Dünya

Suriye Irak’ı da düzeltir
Hüseyin Hasançebi

Ekim “Halk” Devrimi

petrov-vodkin-fantasy-rszEkim Devrimi’ne “proleter devrimi” denilmiştir. Doğru anlaşılması kaydıyla,

bu tanıma itiraz gereksizdir. Çünkü doğrusu, “Halk Devrimi” olduğudur. “Proleter Devrimi” ile “Halk Devrimi” arasındaki fark, birincisine proletaryanın öncülük etmesinden ibarettir. Ama bu fark, büyük tartışmaların da konusu olmuştur.

Türkiye solunun tarihinde bu tartışma skolastik bir şekle bürünmüş olarak vardır;

“Şehirlerden mi kırları kuşatacağız, yoksa kırlardan mı şehirleri?” diye sorulmuştur.

Marksist literatürü doğru kullanırsak Ekim Devrimi’nin bir Halk Devrimi olduğunu görürüz. Marks, Paris Komünü için, "Anakara üzerindeki her gerçek halk devriminin ilk koşuludur bu. Parisli yoldaşlarımızın giriştikleri şey de işte budur." der. (Marx, Engels, Lenin, Paris Komünü üzerine, Ankara: Sol Yayınları, 1977.)

Lenin de Ekim Devrimi’nin bu yönünü (Halk) kaçınılmaz görür ve şöyle der:

“Proletarya diktatörlüğünün kurulmasının, esas olarak, Rusya'nın geriliği ile onun burjuva demokrasisinin üzerinden ‘sıçraması’ arasındaki ‘çelişki’yi doğurmuş olması şaşırtıcı değil midir? Tarih bize, bir dizi çelişkisi olmayan yeni bir demokrasi biçimi sağlamış olsaydı, bu şaşırtıcı olurdu. ... Büyük proleter devrimine başlamanın Ruslar için gelişmiş ülkelerden daha kolay olduğunu, ama onu sürdürmelerinin ve sosyalist toplumun eksiksiz örgütlenmesi anlamında, devrimi nihai zaferine götürmelerinin daha zor olacağını birkaç kez söyleme fırsatını bulmuştum. 

Başlamak bizim için daha kolaydı, birincisi, çünkü –20. yüzyıl Avrupası için– çar monarşisinin eşi görülmedik siyasal geriliği, yığınların devrimci hücumlarına eşi görülmedik bir güç vermiştir. İkincisi, Rusya'nın geriliği, proletaryanın, burjuvaziye karşı devrimini, toprakbeylerine karşı köylü devrimi ile kendine özgü bir yolda birleştirmiştir. Ekim 1917'de hareket noktamız budur ve eğer ordan başlamamış olsaydık zaferi böyle kolay gerçekleştiremezdik.”(Lenin, Üçüncü Enternasyonal ve tarihteki yeri, Marx-Engels-Marksizm, Sol Yayınları, İkinci Baskı: Mayıs 1990, s. 268-274.) 

O zaman şöyle bir sonuç doğuyor: Proleter devrimlerini halk devrimlerinden, o halde aynı zamanda Ekim Devrimi'ni önceki devrimlerden ayıran, "işçi sınıfının öncülüğü"dür.

Şu da doğru bir görüştür: "Proleter devrimi aynı zamanda bir halk devrimi de olmadıkça proletaryanın diktatörlüğü yoktur." (Étienne Balibar, Sur la dictature du prolétariat, Paris: Éditions François Maspero, 1976, s. 112.)

Biz ne ad koyarsak koyalım, son sözü gerçeklik söyler. Devrimden hemen sonraki Kurucu Meclis seçimi şu sonucu vermiştir: Bolşevikler %25, Sosyalist-Devrimciler, %62, toprak sahiplerinin ve burjuvazinin partileri %13 vb.

Bu konu şu nedenle önemli: “Saf Proleter Devrimi”, idealize edilmiş bir sosyalizm deneyimini garanti altına alırmış gibi görünüyor. “Halk Devrimi” ise bu garantiyi vermiyor, Sovyet Sosyalizmi misali deneyimlere –zorunlu olarak– götürüyor.

O zaman gelecek için; “olsun da ‘halk devrimi’ olsun, düşe kalka gerçek sosyalizmin yolunu buluruz,” demekten başka çare bulunmuyor.

Fakat şu kesin: Bundan sonraki sosyalist devrimler, “kapitalizmin geliştirmediği zeminler gelişmemizi engelliyor” demek zorunda kalmayacaktır. Çünkü artık sosyalizmi kurmak “siyasi iktidar“ olmak sorunudur. Tarih arkamızdan gelen kuşaklara, “İşte hendek, atla!” diyecektir.