"Biz" kimiz?

beko-kilicdaroglu-bw-crTürkiye 2019’a doğru sürükleniyor.

C. Başkanlığı seçiminde bir siyasal hesaplaşma yaşanacak.

Siyasetin kuvvetleri bu hesaplaşmaya hazırlanıyor.

Siyasal stratejiler geliştiriliyor.

Hesaplaşmanın özelliği karşıt iki siyasi kampın oluşturulmasını gerektiriyor.

Stratejiler buna odaklanıyor.

Hangi kamplar oluşacak, bilmiyoruz.

AKP ve CHP biliyor.

İki karşıt siyasal kamp zaten mevcut;

16 Nisan referandumundaki “Evet”-“Hayır” eksenleri

Ve iki büyük siyasi aktör buna oynuyor.

Türkiye solu “Hayır” ekseninde yer alıyor.

Evet ama Türkiye solu 2019 C.Başkanlığı seçiminde kime “Hayır!” diyecek?

“Hayır” kazanırsa Türkiye solu ne kazanmış olacak?

2019’a CHP’nin pusulası ile mi gidilecek?

Kılıçdaroğlu’nun başlattığı ve 16 Nisan’ın “%49”unu kendi çevresinde diri tutmak amacına yönelik olduğu besbelli olan “Adalet Yürüyüşü” Türkiye solunun kendine soru sorma  cevvaliyetini artırdı.

CHP ile birlikte yürüyelim mi, yürümeyelim mi?

Türkiye siyaset sahnesinin en geçişken alanı,

Türkiye solu ile CHP arasındaki ideolojik, siyasi, kültürel ilişkilerdir.

Bu ilişkiler her zaman, Türkiye solu üzerinde “CHP vesayeti” oluşturur.

Buna “Kemalizmin vesayeti” desek bile aynı şeyi söyleriz.

CHP üzerinde “solun vesayeti” oluşturduğu görülmemiştir.

Bu nedenle, CHP’yi de son tahlilde “sol” saydığımız halde CHP dışındaki sol siyasi kuvvetler için ayrıca “Türkiye solu” diye bir parantez açmamızın haklı nedenleri bulunmaktadır.

Türkiye solu, sosyalistleri ve komünistleri 2019’a kadarki yolu eminiz CHP’nin yanında veya arkasında yürümek istemezler.

Kılıçdaroğlu CHP adına değil, “mağdur bir adem” pozuyla ve adalet uğruna yürümeyi seçmiştir.

Bu taktiktir.

Adalet yerin dibine girsin; soyut adalet olmaz.

Kılıçdaroğlu’nun yanında adalet için yürüyen işçi örgütü DİSK’in genelbaşkanı somutta kendine ve kendi sınıf çıkarına karşı yürümektedir.

Bunu DİSK’in genelbaşkanı biliyor mu, bilmiyor mu?

Yanlışları sıcakken konuşmak yararlıdır.

Zaten sol açısından da bütün mesele budur.