Hayat ağacı

M. Kemal’in ütopyası Tayyip Erdoğan idi
Hüseyin Hasançebi
ÖDP HDP’ye oy verecek
Hüseyin Hasançebi

Tanrı yerde görünür

İstikrar, sulh ve sükûn herkesin hakkına rıza göstermesiyle gerçekleşir. Sözlükte* “hak”kın bir anlamı Tanrı, bir başka anlamı “pay”dır.

Hak, üretimle ilgili paylaşımın düzenleniş ilkesidir. Hak’tan türeyen “hukuk” o ilkenin pratiğe aktarılma yöntemidir.

“Rıza” ise, boyun eğmenin yanısıra hoşnutluk, kabul, istek anlamlarını taşıyor. Bu bakımdan “hak” kavramı eşitsizliği ve eşitsizliğe rıza göstermeyi de içerir.

Hakkı belirleyen zora dayalı üstünlüktür. Ama o hiç bir zaman salt zora dayanarak kendini sürdüremez. Üzerinde yükseldiği ekonomik/toplumsal ilişkiler dinamiği ile uyumlu bir “rıza”ya dayanmak zorundadır. Rıza gökten zenbille inmez. Toplumun ya da toplumu oluşturanların tek tek her birinin mutabakatıyla da sağlanmaz. Ama salt ve basit bir zor ürünü de değildir. Süregiden egemenlik koşullarında toplum için de, toplumun tek tek her bir üyesi için de zordan kurtuluşu içerir.

“Kurtuluş”, zora teslimiyetin –boyun eğişin– iki yanlı hakka dönüşerek hukuka bağlanmasıdır.** Zora düşürülen, zorlunun hakkını teslim ederek ve kendi hakkına (payına) razı olarak ona bağlanır: zordan kurtulur. Din (İlâhî Hukuk da diyebilirsiniz) o bağın, yani bir bölüm insanın bir başka bölüm insan tarafından teslim alınışının yaradılış kurgularına atıf ve Tanrı İradesi mehazıyla evrensel planda tescilidir. Ya da, toplum düzeninin ve devletin “insan”a mal ettiği ters dünyanın, Marx’ın deyişiyle, “genel teorisi, ansiklopedik icmali, halka yatkın mantığı, manevî namus meselesi, coşkusu, ahlâkî onaylanışı, resmiyete bürünüşü, evrensel avuntu ve haklılık temeli”dir. Bir başka deyişle, Tanrının yeryüzüne saldığı gölgenin –insanların bir bölümünün karanlığa mahkûmiyetinin– hayatın ve varoluşun olmazsa olmaz koşulu olduğunun gerekçeli ilâmıdır. O ilâm insanın Tanrıyla ilişkisini ya da Tanrıya bakışını değil, toplumdaki temel egemenlik ilişkisini tescil eder. Tanrı, gölgesiyle vardır. “Gölge” egemenlerin gölgesidir. Ona karşı çıkılıp da sebatla karşı durulduğunda  “kaos”tan kurtuluşun gerçek içeriği âyan olur, insanın gözü bastığı yeri görür. Ters dünya doğrultulunca Tanrının ayağı yerden kesilir.

* Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ferit Devellioğlu.
** Hakkın hukuka bağlanması aslında zorlunun hakkının öne çıkmasıdır. İş bırakan işçi iş bırakır, bunun bir “hak” olup olmadığıyla ilgilenmez. “Yasa dışı grev” yine de grevdir: işini görür. “Yasa dışılık” grevle değil, yasayla ilgili bir kavramdır. Dolayısıyla işverenin (ya da devletin) doğrudan zor kulanma dışında “grev hukuku”na başvurmaktan başka yapabileceği bir şey yoktur. Grev hukuku işçinin iş bırakma fiilini birtakım koşullarla kuşatarak “yasal grev”e dönüştürür. İşçiye yasal grev hakkının tanınması, son tahlilde, iş bırakma fiiline karşı zor kullanmanın hangi koşullarda, nasıl devreye gireceğinin belirlenmesi, tarza, usule bağlanmasıdır. O sayede, iş bırakan işçi polisten, candarmadan ya da işverenin adamlarından rastgele sopa yemekten kurtulur ama, iş bırakmayı yasal greve dönüştüren koşullar, yani işçinin “yasal olarak” nasıl ve kimden sopa yiyeceği toplumda geçerli siyasal/hukuksal/anayasal çerçevede yine egemen sınıf zoruyla belirlenir. Zora düşürülen için hakkın hukuka bağlanmasıyla zordan “kurtuluş”, zorlunun zoruna bağlanmanın bir türevidir. Hak verilir, özgürlük geri alınır, ya da özgürlükten geçilir, hak alınır. Sınıflı toplumda özgürleştirici yasalar özgürlüğü kısıtlama (yasa’klama) araçlarıdır.