Pasifizm ve Barzani

kurtler-stadyum-bw-crÖDP, Barzani’nin yaptığı referanduma, “Bağımsızlık referandumu Irak’tan başlayarak bölgesel düzleme taşınacak yeni bir iç savaşın tetikleyicisi olacaktır” diyerek karşı çıktı. Mahir Sayın bu açıklamayı, halkların kendi kaderini tayin hakkını tanımamak olarak değerlendirdi ve Kürt düşmanlığı olarak suçladı.

“Halkların kendi kaderini tayin hakkı”na, varsayılan bir “Leninist kavram seti”ni kullanarak yaklaşıyorsak, Mahir Sayın haklıdır.

Ama diğer yandan bu aynı “hak”, burjuvaziden komünist siyasete ödünç geçmiş bir ilke olarak tanımlandığı için her somut durumda farklı savunulmuş ve uygulanmıştır. Yakındır, şurada üç beş yıl kaldı; KKTC’de referandum yapılacak ve “Türkiye’ye iltihak” kararı alınacaktır. İltihak kararı almak da “Halkların kendi kaderini tayin hakkını tanımamak” kapsamındadır; Türkiyeli komünistler bir hakkın bu şekilde kullanılmasına peşinen “evet” ya da “hayır” mı diyeceklerdir? Hiç kuşku yok ki, bunun cevabı o günün somut şartlarına göre oluşacaktır.

Basitinden alalım: ÖDP, yukarıdaki görüşüyle “Halkların kendi kaderini tayin hakkı”na karşı çıkmış olmamaktadır. Muhtemel bir sonuca; referandumun “Irak’tan başlayarak bölgesel düzleme taşınacak yeni bir iç savaşın tetikleyicisi olması”na karşı çıkmaktadır. Buna “Kürt halkına olan düşmanlık” demek, “öfke siyaseti” gütmek olur. Bu siyaset, 1990-2000 yılları arasında Türkiye solunun “yeni bir siyasi sınıf mücadelesi konsepti” oluşturma gayretlerine zarar vermiştir. Hemen bugün bu öfke siyaseti Mahir Sayın’a, “Sen Barzani’nin İsrail-ABD ekseninde kendine bir devlet kurmasını savunuyorsun” biçiminde geri dönerse ne olacak? İkisi de yanlış olacak!

Nitekim tartışma bu noktaya taşındığında –Mahir Sayın’ın yazısını okuyanlar bilecektir– Barzani için “Kendi kaderini tayin hakkını savunmak” birdenbire iç savaş savunuculuğuna dönüşmektedir. Ne demektir iç savaş savunuculuğu?  Bir komünist öfke siyasetine kapılsa bile, dili hiçbir zaman bu noktaya savrulmaz. Lenin’in tanıdığı “kendikaderini tayin hakkı” aynı zamanda Rusya’da iç savaşa neden olmuştur. Ama Lenin “kendi kaderini tayin hakkı”nı savunmaktan hiç vazgeçmemiş, fakat iç savaşı da savunmamıştır.

Bir de şu açıdan bakalım: Referanduma karşı çıkmakla ÖDP, Tayyip Erdoğan siyasetine ortak oluyormuş! Böyle diyor Mahir Sayın. Demek ki bizler de Barzani’nin yaptığı referanduma karşı çıksak, Tayyip Erdoğan siyasetine katılmış olacağız. Hatta iç savaş istememekle suçlanacağız!

Ne imiş Tayyip Erdoğan siyaseti?

Söyleyelim: MHP ve CHP’nin sıkıştırmasıyla Erdoğan “müdahaleci” bir siyasete yönelmiştir. Bunu da mümkün olduğunca “pasifist” kalarak yapmaya çalışmaktadır. MHP ve CHP ise Erdoğan’ın bu pasifist siyasetine kudurmaktadırlar. Bütün milliyetçi, ırkçı ve ulusalcılar Tayip Erdoğan’ı, askeri seçeneği şimdiye kadar kullanmamakla, Barzani’ye güç ve cesaret kazandırmakla, işin bu noktaya taşınmasına sebep olmakla suçlamaktadırlar. “Kürt düşmanlığı” denilen şey asıl buradadır. Bunların yaptığı da öfke siyasetidir.

Yahut geri dönelim; “Kuzey Irak Özerk Yönetimi’nin bağımsızlık ilanı Irak’ın iç meselesidir” diyen Erdoğan’ı destekleyelim!

Kişisel çıkarımım şudur: Tayyip Erdoğan ile Mahir Sayın yakınlaşıyorlar!