Hadise

internationale-bwBir hadise var Türkiye ile Avrupa Birliği arasında.

Nedir acaba?

Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble diyor ki; “Türkiye'yle çalışmaya devam etmemiz zorlaşıyor.”

Niçin?... Demokrasi mi?... İnsan hakları mı?

Yoksa ekonomi mi?

Türkiye’nin demokrasisi veya insan hakları Avrupa’yı bugüne kadar pek ilgilendirmediği için,

“Hadise”nin sebebi ekonomik olmalı.

Avrupa kendi derdine düşmüş.

ABD’nin AB büyükelçi adayı Malloch, BBC'ye, "Avro, önümüzdeki 1-1,5 yıl içerisinde çökebilir” diyor.

Besbelli ki Avrupa’nın naz çekecek lüksü kalmadı.

Tek tek tümü, başı çeken ise Almanya…

Cehenneme kadar yolun var, diyor Türkiye’ye.

Avrupa-Türkiye gerilimi, Türkiye pes edinceye kadar artacak.

Türkiye’den ve Sol’dan bakarsak, ne yapmalı?

Avrupa’yı mı desteklemeli, Türkiye’yi mi?

Bir dakika:

Böyle apansız soru sorulmaz.

Avrupa-Türkiye arasında “İŞ TUTAN” kimdir?

Avrupa’nın çalışanları ile Türkiye’nin çalışanları mı?

Elbette hayır.

Avrupa sermayesi ile Türk sermayesidir iş tutan ve

iç içe geçen…

Türkiye, AB kapitalizminin pazarıdır.

Kavga bu Pazar üzerinedir.

Avrupa sermayesini hırçınlaştıran;

Küresel bir yenilgiye uğramış olmasıdır.

Korkut Boratav bu yenilgiye dikkat çekti:

“Yüksek teknolojili endüstrilerin gelişimi, artık, geleneksel üretim kollarının önüne geçmiştir.

Çin’in yüksek teknolojiye dayalı ihracat atılımı, AB çevrelerini endişeye sürüklemektedir. (Financial Times, 7 Mart)” diye yazdı.

Çin’de, “Son beş yılda birim hasılaya düşen enerji tüketimi %18, çevreyi kirletici atık emisyonu %12 oranlarında aşağıya çekilmiştir” diye, Çin devlet belgelerinden aktardı.

Bu açıklamayı destekleyelim; hangi ülkenin ihracatı ne oranda yüksek teknolojili üretimi içeriyor, bakalım:

ytu1 hadise-032017

(Kaynak: EUROSTAT Science, Technology)

AB ekonomisinin Çin karşısında rekabet gücünü yitirdiğinin resmidir.

İhracatındaki YTÜ oranı açısından da tablo şöyledir:

ytu2 hadise-032017

(Kaynak: EUROSTAT Science, Technology)

Bu tablonun altından kalkılması güçtür. AB’yi çatlacak ve belki de orta vadede bir fetretin içine sürükleyecek olan budur.

Çin ekonomisi erişilmesi ve yarışılması öyle kolay olmayan bir dinamik yakalamıştır. Yeniliklerde ve yenilikçilikte dünyayı sollamaktadır, şöyle:

patent hadise-032017

(Kaynak: EUROSTAT Science, Technology)

Türkiye Avrupa’dan kaçmamaktadır, dışlanmaktadır.

AKP devleti gidecek yer aramaktadır. Gideceği bir yer de bulunmamaktadır.

Sermayesi kadar konuşmaktadır.

Solun sevinmesine ve heyecanlanmasına gerek yoktur.

Erdoğan’a kızılmasına da gerek yoktur.

Türkiye sıkışacaktır.

Anadolu sol ve sağ kuvayı milliyeciler tarafından kışkırtılacaktır.

Kürtler, “Türkiye’den kaçan kurtulur” noktasına savrulacaktır.

Yaklaşan bu fırtına Türkiye’de ve Avrupa’da otoriter siyasetleri güçlendirecektir.

Karşı tedbir olarak “aynı dilden konuşan” işçilerin ve emekçilerin dayanışmasını

Kıta temelinde düşünmek, oluşturmak ve geliştirmek için yollar ve çareler aranmalıdır.

Bu eksende Anadolu’dan yükselecek ve yükseltilecek sol kuvayı milliye potansiyeline,

“Avrasya vb.” sicili belli sol-faşizan ideoloji ve siyasetlerle değil,

“işçi-emekçi enternasyonali” mihverinde yaklaşılmalıdır.

Dünya, dünya ölçeğinde birbirine ses verenlerin ortaklığı ile ancak sürüklenmekte olduğu felaketten kurtarılabilecektir.

Bu yeni bir dünya açılımı anlamına gelir.

Sol dilini yavaş yavaş buna çevirmelidir.

Türkiye Kürtleri de bu yeni sol sese katılmaya çağrılmalıdır.

Başka çare bilen varsa, onlar da söylesin.

Küçük gündemler çöpe atılsın.

Ana gündeme geçilsin.

Kimse ben neyim ki demesin.

Karayılan kadar “korkak” tek kişi bile büyük işler başarabilecektir.