Hayat Ağacı (Haziran 2017)

Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

Kuru gürültü

acilislar-bw-crReferandum kampanyaları oldukça hız kazandı. Süreç, TBMM’nde Anayasa değişiklikleri henüz kabul edilmeden başlamıştı. “Hayır” oyu vermeyi düşünen kesimler, bu niyetlerini çok hızlı biçimde deklare ederek çeşitli etkinliklerle süreci başlatmış oldular. “Evet” oyu verecekler ise bu sürece bir adım geriden katıldılar.

Hükumet sözcüsü Numan Kurtulmuş, referandumda “evet” oyları çoğunlukta olursa Türkiye’de terörün sonlanacağını ima eden açıklaması ile kampanyanın açılışını yaptı. Sonra Başbakan, üst üste yapmış olduğu açıklamalarla “hayır” diyenlerin teröristlerle birlikte hareket ettiğini söyleyerek sürece ivme kazandırdı.

Hemen ardından Cumhurbaşkanı, “hayır”cıların aslında 15 Temmuz destekçileri olduğunu belirten açıklamasını yaptı. Yandaş medyadaki köşe yazarları ve televizyon sözcüleri de bu sürece oldukça hızlı bir şekilde katıldılar. İşin ilginç yanı, bulundukları konum açısından yaptıkları açıklamaların ne kadar tehlikeli ve manidar olduğu muhalefet tarafından dile getirildikçe, yapılan bu açıklamalar, her seferinde açıklamayı yapan kişi tarafından değil de başkaları tarafından düzeltilmeye çalışıldı. Aslında söylenmek istenenin, çoğunluk tarafından algılandığı gibi olmadığı, söylenilenlerin yanlış anlaşıldığı ileri sürüldü.

Peş peşe yapılan ve “yanlış” anlaşılan bu açıklamalar, bunca siyasî deneyimi olan “yetkili” ve “etkili” kişiler tarafından niçin yapılmaktadır? Birçok nedeni olabilir. Bu durumun en akla yatkın ve masum açıklaması şu olabilir: Yapılmak istenilen anayasal değişiklikleri açık açık savunmak mümkün olmadığı için kitleleri kendi politikaları etrafında konsolide edebilmek amacıyla bile bile toplumu cepheleştirme yolu denenmektedir. Yoksa referandumdan “evet” çıktığı takdirde, toplumun çok önemli bir kesimi terör işbirlikçisi, 15 Temmuz askeri darbesinin destekçisi durumuna düşmüş olacak! Onların deyimiyle “PKK’yı ve FETÖ’yü destekleyen” milyonlarca kişi olduğu kabul edilmiş olacak. Buna inandıklarını söylemek abesle iştigal, çünkü bu doğru değil.

O zaman şöyle diyebiliriz: Bırakalım bu inanılması imkansız saçmalıkları dile getirmeye devam etsinler. Saçmalık “etkili” ve “yetkili” çevrelerle sınırlı kalsa fazla bir problem yok gibi. Fakat bugün Manisa’da, yarın başka yerlerde söylenilenin maksadını kavrayamayan siyaset bezirgânları, bu saçmalıkları gerçek zannederek pervasızca dillendirmeye başladıklarında sorun büyümeye gebe bir hâl alıyor. Bu tür kasaba politikacıları, Ankara’da, devletin hangi yöntemlerle yönetildiğini, iktidarın nasıl el değiştirdiğini bilmeden, atıp tutmayı marifet sayarlar. Onlar, 15 Temmuz’daki müdahaleyi, gece yarısından sonra sokağa çıktıkları için kendilerinin “önlediklerini” sanırlar. İktidarın nerelerde, hangi pazarlıklarla sürdürüldüğünü ve biçimlendirildiğini hiçbir zaman bilemezler.

Doğal olarak ellerine satır ya da silah alıp sokağa çıkmayı, bu yolla iktidarda kalmayı çocuk oyuncağı, bunu açık açık söylemeyi de politika yapmak sanırlar. Böyle bir yolun ancak devleti gerçekten elinde tutanlar tarafından sayıları sık sık telaffuz edilerek kullanılan “şehit” ve “gazi” yaratmaktan başka bir işe yaramadığını göremezler. Kendileri “kahraman” ilân edilirken, iktidarın asıl sahipleri koltuklarını sağlama almışlardır bile.

AKP ve Erdoğan’ın iktidardan kolayca vazgeçmeyecekleri bir gerçek, fakat iktidarı sürdürmek amacıyla birilerinin dillendirmeye çalıştığı gibi “çıkmaz” yollara tevessül etmeyeceklerini de hesaplamak gerekir. Bunu istemediklerinden değil, böylesi bir tercihin çıkar yol olmadığını, başarı şansının sıfır olduğunu çok iyi bildiklerinden bu böyle olacaktır.

Hele iktidarı devralmaya niyetli, iktidar olma dirayeti kazanmış bir muhalefet ortaya çıksın, o zaman neyin nasıl olacağı bizzat yaşanarak görülecektir.

Kuru gürültüye pabuç bırakmak yok!