Asiye

cicero-bw-crSorulan şu: “Türkiye nasıl kurtulur?”

Kimden?

Elbette Erdoğan’dan ve partisi AKP’nin iktidarından.

Fakat soru “yakasını kurtarmak!” gibi sorulduğundan,

çok mu çok değişik yanıtlar veriliyor.

Bu tabloda “Türkiye solu”nun yeri ne?

Belli değil. Kimi sol şöyle cevap veriyor, kimi sol böyle.

Şaşırtıcı mı?

Hayır, şaşırtıcı değil.

“Türkiye nasıl kurtulur?” diye sorulursa, olacağı budur.

CHP bir mücadele biçimi geliştirmeye çalışıyor.

Ancak, Erdoğan’dan ve partisi AKP’nin iktidarından kurtulmak için değil.

“Bizi yönetmeye devam et ama adalet ile yönet” demek için.

Oysa şikayeti yargıdandır.

Peki, yakınma neden birden bire adalete çevrildi?

Ne istendiği anlaşılmasın diye...

Adalet hukuki değil, felsefi bir kavramdır.

Göktedir yani; indir yere parçalanır.

Adalet kavramını tanrısal bir kavram haline getiren Çiçero’dur.

Onu hem gökte tutmak istemiş, yere, insana indiğinde parçalanıp yokolocağını da

en güzel o söylemiştir:

“Eğer adalete uygunluk toplumda yürürlükte bulunan kanunlara yahut örflere veya fayda esasına uygunluk olarak anlaşılırsa herkes şu veya bu nedene dayanarak adaleti ihlal etme imkânını arayacaktır.” (Adnan Güriz, Hukuk Felsefesi, Ankara 2009, s. 164.)
(Çiçero, Roma açlıktan kırılırken, “dağıt elindekini, 100 bin insanı açlıktan kurtar” diye Seneca’ya “adaleti yok etme” cevabını veren hukukçu-tahıl tüccarı bir senatördür.)

Farz-ı muhal DİSK başkanı Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşüne “işçilerin faydası için” katılsaydı ne olurdu?

Bana değil, Çiçero’ya sorun.

Herkes “kendine fayda” için Kılıçdaroğlu’nun taşıdığı “ADALET” pankartını yırtıp yere atabilirse,

olayın künhüne varılabilir.