Dünya

Suriye Irak’ı da düzeltir
Hüseyin Hasançebi

Sosyalistler nasıl düşünür?

erdogan-trump2-bw-crÇeşitli siyasi kişi ve gruplar özellikle uluslararası ilişkileri değerlendirmek amacıyla belli kalıplar kullanmayı tercih ediyorlar. Kullanılan bu kalıplar sayesinde çok fazla kafa yormadan olayları kolayca açıklayabilme imkânına kavuştuklarını sanıyorlar. Olayların kestirmeden, fazlaca derine dalmadan, kolayca açıklanması sıkça karşımıza çıkan yaygın bir durum.

Kimileri anti-Amerikancı kalıbı kullanarak olup biteni kolaylıkla açıklama yoluna gidiyor. Dünya sosyalist sisteminin kapitalist/emperyalist sistemle tam bir yarış ve mücadele halinde bulunduğu 20. yüzyılda gerçekten de anlamlı olan anti-emperyalist tutum, o dönemde aynı zamanda anti-emperyalizmin patronluğunu yürüten ABD’ye karşı olmayı da gerektiriyordu. Sosyalizm ile kapitalizmin (Proletarya ile burjuvazinin) aralarındaki mücadelede sosyalistlerin ABD karşıtlığı, oldukça önemli ve anlaşılır bir durumdu. Her ne kadar o dönemde Sovyetler Birliği’nin başını çektiği sosyalist sistemin gerçek anlamda proletarya iktidarını temsil etmediğine dair itirazlar ileri sürülüyorduysa da ABD’nin emperyalist sistemin baş aktörü olduğu konusunda genel bir kabul söz konusu idi. Bu durumda anti-emperyalist olmak, aynı zamanda, kendiliğinden ABD karşıtlığını da içermekteydi.

Sosyalist sistemin yıkılması ve kapitalizmin dünyanın her yerinde yeniden egemen hale gelmesiyle durum tamamen değişti. Sosyalist sistemin ortadan kalkmasıyla birlikte anti-emperyalizm sadece ABD karşıtlığı ile ifade edilemez hale geldi. Sosyalistler artık tüm dünyadaki burjuva iktidarlarına karşı bir mücadeleyi kendilerine hedef seçmek zorunda kaldılar. Yan yana duracakları, dayanışma içerisinde bulunabilecekleri herhangi bir sosyalist devlet kalmadığı için (Küba ve K.Kore gibi küçük ülkeleri saymazsak) ancak dünyanın dört bir yanında burjuva iktidarlarına karşı mücadele vermekte olan muhalefet güçleriyle dayanışma içerisinde olabilmektedirler. Dünyanın bu durumunda ABD, AB, Rusya, Japonya veya Çin gibi gelişmiş, dünyanın geri kalmış ülkelerini doğrudan işgal ederek veya sermaye ihracı yoluyla sömürmekte olan kapitalist/emperyalist ülkeler arasında önemli bir fark kalmamıştır. Bu ülkeler dünya servetinin çok büyük bir kısmını kontrol etmekte, yapmış oldukları sermaye yatırımları yoluyla milyarlarca insanın sırtından servetlerini her yıl daha da artırmaktadırlar.

Otuz yıldan bu yana dünya üzerindeki bu değişim olmamış gibi, birilerinin sosyalizm mücadelesini sadece anti-Amerikancı bir kalıba göre tarif etmeye çalışması, aslolanın kapitalizme, yani burjuva iktidarına karşı mücadele olması gerektiği gerçeğini kitleler nezdinde anlaşılmaz hale getirmektedir. Anti-emperyalizm dünya gerçeklerine ve sınıfsal kökenine göre doğru tanımlanmadığında çoğu zaman milliyetçi bir slogan haline dönüşebilmektedir.

Orta Doğu’da olup biteni sadece ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) ile açıklamayı alışkanlık haline getirenler, R.T.Erdoğan’ın BOP eşbaşkanlığına bağlayanlar, her olup biteni bu projenin uygulanma aşaması olarak tanımlamaya çalışanlar açısından bu sıra olup bitenleri açıklamak zor olsa gerektir. ABD’nin, AKP iktidarına karşı uygulamaya başladığı çeşitli yaptırımlar ne anlama gelmektedir? BOP eş başkanı bu yaptırımlar yüzünden projenin sahibi tarafından niçin zor duruma düşürülmektedir? Yoksa birilerinin dediği gibi AKP nihayet doğru yolu bulmuş ve ABD emperyalizmine karşı mücadele etmeye mi başlamıştır? Eğer öyleyse, böyle düşünenlerin Erdoğan’ın arkasına dizilmeleri gerekmez mi? Niçin bunu yapmıyorlar da geçmişte solcu gençler tarafından yapılan anti-emperyalist gösterilere sağcıların göstermiş olduğu tepkiler örnek verilerek sitem etme yoluna gidiliyor?

Kürt Özgürlük Hareketini (KÖH), BOP’un uygulanmasının bir aşaması olarak görenler ile Barzani’nin Kuzey Irak’taki referandumuna bu nedenle karşı çıkanların da Erdoğan’ın arkasına dizilmeleri gerekir. Ama pek niyetli görünmüyorlar ya da görünmek istemiyorlar.

Bir başkalarının kullandığı kalıp ise mademki Kürtler özgürlük savaşı veriyorlar o halde Kürtler ne diyor, ne yapıyorsa doğrudur. Zira ezilen ulusların verdiği özgürlük mücadelesi haklı ve meşrudur. Hem sosyalistler “Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Etme” hakkına saygılıdır. O halde uluslararası ilişkileri değerlendirirken elimizdeki bu kalıbı ölçüt olarak alır, Kürt hareketi neyi doğru buluyorsa destekleriz, neye karşı ise onunla mücadele ederiz. Bizim gibi düşünmeyen herkesi de milliyetçi ve şoven olarak ilan ederiz, olur, biter. Böyle düşünenler bu durumda, sosyalistlerin ulusal sorun dahil, dış politika konularında kendilerine ait düşünceleri, itirazları, uyarıları, farklı çözüm önerileri olabileceğini kabul etmemiş oluyorlar. Kürtlerin ayrılma hakkı dahil kendi kaderlerini tayin etme hakları olduğunu kabul etmekle, bu hakkın kullanıldığı takdirde doğurabileceği sonuçları ortaya koymak birbirini dışlayan şeyler değildir. Barzani’nin yapmış olduğu referanduma Kürt hareketi içerisinden ciddi itirazlar geldiği bir dönemde, Barzani’nin bu referandumu hangi amaçla gündeme getirdiği konusunda dikkat çekici saptamaların dillendirildiği bir dönemde; İran, Türkiye, Irak yönetimlerinin saldırganlığı bahane edilerek bu referandum konusunda fikir beyanında bulunmaktan imtina etmek doğru bir tutum değildir. Aksi halde niyeti biline biline Barzani’ye destek verilmiş olur. Tabii ki İran, Türkiye ve Irak yönetimlerinin saldırgan tutumuna karşı da mücadele etmek sosyalistlerin ertelenemez görevidir.

“ABD ne yaparsa kötüdür.” “Her durumda ABD’ye karşı olmak gerekir.” ”ABD’ye karşı her türlü işbirliği doğrudur.” gibi kulağa hoş gelen, kestirmeci politikalar her zaman doğru olmayabilir. Aynı şekilde “Kürtler ne derse doğrudur.” “Kürtlerin politikalarını eleştirmek, şovenizmdir.” gibi yaklaşımlar da her zaman doğru sonuç vermez. Bu tür kalıplar yüzünden kendimizi bazen Esad’ın, bazen Putin’in bazen başka bir diktatörün yanında buluveririz. ABD yönetimine karşı Orta Doğuda çıkar çatışması yaşayan Erdoğan’la aynı cephede olmanın zorluğunu susarak geçiştirmek zorunda kalabiliriz. Dün söylediklerimiz yüzünden bugün kendimizi bağlı hissedebiliriz.

Sosyalistlerin kendi düşünceleri, görüşleri vardır, olmalıdır. Çünkü sosyalistler, olaylara karşı politik tutum alırken Marksizm-Leninizm gibi bir kılavuza başvururlar. Bu kılavuz, politika oluşturuken olaylara sınıf penceresinden bakmamızı zorunlu kılar. Her türlü milliyetçiliğin, burjuvazinin değirmenine su taşımak anlamına geldiğini öğütler. Gerçek kurtuluşun dünya emekçilerinin burjuvaziye karşı verdikleri sınıf mücadelesi sonucunda kazanılacağını belirtir.

Politika, somut durumun somut tahlili yapılarak, yani düşünülerek oluşturulur. Öyle olunca da eğer varsa yanlış politikalarımız yüzünden özeleştiri yapma fırsatımız olur. Ezberlenmiş kalıplar yerine bilimsel sosyalizmin gösterdiği yolda aklımızı kullanmak, işin kolayına kaçıp karmaşık sosyal olayları basitleştirmeye çalışmadan politikalar üretmek gerekir.