Karl Marx konuşması 2018

marx-highgate-bw-crKarl Marx'ın düşüncesine çeşitli açılardan bakılabilir.

Dünyanın bir yorumu olarak,

dünyayı anlamak için bir yöntem olarak,

ve –dünyayı değiştirmek için– bir eylem kılavuzu olarak.

İnsanlar bazen bu boyutlardan sadece birini görürler. Ne var ki, tüm bu boyutları bir bütünün parçası olarak görmeliyiz.

Marx, “Filozoflar dünyayı yalnızca değişik biçimlerde yorumladılar, oysa mesele onu değiştirmektir” demişti.

Ancak, asla dünyayı yorumlama çabasından vazgeçmeyi ya da bunun önemini küçümsemeyi ileri sürmedi.

Bu nedenle, –birkaç yıl öncesine kadar Üçüncü Dünya olarak anılan– “dünyamız” üzerine bir kaç söz edeyim.

Birkaç konuyu hatırlamakta yarar var.

1860'ların ortalarından itibaren Marx ve Engels, Avrupa dışındaki sorunlarla, özellikle Ulusal Sorun denilen sorunla, Sömürge Sorunu ile, ezilen halkların kaderi ve onların kurtuluş mücadeleleriyle giderek daha fazla ilgilenmeye başladılar.

Bu şekilde, Marx ve Engels, onları izleyenlerin Marksizmi daha geniş ve evrensel bir yorumla zenginleştirmelerine –devrim teorisini daha somut bir biçimde bu diğer dünyayı kapsayacak şekilde geliştirmelerine de– olanak veren perspektifler sağladılar.

Komünist Manifesto'da Marx, insanlığın kurtuluşundan kapsamlı bir süreç olarak bahsetti, her ne kadar asli de olsa ekonomik altyapıyla sınırlamadı. Sonraki deneyim bu öngörünün ne kadar doğru ve yerinde olduğunu gösterdi.

Marksizmin geçerliliğini ve önemini sürdürmenin tek yolu, onu sürekli zenginleştirmektir. Marksizm, Marx ve Engels'in benimsediği yönteme sadık kalacaksak, yaşayan bir güç olmalıdır. Ama bu gelişme olmalıdır, eleştirel olmayan bir özümseme değil.

Onun zenginleştirilmesi deneyime dayanmalıdır – kendi devrimci mücadelelerimiz ve çabalarımızla, kendi toplumsal evrimimizin analiziyle kazanılan deneyime.

Bugün –son zamanlardaki gerilemelere rağmen çok önemli değişiklikler yaşayan– Latin Amerika için Marksizm temel önemdedir.

Aynı şekilde, onun zekice ve açıkça, –belli sınıfların rollerini, ve zayıf yönlerini, kavramak gibi– belirli durumlara ve sorunlara uyan biçimde uygulanması da öyledir.

Örneğin Küba Devrimi'nde, Marksizmi Latin Amerika'nın en iyi devrimci gelenekleriyle, özellikle Jose Marti'nin düşüncesiyle ilişkilendirmek çok önemli, hatta elzemdi. Bugünkü koşullarda, devrimci Küba deneyiminin sağlayacağı desteği göz önünde tutmak da aynı derecede önemlidir.

Bazıları inkâr etse de, Marksizm hümanizmdir; insanların tarihi dönüştürmede devrimci potansiyeline dayanan bir hümanizm.

Burada Fidel'den bir alıntı yerinde olacak: “Marx'ın teorisi asla sabit bir şema olmadı. Bir mefhumdu. Bir yöntemdi. Bir yorumdu. Gerçek anlamıyla, somut olduğundan, belirli gerçekliklerden kaynaklandığından bir bilimdi. Ve aynı olan iki somut durum yoktur.”

Bu, diyordu Fidel, Che'nin görüşüdür.

"Che, devrimin genel olarak Marx ve Marksizm ile olan ilişkisine açıkça işaret etti. Aramızda o yılları yaşayanlar, yazarın doğrudan söylediği, çekiç darbesi gibi çınlayan bir cümledeki ‘Küba Devrimi Marx'ı, onun bilimi bırakıp devrimci tüfeğini omuzladığı noktadan devraldı’ sözlerinin etkisini hatırlarlar.”

Doğal olarak bugün, Devrimin ve Fidel'in eğitsel çalışmasının sonucu olarak sınıf bilinci düzeylerinin dönüşümü bu gerçeğin kendisini ve Che’nin o zamanlar makul olan analizini değiştirmiştir.

Fakat Che'nin çalışmaları bu süreçleri izah eder, mitleri ve önyargıları ortadan kaldırır, insanları eğitir, ideolojilerini araştırır ve onları akılcı ayakları üzerinde doğrultur.

O, Marksizmin bir bilim olduğunu açıklar, ve Marx'ı tüm zamanların büyük bilim adamlarıyla karşılaştırır. Marksist olmak, Newton ve Pasteur'ün başarılarını anlamak ve onlarla özdeşleşmek kadar doğaldır. Marksizm, insanlığın kültürel ve bilimsel mirasının bir parçasıdır.

Ancak Marx hem bir bilim adamı, hem de bir devrimciydi, ve bu, Che’nin vurguladığı gibi, onun Biliminde, insan gelişimi anlayışında mündemiçtir.

Fidel, ayrıca onun Marksizmi bir bilim olarak görmesinin ve toplumsal gelişimin nizamını ve yasalarını anlama gereğinin önemini vurgular.

Fidel, Che ile aynı açıklıkta, Marksizmin "bir yorum, bir bilim" olduğunu söyler, ve Che gibi, mücadele sürecinde asıl meselenin uygulama ve hiçbir durumun bir diğeriyle aynı olmadığını anlama olduğuna dikkat çeker. Önceki deneyimlerden elde edilen bilgileri yorumlayabilmek ve uygulayabilmek, devrimci yaratıcının temel görevidir.

Gene can alıcı bir nokta, Marx ve Engels'in büyük önem verdiği, bilincin merkezî yerini vurgulamaktır – bazıları bugün onların yaklaşımlarının hatalı ve sınırlı olduğunu iddia etse de.

Büyük düşünürün ve devrimcinin ideolojisinin geçerliliğini ve canlılığını burada yeniden teyit etmek istiyorum.

Yeni yüzyıl, önceki yüzyıldan miras kalan muazzam zorlukları devraldı ve derinleştirdi. Emperyalist sömürü ve tahakküm benzeri görülmemiş boyutlara ulaştı ve ulusaşırı kapitalizmden kurtuluş mücadelesi her zamankinden daha acil hâle geldi.

Bu nihai savaşta, Marx'ın fikirleri –arkadaşı ve birlikte mücadele ettiği Friedrich Engels’in öngördüğü gibi– vazgeçilmez bir başlangıç ​​noktası olmayı sürdürüyor. Yeni ve karmaşık tarihsel durumların ışığında Marksizmi geliştirmek bizim görevimizdir.

Marx ve Lenin'in eserlerini okumalı, yeniden okumalıyız. Ancak layıkıyla kavrayabilmek için de, yeniden uygulamalıyız. Onların canlılığını ve geçerliliğini korumanın, eleştirel ve dönüştürücü kenarlarının aşınmasını engellemenin, tersine, dünyanın neresinde olursa olsun tüm ezilenlerin ve sömürülenlerin özgürleşmesi için devrimci pratiğin hazır ve keskin bir aracı yapmanın başka yolu yoktur.

Aynı şekilde, Marx'ı derinliğine kavramak için sonradan ortaya çıkan yeni bilgilerin müthiş gelişimi de ihmal edilemez. İnsanlığın tüm bilimsel müktesebatını okuyarak, gerek ustaların metinlerinin basit kavranışından, gerekse saf ve eleştiriden uzak özümsenmesinden kaçınan yaratıcı Marksizmin temelini atmalıyız.

Marx ve Engels tarafından incelikle işlenen mefhumlar, asla tamamlanmış ve kapalı bir sistem değildi. Bizzat onlar kavramları tekrar tekrar ele almaktan geri durmadılar. Daima bitmemiş kalmaları, gerekliliktendir, doğası gereği böyledir.

Bu konuyu iki açıdan ele almışızdır.

Devam eden evriminde görülen Marx'ın özgül katkısını belirlemek ve Latin Amerika deneyiminin Marksizmin zenginleşmesine katkılarını dikkate almak.

Marksizm, kendisine dünyanın çeşitli köşelerinde edinilen deneyimlerin özelliklerinden kaynaklanan sonsuz bir istisnalar listesi iliştirilen katı bir teori olamaz. Teori bütünsel olmalı, genel olarak sınıf mücadelelerinin zenginliğinin getirdiklerini de içerecek şekilde, yeni bilgilerin katkılarını da kapsamalıdır.

Marx’ın düşüncesinin maruz kaldığı yanlış anlamaları ortadan kaldırmak için, evrimi ve ilerlemesinde onun ve Engels'in yazdıkları kavranmalıdır, ki bu da gelişiminin sürdürülmesini gerektirir.

Yaşasın Marksizm!

Bu yıl doğumunun iki yüzüncü yılı kutlanan Karl Marx'ın ölümünün (14 Mart 1883) yıldönümü dolayısıyla mezarı başında düzenlenen anmada Küba’nın İngiltere Büyükelçisi Teresita Vicente'nin yaptığı konuşma, 18 Mart 2018. (Çeviri: Kızılcık.)