir çağrı yayınlamışlar, “eski” Türkiye İşçi Partisi kurulursa, destek olacaklarını belirtiyorlar. “Bir işe yarayacaksa kurulsun elbette” demek ya da “öyle değil böyle olmalı” diye önermek varken soldan gelen tepkiler her nedense “acayip” oldu. Hele bir tepki türü var ki, anlaşılır gibi değil: HDP’yi zayıf düşürmek içinmiş… Kürt siyasi hareketinden uzak durmak içinmiş… “Ben eski TİP üyesiydim, bana sorulmadan nasıl yapılırmış?”…

Özilhan Türkiye’nin eksen değiştirmesini değil, rejim değiştirmesini ima ediyor. Ve fakat Türkiye solu maalesef erken davranmış, daha ileri gitmiş, eksen değiştirmiştir. Sosyalizmi ima eden her siyasi oluşum HDP içinde mevzilenmiş olan sola “Kürt siyasi hareketine karşı olmak” gibi geliyor. Hatta ağız alışkanlığı, bu türden görüş ve girişimlere “Türk şovenizmi” diyenler bile var. Ve bu tam 30 senedir böyle. ÖDP’yi yıkıp dağıtan da bu görüştü.

“Eski” TİP’i yeniden kurma fikrine sıcak bakanlar için de birkaç şey söylenmeli, fakat henüz kendilerini tanımlamış olmadıkları için sadece önemli bir noktayı hatırlatmakla yetinelim.

Türkiye solunun bütün cenahlarında geçmişte, “parti içinde parti” anlayışı olmuş, örgütsel sürekliliğin garantisi bu parti modelinde görülmüştür. Kökten yanlıştır ve niçin yanlış olduğunu merak edenler T. Zafer Tunaya’nın Türkiye’de siyasi partiler için yazdıklarına bakabilirler. Kitle Partisi ile İdeoloji Partisi ayırımının nereden kaynaklandığını araştırabilirler. Ecevit’in denediği, bir ara başarılı gibi gözüken ve sonra kaybolan DSP’sine sorabilirler.

(“Eski” TİP’e ben 1963 yılında üye olmuştum. Sosyalist bir parti değildi, ama çok iyi bir “sosyalizm okulu” idi, sosyalizmin alfabesini orda, işçilerle birlikte öğrenmiştim. Bana beni hatırlattığı için bu yazıyı yazdım.)