Seçimler

  • Yazdır

alper-tas-adalet-bw-cr“Seçim yoluyla AKP iktidardan düşürülemez, Tayyip Erdoğan gönderilemez,” "kanaati" giderek "bilimsel düşünce!" olmaya başladı. Hileli 16 Nisan Referandumundan sonra “kaybedeceğini gören Erdoğan seçim yaptırmaz” noktasına kadar geldik.

Türkiye’de seçim yaptırmamak veya seçimsiz iktidarda kalmayı düşünmek hiç mümkün değildir. Olsa olsa “seçime hile karıştırmak” sözkonusu olabilir ki, bunun da örnekleri çok görülmüştür.

Türkiye şu nedenle seçimsiz yapamaz: 1876 yılından beri Türkiye’de siyasi iktidarlar seçimle belirlenmiştir. Şöyle veya böyle, ama erken veya biraz geç, seçim mutlaka yapılmıştır. Çok partili veya tek partili siyasal dönemlerin tümünde iktidar seçim ile belirlenmiştir. Krizlerde ve kaos hallerinde dahi seçim yapmaktan vazgeçilmemiştir. Türkiye’de savaş halinde bile seçimden kaçılmamıştır. Seçim, siyasi iktidarların suç ortaklarını artırmak veya suçu başkalarının sırtına yüklemek bakımından da  elverişli bir araç olarak görülmüştür. Türkiye’de devlet ve iktidar tarafından seçimleri manipüle etmek hemen her zaman mümkün olabildiği, ayrıca seçim yoluyla devr-i sabık yaratmak geleneği olmadığı için AKP’nin seçim yaptırmayabileceğini düşünmek vehme yorulmalıdır.

Faşist askerî cuntalar dahi bu geleneği bildikleri için seçimleri kullanarak iktidar ömürlerini uzatmışlardır. 12 Eylül askerî cuntası iktidara el koyduğunu duyurduğu basın toplantısında bile “seçimlere ne zaman gideceksiniz?” (C. Arcayürek) sorusuna muhatap olmuş ve “mümkün olan en kısa zamanda” cevabını vermiştir. Mustafa Kemal “tek adam” olduğu dönemde iktidardan düşürülme tehlikesini, Meclisi dağıtıp seçime gitmekle bertaraf etmiştir. (O dönemde vilayetlerde seçmen sayısının 200-300 kadar olduğu bir gerçektir, fakat konumuz dışındadır, çünkü seçim seçimdir.)

Gelelim günümüze: “Erdoğan seçim yapmaz ve yaptırmaz” tarzında akıl yürütmek, “başka mücadele biçimleri” önermek için bile olsa doğru değildir ve eğer öneri soldan sola geliyorsa “pasifizm” önermekten başka anlama gelmemektedir. AKP iktidarından kurtulmaya matuf solun tartışacağı anlamlı stratejik öneriler, “Önümüzdeki seçimleri seçimlerden önçe kazanmak” şeklinde olursa  yararlı olacaktır.

“Seçimi seçimden önce kazanmak!”

Bu zaten parlamenter demokrasiye klasikleşmiş sol bakıştır ve korunmalıdır. Strateji, seçimi seçimden önce kazanmaya dönük, fakat somut gerçekliğin somut analizine dayandırılmalıdır. Türkiye’nin bugünkü somut gerçekliği nedir, bunu en doğru açıdan görmeye çalışalım.

Şöyle düşünelim: ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, CHP’nin “Adalet Kurultayı”na katıldı ve “Türkiye’de adalet olması için ‘sol bir iktidar olmalı’“ demesi CHP tabanı tarafından ayakta alkışlandı. Alper Taş olabilecek en doğru şeyi söyledi, ancak devamı için ne söylemek gerekir, ona kafa yoralım. CHP’nin doğru siyasi sözü ayakta alkışlaması, örneğin bu partinin tabanında yeni bir sol sosyaldemokrasi ortaya çıkaracak gizli bir potansiyel bulunduğuna mı işarettir, yoksa “sol CHP’yi destekleyecek” algısının keyfini çıkarmak mıdır, buna bakılmalı. Hemen ardından, siyaseten silinip gitmiş, AYM kapısında “vicdan” arayan HDP’ye yeni bir kan ve can vermek mümkün müdür, ve eğer mümkünse bunun yerine getirilmesi gereken görevleri nelerdir, bunu düşünmek gerekir. HDP şayet bir vesayetten dolayı bu durumda ise –ki öyledir– bu vesayetten nasıl kurtulabileceğine dair akıl yürütmeye ihtiyacımız vardır. HDP ortak iktidar çağrıları üretmeli ve kulağına gelen ortak iktidar çağrılarının yanına gitmelidir. Net bakılırsa bir “iz”i  diğer “iz”e karıştırmayan net seçim politikaları  oluşturmak mümkündür, mümkün de değil, kaçınılmazdır.