Hayat ağacı

Tarih “tarafsız”dır
Hüseyin Hasançebi

Tanrı ve devlet

Sınıflı toplumların geçmişinde devlete hep Tanrının yeryüzündeki gölgesi gözüyle bakıldı. Hükümdarın varlığı ilâhî lûtuf, din ulularının takdisi devlete biadın temel gerekçesi sayıldı.

Çoğu Antik Çağ toplumunda (sözgelimi Mısır, Sümer, Babil, vb.) en yüce din ulusu hükümdardı ya da hükümdara en yüce din ulusu sıfatı ve işlevi atfediliyordu. Toplumda merkezî otoritenin kaynağı Tanrı ya da tanrılardı. Egemenlik onlara aitti, onların dediği olurdu.

Tanrıların ne dediğini ya da demiş olduğunu, gelecekte ne diyeceğini “bilen” bir din adamları topluluğu ya da onlarla çevrili tek bir Hükümdar-Tanrı ya da Rahip-Hükümdar toplumu yönetir, hayatı yönlendirirdi.

Mısırda Firavun değişik sıfatlar taşıyan bir tanrı sûretinde devletti. Devlet de Firavunun şahsında bir tanrı.

Eski Yunan şehir devletlerinde ve Roma’da durum çok farklı değildi. İlk kralların esas (başlangıçta yegâne) işlevi dinsel âyinleri yönetmek, dinin gereklerinin yerine getirilmesine nezaret etmekti. Olduğu kadarıyla otoritelerinin kaynağı ilk (kurucu) kabile örgütlenmelerinde geçerli dinsel inançlardı. Krallıktan sonra gelen oligarşik ve demokratik yapılanmalarda bunun izleri sürdü.

Antik Çağın mitolojik öyküleri ince ayrıntılarıyla irdelenip gerekli tarihsel bağlantılar olabildiğince saptandığında, hepsinin kökeninde belli âyin pratiklerinin yattığı görülür. Ne ki o âyinlere, toplumsal/maddî zeminde, üretimin örgütlenmesi ve geçim kaynaklarının paylaşımı bağlamında zaman içinde öne çıkan iktidar ilişkileri açığa çıkarılmadan yeterince aydınlatıcı bir anlam verilemez.

Roma’da İmparatorluk kurulduktan az bir süre sonra sıradan bir saray ya da kışla entrikasıyla başa geçmek resmî tapınç nesnesi olmaya (“tanrılaşma”ya) yetiyordu. Bu olguda, sınıflı topluma geçiş evresinde ve sonrasında toplumsal örgütlenmenin dinsel inançları ve pratikleri nasıl etkilemiş, hattâ belirlemiş olduğunun geriye dönük çarpıcı ipucu yatıyor: sınıflı toplumda Din/Devlet ilişkisinin esas belirleyici dinamiği devlettir. Öyle olduğu öteden beri bilinir.  Her yerde hazır ve nâzır, kaadiri mutlak “Tanrı” kavramı, her işe karışır, düzenleyici ve baskıcı, zora koşucu, cezalandırıcı ve ödüllendirici, pay dağıtıcı korkulur bir güç olarak devlet gerçekliğinin göğe yansıyan sûretidir. “Yeryüzündeki gölge”nin ardındaki gerçeklik gökte değil, yerdedir.

Esas sorulacak soru Tanrının insanlar için ne gibi bir dünya tasarlamış olduğu değil, bu dünyada insanlara ne gibi bir Tanrı tasarımı sunulduğudur. Bir başka deyişle, Tanrının ne olduğu ve ne olmadığı ya da insanın hangi ihtiyacını (eğer öyle bir ihtiyacı varsa) karşıladığı, ancak yeryüzündeki gölgenin ayrıntılı bir biçimde irdelenmesiyle anlaşılabilir.

Din, her daim, mevcut toplum düzeninin –insanın insanla ilişkisinin– aynası olmuştur.