Hayat Ağacı (Haziran 2017)

CHP’nin bardağı
Hüseyin Hasançebi
Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

Moment

baykal-tbmm-bw-crBazı şeylerin anlatılmasında ve anlaşılmasında sol olarak büyük güçlüklerimiz var.

Güçlüklerimizin çoğu “düşünüş biçimimiz”den kaynaklanıyor.

Dünyaya ve Türkiye’ye “yönetilenler” safından bakıyoruz.

Tamam, bu doğru da, bunu yeterli saymak yanlış.

“Yöneten”(ler) açısından da bakabilmemiz gerekir.

Çünkü, “Yöneten”(ler) bizden çok daha fazlasını biliyorlar.

Örnek; Deniz Baykal, Cumhurbaşkanının aynı zamanda parti başkanı olmasının yolunu açan anayasa değişikliği üzerine konuşurken şöyle dedi: “Bir partinin genel başkanı Milli Güvenlik Kurulu’na girecek, bunu aklınız alabiliyor mu?”

Şunu demek istedi Baykal: Her hangi biri cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, genelkurmay başkanı veya kuvvet komutanı olarak Milli Güvenlik Kurulu’na girebilir, sakıncası yoktur, ama bunlardan biri aynı zamanda bir siyasi parti genelbaşkanı ise, bu kabul edilemez bir şeydir…

Baykal siyaset bilimcisidir, siyasi partilerin “sivil toplum örgütü” olduğunu bilmektedir. “DEVLET”in ne olduğunu ise somutta (teorik değil) bizden daha iyi bilmektedir.

Bizim tepkimiz ise şu olur hemen: “Demagoji yapma Baykal. Bir adam MGK’ya C.Başkanı olarak girmiş, bu sorun olmuyor da, aynı adam parti başkanı olarak girerse niçin sorun oluyor?”

***

Bu örneği, HDP- CHP işbirliği önerilerine bizzat HDP içinden tepki gösterenlere, öneriden hiçbir şey anlamadıklarını göstermek için verdim. PKK Türk devleti ile işbirliği yapıyor, bu oluyor da, HDP eğer CHP ile işbirliği yaparsa, bu olmuyor! Birincisi mantıklı, ikincisi “mantıksız” oluyor. Niye? Mantıksız bulan, “Kürt meselesi” diye günde yüz kez tekrar ettiği şeyin ne olduğunu aslında hiç kavramamıştır da, ondan. Günübirlik siyasete boğulan bu kafa yapısından, “sol” da olsa bir şey çıkmaz, “sağ” da olsa.

***

Gelelim konumuza: Türkiye bir “geçiş dönemi”ne girdi. “AKP sonrasına geçiş dönemi”dir bu. AKP “yönetemez” oldu artık. Bu geçiş döneminin karakteri, nereden çıkıldığını bilmemiz, fakat nereye çıkacağımızı bilmiyor olmamızdır. Buna, yakalanmış bir moment de diyebiliriz.

Böyle dönemlerde ülke siyasetinin gündemi daralır, hatta teke iner. Meseleyi kavramış olanlar gündemin içinde kalır, kavramamış olanlar dışına düşer. Gündemin içinde kalanlar bugün böyle, yarın şöyle bir şey önerse de gündemdedir. Gündemin dışına düşenler ise, “dolar fırladı, ekonomi krize mi giriyor, El Bab düştü, üç köy YPG’nin eline geçti, peşmerge Musul’a ilerliyor” vb. ile oyalanır. Bu da bir gündemdir elbet, ama sırası değil...

***

HDP açısından bakalım: “CHP işbirliği yapılabilecek bir parti değildir. Şovendir. Kemalist devletin Kürtlere yönelik imha politikasını savunmaktadır. Kürtlerin bütün taleplerini reddetmektedir…” denilecektir. CHP açısından bakalım: “HDP, PKK terörüyle arasına mesafe koymamaktadır. HDP TBMM’ye entegre olamamıştır. Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü açısından HDP işbirliği yapılabilecek bir parti değildir…” denilecektir.

Bunları söylemek ve temcit pilavı gibi tekrar etmek nesnel –ama tarihsel– bir durumu anlatmaktır, Türkiye’nin yaşadığı momentle ilişkisi yoktur. Baykal’ın devlet adına konuştuğuna gelelim: Türk devleti zaten kendi Kürtlerini ezelden beri, ittifak yapılabilecek bir “karşı toplum” olarak görür. “Türkiye’nin birliği” dediği zaman bu ittifakı kasteder. Ayrıca Türk-Kürt ittifakına, her an bozulabilir bir ittifak olarak bakar. Hatta devletin zihin şablonunda Kürtleri “düşman” yerine koyduğunu, askerî tatbikatlarda “düşman kuvvet” dediğine yerel Kürt kıyafetleri giydirdiğini deneylerden biliyoruz. Baykal da bu zihniyeti koruyor ve bu momentde Türkiye’nin bütünlüğü adına Türkiye’nin Kürtlerine ittifak teklif ediyor. Bunda şaşılacak bir şey mi var?

“AKP sonrası”na CHP+HDP+Türk Solu ittifakıyla geçmeyi düşünmek ve ummak, Türkiye bir genel seçim yapmaya mecburken niçin anlamsız oluyormuş, bunun üzerine bugünden düşünmeye başlamak yararlı olabilir. CHP’ye bu ittifakın önerilmesi aynı zamanda kendi içinde Kılıçdaroğlu ve ekibinden arınmasını önermek demektir, CHP’nin böyle bir sürece girmesi niçin kötü olsun ki?