TEOG manevraları

ismetyilmaz-bw-crMilli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, TEOG yerine geçebilecek üç alternatif üzerinde çalışıldığını ve bu alternatiflerin Bakanlar Kuruluna sunulacağını söyledi. Üç alternatifi özetle şöyle sıraladı:

   1) Her okulun kendi sınavını yapması,
   2) Bakanlıkça hazırlanacak sorularla her okulda sınav yapılması,
   3) Adrese dayalı yerleştirme.

Bu alternatiflerin ilk ikisi yine “sınav” içeriyor. Bakan’ın ifadesine göre “Hiçbirinde test yok. Test kesinlikle öğrencinin ne öğrendiğini ölçmez.” Bu külliyen doğru değil. Bakan eğitimci olmadığı için bilmeyebilir ama MEB bünyesindeki Ölçme Değerlendirme uzmanlarına sormayı da akıl edemiyor. Sormuş olsa, böyle cahilce şeyler söylemez. Bu ülkede bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma durumu çok sık görülür. Bir eğitim bakanının böyle bir cümle kullanabilmesinin, Bakan’ın cahilliğinin dışında iki  nedeni daha olabilir: Bir milyon eğitimciyi ve binlerce ölçme değerlendirme uzmanını yok saymak ya da milyonlarca yurttaşı aptal yerine koymak.

Çoktan seçmeli soru tipi kullanılan ölçme araçlarıyla “uygulama” düzeyi dışında her düzeyde öğrenme becerisi ölçülebilir. Bu konuda ülkemizde oldukça başarılı uygulamalar yapılagelmektedir. Gerek orta öğretime geçiş, gerekse üniversiteye giriş sınavlarında öğrencilerin öğrenme düzeylerinin doğru ölçmediğini gösteren ciddi bir araştırma sonucu olduğu söylenemez. Eğitimde ölçme aracı, neyi öğretmişseniz onu ölçmeye yarar. Öğretilen başka, ölçülen başka olduğunda bu ölçmeden geçerli sonuç alamazsınız. Öğrenciye uzun atlamayı öğretip maraton koşturarak ölçme yapamazsınız.

Yeri gelmişken TV ekranlarında sık sık görmeye alıştığımız star eğitim uzmanı(!) ünlüler konusunda da birkaç söz edelim. Bunlardam özellikle Dr. Özgür Bolat ve Prof. Dr. Selçuk Şirin, döne döne PISA sınavları örnek alınarak sınavlar yapılırsa eğitim sistemimizin sorunlarına çözüm bulunabileceğini iddia etmektedirler. Bu önerinin neresinden başlanmalı. Birincisi PISA sınavları niçin bu kadar önemli? PISA’da başarı gösteren ülkelerin çocukları, gerçekten çok mu iyi yetiştiriliyorlar? Belli bir soru tipi kullanılarak hazırlanmış ölçme araçları ile yapılan sınavlarda başarılı olmak, her zaman iyi eğitim alındığını gösterir mi? Örneğin yere göğe sığdırılamayan Finlandiyalı öğrenciler, TEOG sınavına girseler yine ilk sıralarda başarı gösterebilirler mi? Ölçme değerlendirme aracı (seçme-sıralama sınavı) değiştirilerek eğitimin yapısını dönüştürmek mümkün müdür? Bunun örneği var mıdır? Ölçme ve değerlendirmenin böyle bir misyonu var mıdır? Bu öneri arabayı atın önüne koymak değil midir? Kendisini Eğitim Politikaları uzmanı olarak tanıtan Batuhan Aydagül ise ABD’de iki eyalette uygulanan bir sistemin Türkiye’ye uygun olabileceğini söyleyerek konuyu geçiştirmeye çalışmaktadır. Görülen o ki liberallerin, devlete, eğitimde fırsat eşitliği sağlanması konusunda mantıklı bir önerileri yok!

Bakan basın açıklamasında eğitimin kalitesini artırmak ve fırsat eşitliği sağlamaktan söz ediyor. Fakat nedense bu konuda neler yapıldığı, nelerin değiştirileceğiyle ilgili en küçük bir açıklamada bulunmuyor. Çünkü siyasal iktidarların ne böyle bir hedefleri, ne de bunu yapmaya niyetleri var.

Bakanın açıkladıkları arasında asıl “yenilik” üçüncü alternatifte saklı. İmam Hatiplere akademik başarısı yüksek müşteri bulma yöntemi! Her mahalleye bir İmam Hatip orta okulu veya lisesi açıldı. Bu okullara öğrencilerin “zorunlu” olarak kayıt yaptırması planlanıyor. Tabii ki “zorlama” olmayacak. Her öğrenci, isterse özel liseye veya açık liseye kayıt yaptırabilecek! Yani devlet: “Benim paramla okuyacaksan İmam Hatip lisesine devam edeceksin, yoksa benden zırnık çalışmaz. Gider kendi paranla özel okulda okursun. Onu yapamıyorsan evde otur, hatta ucuz işgücü olarak çalış, yıl sonunda bir sınavla sana diploma vereyim.” demiş olacak.

Bakan’ın kamuoyuna açıkladığı alternatiflerin hiçbirisinin eğitimin sorunlarına çözüm getirmekle uzaktan yakından ilişkisi olmadığı açık.

Ne yapılmaya çalışıldığının farkında olarak, devletin yapısı ve eğitim sistemi sorgulanmadan gerçek çözüm bulunamayacağını dillendirmek hepimize düşen en önemli görevdir.