Tektaş Ağaoğlu'na veda

İzmir’i yıkanlar kim?

s24 konakEylül 1922’de İzmir düşman elinden kurta­rılırken nerdeyse yarısı yandı kül oldu. Türkler, Yunanlı yaktı dedi; Yunanlılar, Türk yaktı dedi. Hangisi yaktıysa, yangın yeri uzun yıllar boş kaldı, sonra yerine İzmir fuarı ve bugünün görece varlıklı, temizpak Alsancak semti kuruldu.

Günümüze daha yakın yıllarda –bundan 20-25 yıl önce– bu defa tarihî Konak Meydanı kendilerine belediyeci diyen münasebetsiz adam­ların elinde yine bir yangın yerine çevrildi. Bir takım “lüzumsuz” eski yapıları yıktılar, denizi doldurdular, orda Konak Meydam'ndan başka her şeye benzeyen koca bir boşluk yarattılar. Tam orta yerine denizi şehre, şehri de denize kapatan şimdiki o devasa binayı diktiler. Herkesin nefretini kazanan ama artık ne yapılacağını kimsenin bilemediği –oysa köküne resmen ve resmî ellerce kibrit suyu (dinamit!) ekilerek yer­le bir edilmesi gereken– o ucube yapı... Biz herşeyi biliriz diye gelip kimseyi dinlemeden iş bitirenlerin iş bitirme sırasını savıp tarihin çöp­lüğüne göçtükten sonra ardlarında bıraktıkları zevksizlik, görgüsüzlük, izansızlık anıtı.

Arada bir şey daha oldu. Denize bakan İz­mir’in sol yakasında Güzelyalı denilen bir semt vardı. Setler üstünde büyüklü küçüklü gümrah bahçeler içinde, Akdeniz mimarisinin ortak de­ğerlerinin tam hakkını veren kimi oymalı tah­taboşlarla süslü püslü, gösterişli, kimi sade ve vakur köşkleri, evleriyle uzaktan bakıldığında ol­duğu kadar yakınlarına varıldığında da insanın içini açan bir semt.

50’li, 60’lı yılların daha o zamandan darmadağın çapaçul İzmir’inin kıyı­sında insan emeği ve göz nurunun mücessem ürünü bir vaha âdeta...

Şimdi yok.

Nicedir yok. “Gâvur” İzmir’in Rumları gibi o da yok.

Bu kadar güzelliğin bizim burada ne işi var denilircesine sanki, yok edildi gitti.

Yerine ne geldiğini İzmirliler her gün, baş­kaları İzmir’e her geldiklerinde görüyor. 7-8 katlı suratsız apartmanlar, iki adım bahçe niye­tine bir kaç göstermelik palmiye, demir par­maklıklar ardında korunmaya alınmış beton bal­konlarda acayip süslemeli döküm saksılar için­de tek tük sardunya... O güzelim Güzelyalı'nın ahı gitmiş, vahı da kalmamış. Uzaktan görünü­şü tam bir beton yığını, yakınına varıldığında bir sıradanlık labirenti.

Bunun sorumlusu kim?

Herkes!

“Herkes” sorumlu deyince bu işi yapanlar temize mi çıkmış oluyor? “Biz değil, onlar –şu, şu, şu, vb., yetkililer– yaptı deyince her­kes ne kadar temize çıkıyorsa onlar da o ka­dar temize çıkıyor. Kimse suçu ona buna at­masın, önce kendini düşünsün. Ben kimim ki, benim elimden ne gelir diyorsa, bir de bunu düşünsün!

Konak'ta olsun, Güzelyalı'da olsun iş bitiri­lirken işi bitirenlerle başından sonuna kadar çekişenler, didişenler, dövüşenler hiç çıkmadı mı? Çıktı. Günlerini, yıllarını bu kavgaya adayanlar oldu, oldu da, onlar da başara­madılar.

Niye başaramadılar? Tarih bunu sorar. Başarısızlığın ne­denlerini açıklayıp denk yapıp bir kenara yığmak için değil, herkes hakkındaki hükmünü infaz için!

Kızılcık, sayı 24, Mayıs/Haziran 2005, s. 95.