100 Yılın ardından: Nisan Tezleri

  • Yazdır

Lenin-TauridePalace-cr100 yıl önce, eski Rus takvimiyle 3 Nisan (16 Nisan) gecesi Lenin trenle Petrograd’da Finlandiya İstasyonu’na vardı. 1895’de tutuklanması ve üç yıllık Sibirya sürgünü ardından 1900 Temmuz’unda Rusya’dan ayrılmıştı. Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde geçen yaklaşık 17 yıl boyunca yalnızca 1905 Devriminden aylar sonra Saint Petersburg’a dönmüş, polis baskısının artmasıyla bir süre Rus Çarlığı’nın yönetimi altındaki Finlandiya Düklüğü’nde kaldıktan sonra 1907 Kasım’ında İmparatorluğu tekrar terketmek zorunda kalmıştı.

1905-1907 arası o dönemi Lenin, 1917 Mart’ında yazdığı “Uzaktan Mektuplar”ın ilkinde, “toprağın karıldığı, muazzam sınıf savaşlarının verildiği, proletaryanın büyük enerjisinin açığa çıktığı” yıllar olarak anlatır.

Yüzlerce yıllık önyargılar yerle bir olmuş, onmilyonlarca işçi ve köylü siyasetle tanışmıştı. İmparatorluk bir daha 1917’ye kadar benzer bir tehditle karşılaşmadı. Ancak nüfusun yaklaşık %85’ini oluşturan 172 milyon köylünün, 1861’de serfliğin kaldırılmasıyla da çözülmeyen “toprak açlığı” sorunu sürüyordu. Çar’ın icazetiyle 1906’da açılan meclis (Duma) özellikle toprak sahipleriyle burjuvazi arasında bir pazarlık platformu oluşturmuştu. Ancak Stolypin’in karşı-devrimci hükümetinin 1907-1911 arasındaki çabaları, “tarım reformu”yla bir yandan Rus “köy komünü”nü çözmeye çalışarak giriştiği “Prusya tipi modernleşme” girişimi, en başta Çar İkinci Nikolay olmak üzere onmilyonlarca hektar toprağa hükmeden asillerin katı tavrı karşısında başarılı olmamıştı. Ondan önce, Witte’nin bakanlığı ve başbakanlığı döneminde (1892-1905) yaşanan hızlı sanayileşme ve demiryollarının yaygınlaşmasıyla belirli merkezlerde (Saint Petersburg, Moskova, Ukrayna’nın Donbas bölgesi, Bakü) ve büyük fabrikalarda yoğunlaşan işçiler ise ağır koşullarda çalışıyor ve yaşıyorlardı. Ayrıca Çarlık rejimi, yönettiği devasa topraklarda nüfusun yarıdan fazlasını oluşturan Rus olmayan halklar arasında gelişen, başta Polonya, bir ölçüde de Finlandiya, Baltık bölgesi, Ukrayna ve Kafkasya’da hasmane milliyetçilik akımlarla karşı karşıyaydı.

Rusya’nın 1914’te Birinci Dünya Savaşına  girmesiyle rejimin sorunları daha da çözümsüzleşti. Savaşın, tarafların tahminlerinin aksine uzaması, cephede yaşanan üst üste yenilgiler ve verilen büyük kayıpların yanı sıra (3 milyon asker hayatını kaybetmiş, yaralanmış ya da esir düşmüştü), Polonya’nın, Baltık devletleri, Belorus ve Ukrayna’nın geniş kısmının işgal altına girmesi, ekonomi ve ulaşımda tüm önceliğin orduya verilmesi cephe gerisinde yaşanan yokluğu ve açlığı körüklemişti. Orduda eskisi gibi subayların büyük bölümünü Çar’a sadık asiller oluşturmuyor, uzayan savaş “üniformalı köylüler”in huzursuzluğunu artırıyor, askerden kaçmalar görülüyordu. Savaşın Avrupa’daki diğer cephelerinde de durum farklı sayılmazdı. 1917 Şubat’ında Lenin’in deyişiyle savaş, bu kudretli “rejisör”, dünya tarihini hızlandırmış, krizleri derinleştirmiş, Romanov monarşisi devrilip gitmişti. Aslında devrim bir çokları gibi Lenin’i de şaşırtmıştı. 22 Ocak 1917’de Zürih’te genç işçilere 1905 Devrimini anlatırken ve Avrupa’nın “devrime gebe” olduğunu söylerken, “Biz, yaşlılar, belki de gelmekte olan bu devrimin belirleyici mücadelelerini yaşamayacağız.” diyordu. Daha iki ay geçmeden Rusya’da monarşi yıkılmış, Duma’da Geçici Hükümet (Kurucu Meclis seçimlerine kadar) oluşturulmuş, aynı yerde, Tavrida Sarayında İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyeti toplanmış, ikili bir iktidar (dvoyevlastiye) meydana gelmişti. Siyasi mahkumlar, sürgünler serbest bırakılıyor, siyaset, yayınlar hızla yasallaşıyordu.

Böyle bir ortamda devrim haberini Zürih’te alan Lenin ve diğer siyasi göçmenler hızla Rusya’ya dönüş yollarını aradılar.  En sonunda, her tarafı yangın yerine dönmüş Avrupa’dan güvenli bir geçiş için (Rusya’nın savaş gücünü zayıflatmak isteyen) Alman yetkililerle belirli koşullarda anlaştılar. Ünlü “mühürlü” trenle Almanya’dan geçen, İsveç ve Finlandiya üzerinden devam eden bir haftalık yolculuktan sonra Petrograd’a vardıkları geceyi Lenin’le birlikte gelen parti yöneticisi Zinovyev şöyle anlatıyor: “Hepimiz, Milyukov ve Lvov'un –Geçici Hükümetin yöneticileri– bizi Petrograd'a varır varmaz tutuklatacağından emindik. En çok da Lenin... Vladimir İlyiç’i bekleyen ise tutuklanma değil, zaferdi. Gece yarısı olmuştu. İstasyon ve önündeki meydan ışıl ışıldı. Peronda silahlı muhafızlar uzun bir zincir oluşturmuştu. İstasyon, meydan ve bitişik sokaklar, liderlerini çoşkuyla selamlayan on binlerce işçi ve askerle dolup taşmıştı. Gürül gürül Enternasyonal söyleniyordu (başka kaynaklarda daha çok bilinen Fransız Devrimi ve Paris Komününün marşı Marseilles’in çalındığı ve söylendiği anlatılır)... Bizzat Çheidze (Petrograd Sovyeti başkanı, Menşevik), Sovyet'ten gelen heyetin başında Vladimir İlyiç'i bekliyordu. Tilki Çheidze, ‘devrimci demokrasi’ adına, Vladimir İlyiç'i selamladı, ‘umudunu ifade etti’ vs. Vladimir İlyiç, gözünü kırpmadan kısa bir konuşma yaptı, baştan sona ‘devrimci demokrasi’nin suratına kırbaç gibi çarpan bir konuşma. En sonunda da bir haykırış: ‘Yaşasın sosyalist devrim!’"

Lenin’in konuşması, yalnızca pratikte Rusya’nın savaşı sürdürmesine onay veren, Geçici Hükümeti destekleyen Menşevikleri, Sosyalist Devrimcileri vb. eleştirmekle kalmıyor, Bolşevikler arasındaki tartışmalarda da net bir yön çiziyordu. Petrograd sanayi bölgesi Viborg’taki Bolşevikler Mart başında büyük bir fabrika mitinginde İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyetinin derhal “liberal burjuvazinin Geçici Hükümeti”nin yerine geçmesini savunuyor, Partinin Petrograd Komitesi ise, proletaryanın çıkarları doğrultusunda kararlar aldıkça Geçici Hükümete muhalefet etmeyeceğini belirtiyordu. Öte yandan Komite üyesi ve Sovyet yönetimindeki üç Bolşevik temsilciden biri, Litvanyalı Stuçka, devrimi işçilerin ve üniformalı köylülerin yaptığını, Geçici Hükümetin “karşı-devrimci” burjuvazinin elinde olduğunu ve devrimin can alıcı görevlerini yerine getiremeyeceğini yazıyordu. Mart ortasında Sibirya sürgününden dönen ve Pravda’nın yönetimini üstlenen parti yöneticilerinden Kamenev ve Stalin ise, hükümete karşı daha ihtiyatlı bir çizgi benimsiyordu. Kamenev, cephe koşullarında savaşmak zorunda kalınacağına dair, “devrimci savunmacılık”a yakın bir yazı da yazmıştı.

Şubat Devrimiyle birlikte sadece Petrograd’da değil, ülkenin bir çok yerinde ikili iktidar yapıları oluşmuş, kimi yerlerde sosyal hayatı pratikte –Geçici Hükümetten ziyade– yeni oluşturulan, kitle desteği ve seçimle gelmenin verdiği meşruiyetle güçlenen Sovyetler üstlenmeye başlamıştı. Lenin’in Petrograd’a vardığı gün, 82 yerel sovyetten ve ordu birliklerinden gelenlerle bir hafta süren Tüm Rusya İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyetleri Konferansı tamamlanmış, ancak Menşevik ve Sosyalist Devrimciler’in çoğunlukta olduğu toplantılarda savaş konusunda “devrimci savunmacılık” görüşü kabul edilmiş, geçici hükümetin desteklenmesi benimsenmiş, savaştan çekilme konusunun görüşülmesi için uluslararası sosyalist bir konferansa çağrı yapılmıştı. Lenin, 4 Nisan’da (17 Nisan) katılımcılar bölgelerine dönmeden önce Bolşevik temsilcilerin, ardından da Bolşevik ve Menşeviklerin ortak toplantısında düşüncelerini çok daha ayrıntı olarak anlatacaktı.

“Nisan Tezleri” olarak bilinen görüşlerinde Lenin şunları öne sürecekti:

1) Rusya açısından savaşın niteliği, yeni geçici hükümetin kapitalist niteliğinden dolayı yağmacı bir emperyalist savaş olarak kalmıştır. “Devrimci savunmacılık” reddedilmelidir. Savunmacı bir devrimci savaşa ancak, iktidar proletarya ve en yoksul köylülerin eline geçerse, her türlü ilhaktan vazgeçilir, sermaye ile en ufak bir çıkar bağı kalmazsa rıza gösterilebilir. Savaşa ülke savunması için gerekli bir şer olarak katlanan geniş kesimlere, sabırla sermaye ve emperyalist savaş arasındaki ilişki, demokratik, zorla dayatılmayan bir barışın sermaye iktidarı devrilmeden mümkün olmayacağı –en çok da cephede, ordu içinde– anlatılmalıdır.
2) Mevcut durumun özgünlüğü, ülkenin proletaryanın yetersiz sınıf bilinci ve örgütsüzlüğü sonucunda iktidarı burjuvaziye teslim ettiği devrimin birinci aşamasından, proletarya ve köylülüğün en yoksul kesimlerinin iktidarı alması gerektiği ikinci aşamasına geçiş sürecini yaşamasıdır. Geçiş döneminin özellikleri, azami bir yasallık (“savaşan taraflardan şimdi en özgürü Rusya’dır”), kitlelere şiddet uygulanamaması, bir yandan da kapitalist hükümete kör bir güvendir; Parti siyasi yaşama yeni uyanan geniş yığınlar arasındaki çalışmanın özel koşullarına uyum göstermelidir.
3) Geçici hükümete destek verilmemeli, kapitalistlerin hükümetinden, emperyalistlikten vazgeçmelerini isteme hayalciliğine kapılmak yerine, ilhaklardan vazgeçileceği gibi tüm yalanlar teşhir edilmelidir.
4) Bolşevikler İşçi Temsilcileri Sovyetlerinin çoğunda, burjuvazinin etkisi altındaki Halkçı Sosyalistler, Sosyalist Devrimciler, Menşevikler vb.den oluşan küçük burjuva fırsatçı blok karşısında küçük bir azınlıktır. Kitlelere İşçi Temsilcisi Sovyetlerinin yegâne devrimci hükümet biçimi olduğu anlatılmalı, ısrarla ve kitlelerin pratik ihtiyaçlarıyla uyum içinde taktiklerin yanlışlığı gösterilmeli, tüm iktidarın İşçi Temsilcileri Sovyetlerine geçmesi savunulmalı, kitlelerin tecrübe ederek öğrenmeleri sağlanmalıdır.
5) Sovyetten geri adım atarak parlamenter bir cumhuriyet yerine, tüm ülkede baştan aşağı bir İşçi, Tarım İşçisi, Köylü Temsilcileri Sovyetleri Cumhuriyeti kurulmalıdır. Polis, ordu, bürokrasi lağvedilmelidir; düzenli ordu yerine tüm halk silahlandırılmalıdır. Seçilebilir, her an değiştirebilir memurların maaşları kalifiye bir işçinin ortalama ücretini geçmemelidir.
6) Büyük toprak mülklerine el konulmalı, ülkedeki tüm topraklar kamulaştırılmalı, topraklar Tarım İşçileri ve Köylü Temsilcileri Sovyetlerinin emrine verilmelidir. Ayrı Yoksul Köylü Temsilcileri Sovyetleri örgütlenmelidir. Her bir büyük toprak mülkü için yerel koşullar ve kurullarla uyumlu, Tarım İşçileri Temsilcileri Sovyetlerinin denetimi altında ve kamu hesabına çalışacak örnek çiftlikler kurulmalıdır.
7) Ülkedeki tüm bankalar, İşçi Temsilcileri Sovyetince denetlenecek tek bir ulusal bankada birleştirilmelidir.
8) Acil görev, sosyalizmi başlatmak değildir. Yalnızca toplumsal üretim ve ürünlerin dağıtımı derhal İşçi Temsilcileri Sovyetinin denetimine geçmelidir.
9) Parti kongresi hemen toplanarak, programdaki emperyalizm ve emperyalist savaş, devlete karşı tavır ve (Paris Komününü örnek alan) „komün devleti“talebi, miadı dolmuş asgari program ile ilgili değişikler yapmalı, partinin adını da değiştirilmelidir.
10) Yeni, devrimci bir Enternasyonal oluşturulmalıdır.

Esas olarak halkın “Barış, Ekmek, Toprak” olarak özetlenebilecek ihtiyaçlarına cevap veren Tezler’in her bir başlığı, somut koşulların sağlam bir analizine dayanan, hayatta karşılığı olan bir iktidar programının ana hatlarını oluşturuyordu. Örneğin savaş konusunda Geçici Hükümet (özellikle Rusya’ya savaş öncesi ve sırasında büyük borçlar veren, sermaye yatırımları olan ve elbette müttefiklerini kaybetmek istemeyen) Fransız ve İngiliz elçileriyle görüşmeler yapıyor, Çarlığın yaptığı gizli anlaşmalara sadık kalacağını belirtiyor, İstanbul’un da aralarında olduğu ilhaklara heveslenen Kadet (Anayasacı Demokrat parti) Başbakan Lvov savaşa zafere kadar devam edeceklerini ilan ediyordu. Bu durumda savaşa kimin çıkarları için devam edilecekti? Almanya’da 4 Ağustos 1914’de Sosyal Demokrat parlamento grubunun savaş kredilerini onaylamasını sosyalizme ihanet olarak gören Lenin (bu nedenle “Komünist Parti” adını öneriyordu), savaşan ülkelerde proletaryanın kendi hükümetlerini devirmek için ayaklanmasını savunuyor, “sosyal şovenistlere” karşı, devrimci bir Enternasyonal kurulmasını istiyordu.

Öte yandan “proletaryanın ve köylülüğün en yoksul kesimlerinin iktidarı alması” bir bakıma hayatın içinde gerçekleşiyordu. Köylüler monarşinin devrilmesinden sonra daha fazla büyük toprak mülküne el koymaya başlamışlardı. Petrograd Sovyeti, 1 (14) Mart’ta yayınladığı ilk kararında, her askeri birimde sovyette temsil edilmeleri için komiteler seçilmesini, silahların bu komitelerin denetimine verilmesini istemiş, subayların ya da Geçici Hükümetin emirlerine ancak Petrograd Sovyetinin kararlarıyla çelişmediği takdirde uyulması gerektiğini bildirmişti. Rusya’nın sanayi, finans ve siyaset merkezi Petrograd’daki, ardından Moskova’daki fabrikalarda da ikili iktidar yapıları oluşmaya başlamıştı. Tüm çalışanlar tarafından Fabrika Komiteleri seçiliyor, bazı büyük fabrikalarda Atölye Komiteleri de oluşturuluyordu (örneğin 28 bin kadar işçinin çalıştığı Putilov silah fabrikalarında 46 atölye komitesi, 15 Nisan’da işçilerin %90’ının katılımıyla seçilmişti). Bu komiteler üretim, tedarik, pazarlama ve finans gibi tüm faaliyetleri denetlemeye başlamış, fabrika yönetimi karşısında işçileri temsil ederek çalışma süresi, ücret, izin ve tatiller, işçi sağlığı gibi konularda söz sahibi olmuşlardı. Fabrika Komiteleri, ayrıca lağvedilen Çarlık polisinin yokluğunda hem düzeni sağlamak, fabrikalarda sabotajları önlemek, hem de çıkarlarını savunmak üzere aralarında kadınların ve gençlerin de olduğu Kızıl Muhafızları oluşturmaya başlamışlardı. Halkın silahlanmasının aracı olan Kızıl Muhafızlar, İşçi ve Asker Sovyetlerinin de askeri koluydu, sayıları Petrograd’da Mart ayında 2600 işçiden Ekim’de 23 bine ulaşacaktı.

Pravda Yayın Kurulu, 7 Nisan’da (20 Nisan) Tezler’i Kamenev’in şu notuyla yayınladı: “Lenin’in genel şeması burjuva demokratik devrimin tamamlandığı ve sosyalist bir devrime geçişi öngördüğü için bizce kabul edilemez görünüyor”. Halbuki Lenin, ülke dışında geçen uzun siyasi göçmenlik hayatına rağmen kitlelerin nabzını çok daha iyi tutuyordu. Goethe’nin Faust’undan yaptığı ünlü alıntıyla, “teori gridir, hayat ağacı ise yeşil”.