Lâmı cimi yok

  • Yazdır

kukla3-crBizans mirası Türkiye siyasal kriz içindedir ve “devlet işleri” fazlasıyla artmıştır.

Durum anormaldir ama toplumsal vaziyet normaldir, çünkü toplum devleti değil,

devlet toplumu kendine benzetmiştir.

Dışarıda bütün dünya, içeride ise hemen herkes 15 Temmuz vakasına “kontrollü darbe girişimi” demektedir.

C. Başkanı Erdoğan ve AKP Hükümeti 15 Temmuz’a “kontrollü darbe girişimi” denmesinden aşırı derecede rahatsız olmaktadırlar.

Oysa “kontrollü darbe girişimi” denmesine, “Evet, kontrol edebildiğimiz için önledik zaten” demeyerek, bizzat Erdoğan ve AKP Hükümeti sebep olmaktadır.

Erdoğan durumu doğru görüyor ama yapacağını yapamıyor. Bu nedenle krizden çıkılamıyor.

Milli Güvenlik Kurulu “FETÖ” diye bir örgüt icat etti fakat tanımını kasten doğru yapmayarak “Fetullah Gülen hareketi” olarak algılanmasının yolunu açtı.

“Fetullah Gülen hareketi” ile değil darbe yapmak, Digor kaymakamlığını bile ele geçirmek mümkün değildir.

15 Temmuz denilince sözkonusu olan Türk devlet gladyosudur. “Fetullan Gülen hareketi” Türk gladyosunun kullandığı aparatlardan sadece biridir.

Erdoğan kendine yönelik musibetin aslında Türk gladyosundan kaynaklandığını biliyor.

Bildiğini, giriştiği devasa tasfiyeye DAC-FAC birleşmesini ve DAC devletinin gladyosu STASI’yi (Ministerium für Staatssicherheit, Devlet Güvenlik Bakanlığı) örnek göstermesinden anlıyoruz. Ama arkasından gelmesi gereken mantıksal adımı atmıyor ve “Ergenekon, Balyoz davaları ile FETÖ davaları aynı davalardır” demiyor. Oysa bütün bu davaların arka planında “üst akıl” dediği ABD’nin ve Avrupa’nın bulunduğunu, hepimiz gibi o da biliyor.

Erdoğan’ın CHP’ye karşı izlediği politika da yanlış ve Kılıçdaroğlu’nu koruyor.

Çünkü CHP kendiyle tutarlı bir çizgi izliyor; Ergenekon ve Balyoz davaları ile 15 Temmuz vakasının aynı tezgâhtan çıktığını biliyor ve ABD ile Avrupa’nın güvenini kazanmaya çalışıyor. Kılıçdaroğlu’nun kimler tarafından kullanıldığını, popülaritesi artarken bile “2019’da aday olmayacağım, Erdoğan’a rakip göstereceğimiz aday partilerüstü olmalı” demesinden anlayabiliriz. Daha bir buçuk yıl varken oynanan bahislerde İlker Başbuğ’un adının öne çıkması rastlantı olmasa gerek. Hatırlayalım; “Dolmabahçe mutabakatı”ndan hemen sonra ABD’ye giderek Büyükanıt’ın yerine İlker Başbuğ’un genelkurmay başkanlığına Başkan Bush’u ikna eden Başbakan Erdoğan’ın kendisi olmuştu.

Bugün siyasi kör olmayan herkesin gördüğü üzre, “CHP ile FETÖ aynı politik çizgide birleştiler” deniyor ya, bunu dedirten ışıldak ABD’nin elindedir. CHP de zaten giderayak ABD ile hasbihâl etmeye başlamış bulunmaktadır. AKP’nin içi ABD’ye fazlasıyla açık olduğu için Erdoğan AKP genel başkanı olmuştu; gücünü burada toparlayacaktı, ama geç kalmış görünüyor ve lâmı cimi yok bunun, dışarısı Erdoğan Türkiyesi’ne son vermekte kararlı görünüyor.

Bu noktada kaydedilmeli: Türkiye solunun akıl yürütmesinde bir “tutukluluk” gözleniyor. Çünkü “Gladio” denilen şeyi ve diğer bütün “devlet işleri”ni en iyi onun bilmesi gerekirken sol sanki hiç bilmiyormuş tavrı sergiliyor, “CHP bu tarafta, Gladio öbür tarafta” zannediyor.

Arka planda ABD’nin CHP ile Türk gladyosunu birbirine yaklaştırdığını fark etmiyor.

Böyle olunca da kendi hesabına yaptığını “kendi hesabına” yazamıyor!