Hayat Ağacı

“Barışa hayır!”
KIZILCIK

Arşivden yeni yazılar

Tanrı ve devlet
Tektaş Ağaoğlu
Kelâm
Tektaş Ağaoğlu
Devlet "çıkar"dır
Tektaş Ağaoğlu
Kim kimi yarattı?
Tektaş Ağaoğlu
Tanrı yerde görünür
Tektaş Ağaoğlu

Canan Kaftancıoğlu ve sol

kaftancioglu-bw-crCHP İstanbul il başkanlığına Canan Kaftancıoğlu’nun seçilmesi birçok tepkiye neden oldu.

Bu tepkileri anlamak zor değil. Konunun, ana muhalefet partisinin İstanbul il başkanlığı olması, tepkileri anlamaya yeter de artar bile. Ayrıca bu önemli mevkiye bir kadının, hele hele eğitimi, siyasi duruşu, geçmişte söyledikleri ve yaptıkları, kişiliği ve içinden geldiği aile vb. dikkat çekici özelliklere sahip birisinin getirilmiş olması da çabası.

Özellikle iktidar kanadından ilk dakikadan itibaren başlatılan saldırıların nedenleri üzerinde durmaya bile değmez. AKP genel başkanından tutun da yandaş medyasına kadar topyekün bir itibarsızlaştırma ve iftira kampanyası açılmasını bu ülkede yaşayan ve politika ile şu veya bu derecede ilgisi olan herkes normal karşıladı. Yeni başkanın yukarıda sayılan özellikleri, iktidarın azgın saldırılarına yeterli gerekçe oluşturmakta. Bu anlamda bu saldırılar kimseyi şaşırtmıyor.

Canan Kaftancıoğlu’nun İstanbul il başkanlığına seçilmesinine, CHP içerisinde politika yaparak ülkenin demokratikleştirilmesine katkı sunacağına inanan çok sayıda partilinin olumlu tepki vermesi de anlaşılır bir durumdur. Canan Kaftancıoğlu’nun bu göreve seçilmiş olması, bu insanları heyecanlandırmış olabilir. Yine aynı parti içerisinde yeni başkanın özelliklerini kendi inandığı politikalar açısından sakıncalı bulanların olması da doğal.

Herkesin inandığı politikalar doğrultusunda söz konusu duruma dair tepkiler vermesinde bir tuhaflık yok.

Şimdi Canan Kaftancıoğlu’nun İstanbul il başkanı olmasını farklı bir yaklaşımla değerlendirelim.

Değerlendirmeye başlamadan önce sayın Canan Kaftancıoğlu’nun kişiliğine ve temsil ettiği değerlere dair hiçbir olumsuz düşünce taşımadığımızı, yazacaklarımızın onun özelliklerinden ve hak ettiğini düşündüğümüz övküye değer geçmişinden bağımsız olarak ele alınması gerektiğini öncelikle belirtmekte yarar var.

Şu gerçeğin altını çizerek başlayalım. İstanbul il kongresinde Canan Kaftancıoğlu sadece 7 oy farkla başkanlığa getirilmiştir. Kendisine verilen oyların bir kısmı, onun taşıdığı özellikleri beğenen kişiler tarafından verilmiştir ancak çok büyük bir kısmı eski başkana çeşitli nedenlerle –ki çoğu haklı nedenler– tepki duyanlar tarafından verilmiş oylardan oluşmaktadır. Ayrıca mezhep, bölge vb. gibi CHP örgütü içerisinde çok etkili olan politika dışı unsurların da verilen oylar üzerindeki etkisi görmezden gelinemez. Kısaca şöyle denilebilir: İstanbul il başkanlığını Cemal Canbolat kaybetmiş, o kaybettiği için Canan Kaftancıoğlu kazanmıştır. Bu seçime CHP’de büyük bir değişim isteğinin yansıması olarak anlam yüklemek zorlama bir yaklaşım olur.

Canan Kaftancıoğlu’nun CHP il başkanı olarak yapabilecekleri sınırlıdır. Bu durum onun kişisel özellikleriyle ilgili değil, CHP’nin yapısı ve işleyişiyle ilgilidir. Bu gerçeği CHP’de yöneticilik yapmış olan herkes çok iyi bilmektedir. Canan Kaftancıoğlu’nun il başkanlığındaki başarısı, büyük bir olasılıkla onun CHP’de politika yapamaz duruma düşmesine neden olacaktır. Şöyle ki: il başkanı olarak başarılı sayılmanın en temel ölçütü, CHP’yi kuşatmış olan müteahhitlere belediyelerden ihale kotarmakla mümkündür. Rant komisyonculuğu adını verebileceğimiz bu görevi ne denli yerine getirirse başkan birileri tarafından o denli başarılı addedilecektir. Aksi durumda o makamda kalması zor olacaktır. CHP tabanı açısından anlaşılmaz gibi görülen bu durum, CHP yöneticileri –diğer partilerde durum daha da vahim boyuttadır– açısından çok aşikârdır. Canan Kaftancıoğlu’nun özellikleri bu tür bir rant komisyonculuğuna uygun değildir. O, böyle bir çarkın dişlisi olmayı kabul etmediği sürece parti tabanını oluşturan sıradan üyeler tarafından takdir edilecek fakat partide söz ve karar sahibi olanlar tarafından ayakbağı sayılarak ekarte edilecektir. Yani Canan Kaftancıoğlu’nun belediyelerden rant devşirmeye çalışanlara karşı gösterebileceği direnç aynı zamanda onun il başkanlığını riske sokacaktır. Bu arada yakın bir tarihte seçim olacak olması, Canan Kaftancıoğlu için bir şans olarak düşünülebilir. Seçim sonuçları ne olursa olsun CHP’nin örgütsel yapısı değişmediği sürece –değişmesi için bir neden yok– başkanlığını sürdürmesinin zor olduğunu kabul etmek gerekir.

Önemle üzerinde durulması gereken bir durum da şudur: Kendisini CHP dışında tanımlayan solcuların Canan Kaftancıoğlu’nun başkanlığa seçilmesini bir zafer olarak ilan etmeleri, bu durumu CHP ve ülkeyi değiştirmek için büyük bir fırsat olarak sunmalarıdır. Böylesi bir söylem, bu kesimler açısından tam bir açmazdır. Bu değerlendirme her şeyden önce Canan Kaftancıoğlu’na büyük bir haksızlık anlamına gelir. Yukarıda yapabilecekleri anlatılmaya çalışılan bir kişiye, taşımadığı misyonları yüklemek haksızlıktır. Çünkü yüklenmeye çalışılan misyon gerçekçi olmadığı için sonuç şimdiden bellidir: Başarısızlık. Başarısız olacağı baştan belli olan bir misyonu bir kişiye dayatmak haksızlıktır, politik cambazlıktır.

Kendisini CHP dışında tanımlayan solun büyük bir kısmı, geçmişten bu yana kendi sorumluluklarını CHP’ye yükleyerek kaçak güreşme kolaycılığını seçmektedir. Kendi yapması gereken politik, ideolojik, örgütsel görevleri, yetersizliği ve tembelliği yüzünden yerine getirmekten aciz olduğu için her fırsatta CHP’ye olmadık misyonlar yükleyerek kendi başarısızlığını gizleme yolunu seçmektedir. Canan Kaftancıoğlu’nun İstanbul il başkanlığına seçilmesinin bir zafer olarak takdim edilmesi de bu tutumun bir örneğidir.

CHP il başkanlığına birçok olumlu özelliği olan bir kadının seçilmesi sevindirici bir gelişmedir. Ona yapılan saldırılar konusunda kendisine her türlü desteğin verilmesi önemlidir. İstanbul özelinde önümüzdeki yerel yönetim seçimlerinde aday belirleme konusunda demokrasi güçleri açısından Canan Kaftancıoğlu’nun il başkanı olması küçük de olsa bir olanak yaratabilir. Ancak herkes politik değerlendirmelerini gerçeklikler üzerinden kurmalı ve tanımlamalıdır.

CHP dışında kendisini tanımlayan solun öncelikle kendi politikalarına yoğunlaşması, daha sonra mümkün olursa CHP ile ilişkilerini karşılıklı olarak yerli yerine oturtması en doğrusudur. Bu hem solun hem de CHP’nin işini kolaylaştıracaktır.