Hayat Ağacı (Haziran 2017)

Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

İdris Küçükömer düzeltmesi

balaban-gurbetciler-bw-crİdris Küçükömer Kemalistlere, “Sağcılar ve İslamcılar memleketi sizden daha iyi yönetirler” demek istemişti. Amacı, Marksist solu “Kemalistleşme”ye karşı uyarmaktı.

Küçükömer’in tersinden söylediğine biz düz baktık ve hak verdik.

Şu oldu; AKP iktidarı Türkiye’yi 15 yıl yönetti, berbat etti. Şimdi çık işin içinden çıkabilirsen.

Yanıldık.

***

C. Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ülkeyi bugünkü açmaza sürükledikten sonra,

şu değerlendirmeyi yaptı: “14 yıldır kesintisiz iktidarız ama sosyal ve kültürel iktidar olamadık.”

İslamcı sağcı kozmopolit AKP’nin kültürel iktidar olması ha!... Bu mümkün değil çünkü, “egemenlik” yetmez, “hegemonya” lazım. Kibariye + Oral Çalışlar destekli Necip Fazıl kültürüyle olamaz. En azından Peyami Safa’ya kadar inmeleri gerekirdi, inemediler.

Öyle ise AKP şöyle okunmalıdır: Türkiye’nin beşerî sermaye vasatının çok altında, sürü-birey eşiğini geçememiş, “karnını kaşıyan” demeyelim, “midesine düşkün” en alt kesimini temsilen ve doğan bir vites boşluğunda her nasılsa ele geçirdiği devlet iktidarını tepe tepe kullanarak  yıllardır hepimizi yatırıp kaldırıyor. Korkmuyorsa eğer, yaptığını oyun sanmasından, tarihle oyun oynanamayacağını bilmemesindendir.

AKP burda durmalı; evindeki bulgurla yetinmeli; ötesi “GEZİ”nin de beteri olur.

***

C. Başkanı Erdoğan’ın kaşıdığı nokta güncel bir fantezi sayılmamalı. Geçerken söylenmiş bir laf olsa bile tekrarı ve bir politik yeltenişe dönüşmesi ihtimali mevcuttur. Mevcuttur çünkü, çok önemli bir tarihsel bağlamı vardır. İktidar gücüyle üstüne üstüne gidilirse nereye varacağı bilinmez. Karşı direnç iyice pörsüdüğü için siyasal ve toplumsal sorunlara yol açma kapasitesi bulunmaktadır. Gösterilen “kültürel iktidar hedefi”nin özeti Marks’ın dediğidir; “toplumun ırzına geçilmesi”! (Fransa’da İç Savaş, 1871.)

Hemen itiraz edilecektir: “Hangi zamandayız, bu ne biçim laf?”

Türkiye’ye mahsus bu sorunu, İttihatçılığın da çok gerisine düşen kurucu son halka Kemalist güç, “elitizmi” nedeniyle çözememiştir.  “Egemenlik”le yetinmiş, kültürel hegemonyaya yönelmemiştir. Kemalizmin bu noktada başarısızlığı, donanımsızlığından değil (Kadro hareketi var), kapitalist (burjuva) gelişmenin hakkını verememiş olmasındandır. Halk yığınında –Anadoludur–, Pertev Naili Boratav’ın ya da Ruhi Su’nun bulduğunu arama zahmetine bile katlanmamıştır. İdris Bey’e de, bunu kelam ettiği için önem verilmemiştir.

Anadolu’ya “soldan kültürel bakış” denemesi ilk “Halkın Dostları” dergisiydi; ancak kendinden önceki bastırılmış (İnönü) “Anadoluculuk”la (Halikarnas) “tarihe bakış ortaklığı” geliştiremediği için sönümlenmişti.

***

Eski defterlerimizde yazılıdır:

Türkiye solu 1960’larda sormuştu; kapitalist miyiz, feodal mi?

Soru yerindeydi fakat bilmece gibiydi; ATÜT tartışmalarına kadar gittik.

“Kapitalist”tir diyenimiz sosyalist, “feodal”dir diyenimiz devrimci demokrat sayıldı.

Bu tartışmaların sola kazandırdığı, “sıfırdır” demesek bile çok da değildir.

“Tecrübenin iyisi kötüsü olmaz” diyelim; Türkiye’nin bugünkü temel sorusuna gelelim:

Soru aynıdır ama bugün sorulduğunda daha bilimsel, daha kestirme ve daha berrak yanıt şu oluyor: “Türkiye’de Zonguldak’tan Hatay’a bir hat çizerseniz, Doğu Türkiye ve Batı Türkiye diye de ikiye ayırırsanız, bir tarafta yoksulluk tuzağı içine düşmüş bir Türkiye, öbür tarafta orta gelir tuzağına erişmiş, sanayide önemli yatırımların gerçekleştiği fakat dar alanda bir mükemmeliyet merkezi olan bir Türkiye var.” (Erinç Yeldan ile röportaj, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi, 13 Haziran 2015.)

AKP okumasını artık buradan yapmamız, ideolojik, kültürel, siyasi haritasını bu somut Türkiye gerçekliği üzerine oturmamız gerekir. Bugün iyice yükselmiş –fakat derinleştirilmemiş– eksen tartışmasına soldan anlamlı bir katkı yapabilmek de bu çerçevede mümkün olabilecektir.

***

Şu noktadayız:

Misak-ı Milli’nin Türkçesi artık kendini “Türk” olarak adlandırana “Vatan” sunmuyor.

Öcalan Türk emperyalizmine ödün babında denedi ve gördük; Misak-ı Milli’nin Kürtçesi de “Ortak vatan” sunmuyor.

Güçlü tevatüre göre; büyük emperyalistler istedi; “Şark Meselesi” saklandığı tarihten çıktı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin karşısına dikildi.

Bir kere daha “Beka sorunu” yani.

C. Başkanı Tayyip Erdoğan ve onu destekleyen AKP ve MHP bunu gördüler,

“Türk devletinin bekası sorunu” olarak adlandırdılar.

CHP bir miktar direndikten sonra aynı değerlendirmeye; hem Baykal ve hem de Kılıçdaroğlu üzerinden katıldığını gösterdi.

HDP’nin de Türkiye’yi beka sorunu ile boğuşan bir ülke gibi değerlendirme ve buna göre yeni bir proje sunma eğilimi içine girdiği söylentisi var.

Türkiye solu da artık bugünkü “Türkiye vaziyeti”ni kendi için “beka sorunu” sayabilir.

İş gelip dayanıyor, solun temel soruyu nasıl soracağına…

***

Türkiye solu; “Türkiye” ve “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” hakkında asıl sorması gereken soruyu hiç sormamıştır. Bu soruyu bugün artık sormak gerekir.

Türk devletini kim kurmuştur, nerede ve nasıl kurmuştur? Kuruluşun siyasi tarihimizdeki izdüşümü nedir? AKP kimdir ve Türkiye’yi bu siyasi oluşumun egemenliğinden kim ve nasıl kurtaracaktır? Ayrıca evet, niçin kurtaracaktır?

Soru uzun fakat cevabı kısadır.

Kavramlara Türkiye’nin son 200 yıllık tarihini yükleyerek söylersek;

Cumhuriyeti “Rumeli birikimi” kurmuş fakat Rumeli’de değil, Anadolu’nun orta yerinde kurmuştur. “Kurtuluş savaşı” denilen, zaptiye istilası değil, Anadolu’nun Rumeli tarafından ele geçirilmesidir.

Bu ele geçirme yarım kalmıştır. Tek parti CHP silahla, Menderes, Demirel ve Özal sözle, uzlaşma ve ikna politikalarıyla Anadoluyu ele geçirmeyi sürdürmüşlerdir. Epey mesafe alınmış fakat sonuçlandırılamamıştır. (Baykal’ın, “tek millet olmamıza yüz yıl yetmedi, bir yüz yıl daha gerek” demesi budur.)

Ve işte görüyorsunuz; sonunda Anadolu, adını AKP koyarak, Rumeli dahil Anadolu’yu ele geçirmiştir.

Türkiye solu kendi içinde, “Tarkan mı dinleyelim, Mahzuni mi?” tartışmasından bir türlü çıkamazken “Beka sorunu” ile karşı karşıya kalmıştır.

Şu akılda tutulmalı: Türkiye solunun proje temeli ile AKP projesinin temeli ortaktır, Anadolu’dur.

Kanımca bu noktada  soldan gelen soru şu olmalı: Rumeli egemenliğine (Kemalist laik cumhuriyet) dönük bir restorasyon mu?

İleriye yönelik ve “Ücretliler çoğunluğu” (sosyalist cumhuriyet) lehine yeni bir cumhuriyet mi?

Peşin itiraz olarak; “Bugünden bahset, gerçekçi ol!” demeyelim.

Bugün” epey uzun sürecektir zaten…