Hayat Ağacı (Haziran 2017)

Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

Türkiye’nin ‘beka’sı

lozan-imza-bw-crTürkiye’de “bazı olaylar” oluyor.

Darbe gibi, savaş gibi,

100-200 ölümle sonuçlanan terör olayları gibi…

En büyükleri bile “bazı olay”… artık.

AKP bu olaylara; “bize tanrının lütfudur” diyor.

Gerçekten de öyle.

“Türkiye hayatı”, AKP’ye tanrı veya sandık tarafından

verilmiş bir “lütuf” gibi yaşanıyor.

C.Başkanı sayın Erdoğan bugün (14 Aralık) muhtarlara

seferberlik ilan etti.

Yeni bir “Kurtuluş savaşı”ndan, “Çanakkale savaşı”ndan söz etti.

“Lozan’da kabul edilenden daha küçük bir memleket kabulümüz değildir”

şeklinde anlaşılacak cümleler kurdu.

Nokta koymadı.

Bir sonraki muhtarlar toplantısında;

halkı hudut boylarında siperlere çağıracağı izlenimi yarattı.

Böyle midir gerçekten?

Türkiye elden mi gidiyor?

Bölünüyor mu?

Eğer öyle ise bunu herkesin en azından “sezmesi”, “hissetmesi” gerekmez mi?

Sokakta böyle bir durum gözükmüyor.

Evlerde de yok.

O zaman akla şu geliyor: Yukarılardaki kafalarda bir senaryo var.

Evet. TAK’ın üstlendiği en son Beşiktaş saldırısını hükümet adeta;

Bardağı taşıran “son damla” olarak kullanmak istiyor gibi bir izlenim yarattı,
polise ve sivillere bu ağır terör saldırısını, “Başkanlık sistemine geçişi engellemek içindir” biçiminde lanse etti. Milleti korkuttu.

(TAK başka, PKK başka lafları boş laftır. Politikaları örtüşmüştür. Yapılanın “siyaset” ile bir ilgisi yoktur. Türkiye solu bu konuda –eğer yapabiliyorsa– ortak bir deklarasyon yayınlayıp, solun bu türden siyasetleri zaten mahkûm ettiğini, gecikmeden duyurmalıdır. Solun tarihinde masum insanları öldürmek gibi tek bir cinayet lekesi bulunmadığını, bilene-bilmeyene hatırlatmalıdır.)

Millet başkanlık sisteminden değil, bu sisteme geçişin biçiminden korkuyor.

“Sevr”, “Lozan” laflarıyla inşa edilmesinden işkilleniyor.

AKP-MHP’nin hazırladığı sistemi, milletin başına çorap örülmesine benzetiyor.

C.Başkanı Erdoğan’ın Meclis’ten, referandum’dan, halktan beklentisini,

Mustafa Kemal’in TBMM’ne, “Sendeki bütün yetkileri istiyorum” demesine benzetiyor.

Durum gerçekten bu ise biz de bilelim.

Kılıçdaroğlu AKP-MHP muhteremleriyle sık sık görüşüyor.

Bildiklerini, işittiklerini, tahmin ettiklerini, bir “halka sesleniş” çekimi yapıp,

Bizimle paylaşsa fena mı olur?

***

Havada uçuşan “Sevr”, “Lozan”, “Kurtuluş savaşı” laflarını duyduktan, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığının “beka sorunu” olduğunu söyleyen sürüyle analistin yorumlarını dinledikten ve,

Trump’un ulusal güvenlik danışmanı, Mike Flynn, “Bana göre yeni bir Orta Doğu şekillenecek ve Irak ile Suriye bütünlüğünü koruyamayıp dağılacak. Orta Doğu’da üç veya dört yeni devletin doğacağı kanaatindeyim ve gelecekte bir bağımsız Kürdistan’ı göreceğimizi söyleyebiliriz” dedikten sonra anladım ki, ben Türkiye’nin en büyük tarihçisiyim.

Önce ben söyleyeyim: Dağılırsa eğer, Suriye’de 3 devlet kurulacak. Irak dağılmıştır ve orada da 3 devlet kurulacaktır. Etti mi 6 devlet… Yedincisi Türkiye’den çıkartılmak istenecektir. Diğerleri değil ama bu 7’incisinin kurulması önlenebilir. Türkiye Sevr ve Lozan’dan bahsettiğine göre bu durumu görmüştür. O zaman AKP-CHP-MHP millî ittifakına önerimiz şu olmalıdır:

Kurun bir “MASA”… Kaç sayfa ise, yazın Lozan anlaşmasını “el yazısı ile” kocaman bir kağıda. Kağıt kocaman olmalı. Çünkü Lozan yazıldıktan sonra kağıdın dibinde birkaç satırlık bir boşluk kalmalı. Lozan’ın bittiği yere koyun (:) nokta ve açın bir (…) parantez. Türkiye’nin Kürtleri hakkındaki düşüncenizi bu (…) parantezin içine yazın. Sonuna da bir (.) nokta koyun. Biz de okuyalım ve anlayalım.

Eğer “Türkiye’nin bütünlüğü”, gerçekten de sizin söylediğiniz gibi tehlikedeyse…

Yapacak başka hiçbir şey kalmamış demektir.