Yeni durum

baykal-kilicdaroglu-bw-crHalka yutturmak için kelime oyunu yapılmış, “cumhurbaşkanlığı sistemi” denilmişti.

“Başbakanlık sistemine” geçildi.

Erdoğan’ın AKP üyeliği, yapılacak kongre ile genel başkanlığı;

Doğrudan ya da dolaylı hükümet başkanlığı vs…

Bütün bunlar törensel çocukluklar.

Türk devleti her bayram anıt-kabir’e dizilip bu şov’u yapar zaten.

Besbelli ki “Türkiye’nin yeni durumu” seçimle mühürlenecek.

Bu çok sancılı bir süreç olacak.

Gelelim sadede: “Hayır!” diyenler ne yapacak?

En doğrusunu Deniz Baykal yaptı; “maçın birinci devresi bitti, ikinci devresi var, 2019’a kadar oyun devam edecek” diyerek bir siyasal derinlik sundu, Kılıçdaroğlu’na da “adaylığını ilan et” baskısı yaparak “devlet başkanlığı” (veya Başbakanlık) seçimine kendi adaylığını koymuş oldu.

Deniz Baykal bilinen bir adamdır, tescilli faşisttir, kurnazdır.

Bu Sünni “memleket”de bir alevi Kürt vatandaşına devlet başkanlığının (veya Başbakanlık) asla verilmeyeceğini çok iyi bilen Kılıçdaroğlu’nun böyle bir göreve asla aday olmayacağını Baykal bilmez olur mu? Ekmeleddin İhsanoğlu, geçen C. Başkanlığı seçiminde, Türk devletinin, islamın şartlarından daha katı bu şartı nedeniyle türetilmemiş miydi? Liderliği Murat Karayalçın’dan devraldığında “CHP alevileştirildi, buna izin vermeyeceğim” diyen siyasetçi bizzat Baykal’ın kendisi değil miydi?

Bu nedenle CHP ancak Baykal’ı partiden ihraç edip Kılıçdaroğlu’nu C.Başkanı adayı gösterebilirse, kendi içinde küçük bir devrim gerçekleştirmiş olur ve ancak ondan sonra “fark edilebilir” bir siyaset haline gelir. Türkiye’de bir aleviyi C.Başkanı seçmek cumhuriyeti yeniden kurmak gibidir, ama somut durumun somut tahliline göre hayalden başka bir şey değildir.

Yüzde 49 Hayır’ın “değerini bilmek” gibi öğütlere Türkiye solunun da yer yer itibar edildiği gözleniyor. Kürt sol siyasetine de Ahmet Türk dolayımıyla böyle bir mesaj iletilmek isteniyor. Şimdilik bu öğüt etkili ve inandırıcı değil, fakat sol kendi müşterek siyasi perspektifini kurup geliştiremezse, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da başkaları tarafından önüne atılan seçeneklerin hangisinin daha iyi olduğunu tartışarak zaman öldürecektir.

Soldan bakarak, ne yapılmalı konusunda söz söylemek her zaman kolay olmuştur fakat nasıl yapılmalı konusunda ahkâm kesmekten ileriye gidilememiştir. Önümüzdeki siyasal süreçte CHP ve MHP muhalefeti oyun kuruculuğunu %49 üzerine yoğunlaştıracak ve Kürtlere, “düz ovada siyaset” hakkı vaat ederek pozisyon yumuşatmayı deneyecektir. Kürt solu bunu reddeder ve Türk solu da “%13”ün test edilmiş siyasi değerini bilip hakkını da verebilirse… Galiba o zaman siyaset sahnesinde ittifak pazarlıklarına, denge hesaplarına emekçi yığınlar adına katılan bir “sol aktör”den söz etme imkanımız olabilecektir.