Barış ve kardeşlik

hdp-hayir-bw-crAnayasa değişikliği referandumu yaklaştıkça tüm toplumsal kesimlerin ilgisi sadece bu noktaya odaklandı. Çok anlaşılır bir durum.

Referandumda alınabilecek iki tutum olabiliyor doğası gereği: “Evet” ya da “Hayır”. Çekinser kalmak veya referandumu boykot etmek, “evet” ya da “hayır” diyenlerden çoğunluk olanı onaylamak anlamı taşıyor sonuç itibariyle.

Görülen o ki bu referandumda toplumun tamamına yakını ya “evet” ya da “hayır” deme eğiliminde. Tüm saldırı ve zorlamalara rağmen Kürtler bile referandumu boykot etmeyeceklerini ısrarla belirtme ihtiyacı hissediyorlar.

Referandumda “evet” demeyi düşünenlerin gerekçeleri aşağı yukarı belli: Aslında defacto olarak uzun süreden beri sürdürülmekte olan “tek adam yönetimi”nin en az 15 yıl daha sürdürülmesi için hazırlanan düzenlemeye icazet vermek.

“Hayır” diyenlerin gerekçeleri ise çok karmaşık. Ortak nokta olarak tarif edilebilecek tek şey: Bu iktidarın bu haliyle devam etmesi durumunda kendisini daha da zor günlerin beklediğini düşünmesi. Bu kesimin içerisinde o kadar farklı gerekçeler etkin ki bu kesimleri bir araya getirebilecek bu referandumdan başka bir pozisyon tarif etmek imkânsız gibi.

Bu durum “hayır” diyenleri bir aceleciliğe ve telâşa sürüklüyor. Bu telâşı görmek için sosyal medyaya bakmak yetiyor. Bu kesimler hızla çeşitli kampanyalar düzenlemek, ne kadar çok “hayırcı” olduğunu dünya âleme göstermek, bir yandan da kendi “hayır” gerekçesini öne çıkarmakla meşgul. Hepsi konuşuyor, bir şeyler öneriyor, kotarıyor fakat seslerini kendilerinden başkasına ulaştıramıyorlar. Var olma, ön alma, önde görünme, yol gösterme çabaları biçiminde başlayan bu süreç, görünen o ki böyle sürecek.

Referandum sürecinde kimlerin ne yapması ya da yapmaması gerektiğini söylemek bize düşmez. Dikkatlerimizden kaçmaması gereken bir şeyin altını çizmekte yarar var. “Hayır” diyeceğini ileri süren sol, sosyalist kesimler hariç, geriye kalan “evet” veya “hayır”cıların tümü kendi gerekçelerini milliyetçi taleplerle birlikte ifade etme çabasındadırlar. “Evet” diyenler de “vatan”, “millet”, “devlet”, “bayrak” ve “millî birlik” gibi milliyetçi sembolleri kullanıyorlar, “hayır” diyenler de. Kampanya şimdiden ben senden daha çok milliyetçiyim eksenine taşınmış durumda.

Milliyetçilik, insanlığın başının belâsıdır. Demokrasinin, insan haklarının ortadan kaldırılması için kullanılan en büyük maniveladır. Savaştır, kandır, gözyaşıdır. Etnik ve dinsel sorunların çözülmesinin önündeki en büyük engeldir.

Referandumda “hayır” demek için çok fazla gerekçe var. Bu gerekçelerin herhangi birisi bile bu referandumda “hayır” demek için yeterlidir. Öyle görülüyor ki referandumun sonucunu MHP ve AKP seçmenleri içindeki kararsızlar belirleyecek. Kampanyanın bu gerçeğe uygun taktik ve stratejiler uygulanarak sürdürülmesi, özellikle kararsızları ürkütecek dayatma ve politikalardan uzak durulması önemlidir, ancak bu yetmez.

Referandum sonucunda “evet” de çıksa “hayır” da çıksa bu ülkede yaşamaya devam edeceğiz. Milliyetçiliklerin yarıştığı bir ortamda hangi sonuç çıkarsa çıksın savaş ve boğazlaşmanın devam etme ihtimali her zamankinden daha çok hissediliyor. Bu yıkımın önlenmesi, milliyetçiliğe ve savaşa karşı güçlü bir barış ve kardeşlik cephesinin oluşturulmasına bağlıdır.

Hem “hayır” diyelim, hem de barışı ve kardeşliği örelim.

(29 Ocak 2017)