"Dönüş"ün karanlık yüzü

ddr-1949-cr3 Ekim üzerine: 1990’dan beri Doğu Almanlar için kötüye gidenler.

Bir kez daha ilhakın yıldönümü yaklaşıyor ve izleyenler bir kez daha 1990 yılının şampanya, şamata ve Alman bayrakları eşliğindeki sefih kutlamalarının tekrarına şahit oluyor. Hâlbuki 27 yıl önce o günü coşkuyla kutlayan Doğu Almanlardan hiçbirinin gerçekte neyle karşılacakları konusunda en ufak bir fikri yoktu. Almanya'da gazetecilik bu konuda bir başarı propagandasına kilitlenmiş durumda. Ancak 1990’dan beri Doğu Almanlar için nelerin kötüye gittiğine pek bakan yok. Öyleyse sıralayalım, buna değecek. Bu arada, kötüleşme listesi iyileşmeler kadar uzun. Zira çoğu kez biri ötekine yol açıyor.

DAC (Demokratik Alman Cumhuriyeti) vatandaşı, barışı koruyan ve barış politikası güden bir ülkede yaşıyordu. Şimdi savaşan bir Alman devletinin vatandaşı. Bunu umursamayan insanlar olabilir. Fakat asıl meselenin bu olduğunu düşünen insanlar da var.

DAC, ekonomik kalkınmayı daha önce ihmal edilmiş bölgelere varıncaya kadar ülkenin her köşesine yaydı. 1990 sonrasında bu bölgelerdeki ilerleme aklın alamayacağı ölçüde geri çekildi. Doğu Almanya gittikçe daha fazla bir üçüncü dünya ülkesi görünümünü alıyor: devasa cansız bölgeler arasında etrafına taşan mega merkezler. Birleşmiş Milletler açıkça böyle bir gelişmeye karşı uyarıyor.

Siyasi dönüş (Wende) sonucunda yaklaşık üç milyon insan işini kaybetti, Doğu Almanya'nın sosyal yapısı henüz toparlanamadığı darbeler aldı. Doğu Almanlar, burjuva anlamda demokrasi ve özgürlüğü içselleştirmeye tarihte eşi bulunmayan bir doğum greviyle karşılık verdi. Doğu Almanya'da 1989'dan sonraki on yılda, önceki on yıla göre en az bir buçuk milyon daha az çocuk doğdu. Buna ek olarak, yüz binlerce genç iş aramak üzere Doğu'yu terketti. Sonuç, aşırı bir yaşlanma ve Almanya'nın doğusuna işgücü deposu, sonu gelmeyen aktarma bölgesi ve ulusun huzurevi rolünün dayatılması oldu.

DAC zamanında kırsal bölgelerde işyerleri, otobüs ve demiryolu bağlantıları, satış yerleri ve postahaneler, köy meyhaneleri, belediye merkezleri, kütüphaneler, gençlik kulüpleri ve çocuk yuvaları vardı; yani bugün çoğunlukla, hatta neredeyse hiç olmayan şeyler. Yangına karşı artık her yer korunamıyor, çünkü birçok yerde itfaiye bile kalmadı.

Para sıkıntısı çekildiğinde –ki bugünkünden çok daha az olsa da, DAC’de de vardı– çocuk parası artıyordu. Bugün iptal ediliyor (memur Almancasında, Hartz-IV toplamına "mahsup" ediliyor). Burada mahsup eden memurların kendi çocukları için ek çocuk parası (aile farkı) alması resmi güzelce tamamlıyor.

DAC zamanında kadınlar 60 yaşında emekliye ayrılıyordu, bugün 67 yaşına kadar çalışmak zorundalar. 1988'de DAC’de ortalama bir Doğu Alman emeklinin aldığı 477 DAC markına karşılık, bugün Doğu Almanya’da ortalama emekli maaşı 830 avro. Bugünün emeklisinin maaşı pratikte ancak konuta ve yiyeceğe yetiyor. DAC emeklisine ise, konuta ve yiyeceğe ayırdığı para haricinde maaşının yarısı ila üçte ikisi kalıyordu. Mali imkânları çok daha fazlaydı.

1981'den itibaren, DAC'deki tüm öğrenciler ebeveyninin gelirinden bağımsız olarak temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir burs alıyorlardı. Hiçbir Bafög (eskiden Batı, şimdi tüm Almanya’da verilen bursları düzenleyen yasa, ç.n.) bunun yerine geçemez. O zamanlar 11. ve 12. sınıf öğrencileri her ay devletten çıraklık ücretine denk bir para alıyorlardı. Federal Alman hukukunun girmesiyle bu iptal edildi.

Die Welt gazetesi, dönüşten on yıl sonra, Doğu Alman çocuklarının ortalama zekâ katsayısının (IQ) 102'den (Avrupa ortalamasının üstünden) 95'e (Batı Almanya seviyesine) indiğini bildiriyordu. Bunu, çocuk yuvalarında çocukların zihnini harekete geçiren bir eğitim programı yerine, onlara nezaret etmekle yetinen kurumlarda sevecen bir aptallaşmaya maruz bırakan Federal Alman pedagojisinin işgaline borçluyuz. Finlandiya gibi Pisa’da kazananlar, okul sistemlerinde DAC'de geliştirilen politeknik liselerden esinlenmişlerdi; Doğu Almanya “dönüş”ten sonra bir de tüm sakat yanlarıyla birlikte Batı Alman memur okulu gibi özel bir hediye aldı.

DAC, genç kadınların silahlı kuvvetlere katılmasına izin vermişti. 1990’da önce bu kadınlar tekmeyi yedi ve ordudan kovuldu, ordu ancak on yıl sonra kadınlara izin verdi. Asker kaçakları DAC zamanında affedilmişti; 1990'dan sonra yeniden sabıkalı oldular. DAC’de, eşcinsellerin Ceza Kanununun 175. Maddesine dayanarak kovuşturulmaları 1957'den bu yana son bulmuştu. 1988'de kanundaki o paragraf silindi. Genişleyen Federal Alman Cumhuriyeti ise, bunun için 1994 yılına kadar bekleyecekti.

DAC'de, kilisenin ve devletin ayrılması ilkesi, aynı zamanda ve özellikle okullarda uygulanıyordu. Atavizm, 1990'dan sonra burada da zaferini kutladı.

Alman (geçmişi) sindirme endüstrisinin bir daha bunları ele alması beklenebilir mi? Bundan ümidi kesmek lazım. Çünkü bu onun propagandacı misyonuna ters düşecektir.

Kaynak:The dark side of the ‘Wende’”, junge Welt, 2 Ekim 2017. Çeviri: Kızılcık.