Hayat Ağacı (Haziran 2017)

CHP’nin bardağı
Hüseyin Hasançebi
Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

Düğün-dernek referandum

dp-menderes-cr“Vatan Cephesi” benzetmesini tuttum. “Ben de varım!” diyerek,

Anayasa referandumunda “Evet” diyeceğini ballandıra ballandıra

duyuranlara bakılarak yapılmış bir benzetme. AKP’li bakanlarla, dizi oyuncuları ve

birkaç futbol yıldızından başka katılan yok.

Çocuk zamanımda (1958) kasabamızda Vatan Cephesi’nin lideri (!) başkatip emeklisi bir arzuhalci idi, Adnan Menderes’in başlattığı Vatan Cephesi kampanyasını kasabamızda o yürütüyordu, ama yürütemiyordu. Bunun için DP’den para da almasına rağmen aklı başında erişkin DP’lilerin bir tekini dahi Vatan Cephesi’ne yazamıyordu. Aldığı tahsisatın büyük bölümünü cebine atıyor, bir kısmıyla da çikolata alıp, yanından gelip geçen biz çocukların gözüne sokuyordu: “Al çikolatayı, yazayım seni“ diyordu.

Bir kaçımız yazıldı, ben babamdan korktuğum için yazılmamıştım ama çok heveslendiğim halde çikolatadan da olmuştum. Vatan Cephesi üfürüktü.

Konuyu ciddiye alarak baktığımızda de Vatan Cephesi benzetmesi yerine oturuyor. 1958’de DP iktidarı boş bir çuvala dönmüştü, içi boşalmıştı ve ancak üfürükle ayakta durabilecek hale gelmişti. Gidici olduğunu anladığı için, yüksekten konuşmanın dozunu artırıyordu. DP’nin kaderini vatanın ve milletin kaderi gibi anlatıp bir illüzyon yaratmaya çalışıyordu. Ama geç kalmıştı, çöküntü başlamıştı. Biz çocuklar bile bize uzatılan çikolataya “Hayır!” diyecek kadar bir nevi akıllanmıştık. AKP de öyle şimdi, Rıdvan Dilmen’e kadar düştüğü için yüksekten konuşmanın dozunu artırdı, üfürükçülüğe başladı.

Bu durumda siyaseten ciddi işler yapmaya hiç gerek yoktur. Öyle, masraflı “Hayır” kampanyalarına da gerek yoktur. Gerçi AKP, arkasından “teneke çalalım” denilecek durumda da değildir, bu nedenle referandum kampanyasında ciddiyetten uzaklaşılmamalıdır. CHP yer yer böyle bir görüntü vermeye başladı. C. Başkanı Erdoğan ve AKP sözcüleri HDP’nin “Hayır” diyeceğini vurguluyorlar ve “Hayır” diyecek olan CHP’yi ise HDP’nin yanında yer almakla suçluyorlar. Yani HDP terörist oluyor, CHP de terörün yanında yer alıyor!

CHP’liler de zaman zaman bu oyuna geliyorlar. AKP’nin ağzındaki sakızı alıyor, kendi tükürüğü ile ıslatıyor, “Başkanlık sistemi Türkiye’yi böler” gibisinden bir “Hayır!” ile AKP’nin “Evet!” menüsüne yeni bir tat katma yanlışına düşüyorlar.

AKP’nin yüksek perdeden üfürdüğü bir diğer konu daha var. “Baştan yanlış yaptık” diyerek Suriye politikasından caydı. Rusya ile ilişkilerin düzelecek umudu vermesini, Cerablus’a girmesine izin verilmesini, masaya çağrılmasını Erdoğan, hükümet ve AKP, dış politikada “yeniden yükseliş” olarak satmaya ve içerde yükselişin bir manivelası olarak kullanmaya başladılar. Satış, referandum kampanyasında da sürecek. Oysa durum hükümet ve AKP açısından çok daha kötü bir noktaya geldi. ABD yeni başkanı “Suriye’de güvenli bölge”(ler)den bahsetti. Bu, PYD Kürt bölgesinin güvenliğini anlatıyor. Astana toplantısında Rusya, Rojava için özerklik teklif etti. Bu, Suriye Kürtleri konusunda ABD ile Rusya’nın görüş birliği içinde olduklarına işaret ediyor. Bundan geriye düşülmeyecek ve Türkiye “PYD/YPG terör örgütüdür” iddiasından vazgeçmezse, bundan sonra Suriye masasında –belki fotoğraf çektirecek ama– konuşma hakkı olmayan bir davetli gibi oturacak. Bundan şu sonuç çıkacak: “Türkiye’nin Birliği”ni bundan böyle AKP iktidarı değil, bizzat Kürtlerin kendisi sağlayacak.

Bir şey daha: AKP öyle bir noktaya sıkışmıştır ki; anayasa değişikliğine “Evet” diyor ama içinden “Hayır”ın kazanması için dua ediyor. Çünkü “Hayır” diyecek olanlar, eğer kazanırlarsa kazandıktan sonra ne yapacaklarını bilemiyorlar. AKP bundan, hayırcıların kazanmasını kendi iktidarının devamı açısından daha güvenli görüyor gibi. Bu güveni ona, CHP hayırcılığının henüz kekeme olmaktan kurtulamamış olması veriyor. Bu nedenle hayırcıların referandum sürecinde “AKP sonrası”na dair halka; “yalan da olsa hoşuma gitti” diyebileceği türden bir şeyler söylemesi gerekiyor.

Bu referandum “şeytan taşlaması” olacak. Şeytan belli. Taşlayanların eteğindeki taşlar nedir, o belli değil.

Bir diğer konu da ekonomi. AKP işin içinden çıkamıyor. Halkta bir tedirginlik ve merak var. Vatan-Millet-Sakarya’yı AKP kazanır. Ekonomi hiç konuşulmuyor. Hayırcıların eteğinde ekonomik taşlar da bulunmalı. AKP ekonomik hiçbir şey yapamıyor. Seçmen için yenilmez-içilmez cinsinden köprü ve otoyol yatırımlarından bahsediyor. Burda da, yalan bile olsa söylenmesi halkın hoşuna gidecek bir boşluk var. AKP sonrası için ilk “yalan”, “Ekonomik Olağanüstü Hal!” (E-O-HAL) olabilir: AKP’nin, tıksırıncaya kadar doyurduğu kesimden geniş çalışan yoksullar kesimine servet aktarılması. Bu kadar banal olmasın istenirse, şu da söylenebilir: “Sınıf mücadelesini yavaş yavaş başlatıyoruz…”

Zaten Türkiye’nin bu hali de, sınıflar mücadelesinin mantıksal sonucuna götürülememiş olması nedeniyle değil midir?