Hayat Ağacı (Haziran 2017)

Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

Erdoğan ve Avrasya

mogol-atlilar-bw-crKim kimi kandırıyor?

Erdoğan, sanki Türk tarihinin tamamının üzerine oturuyormuş gibi siyaset yapmayı ve buna başkalarını inandırmayı iyi beceriyor. İyi beceriyor olmalı ki, solun önemli bir kesimi ona “aydınlanma düşmanı” diye saldırıyor. Oysa bunda ne çıkarı var, ne de bunu başaracak gücü.

İslamcı değil ama Kemalist gelenek islami siyasete duyduğu tarihsel öfkeyi ona kusuyor. O da bundan, “kefeni giydim” diyerek güç devşiriyor.

Kendisi islamcı değil fakat Türkiye’nin bütün islami kaynaklarıyla fırsatçı bir işbirliği kurmak, iktidar imkânlarını dağıtan mevkiinde olması nedeniyle de ayrıca bu kaynakların her biri ile tek tek savaşmak zorunda. Aksi halde, yerini gasbettiği geleneksel merkez sağ dahil, Türk devletinin ittihatçı ateist kapasitesi ile baş etmesi mümkün olamazdı.

Şimdi de “Avrupa mı, Asya mı?” tartışmasını başlattı, tartışıyoruz. “Erdoğan Türkiye’yi AB’den koparıp Avrasya ve Ortadoğu’nun karanlığına mı gömecek?” korkusu yaşanıyor. Bu da bir başarıdır. Çünkü Türkiye’de islamcı siyasi akımlar şuuraltını temizlemek zorunda kalacakları bir badireye hiç maruz kalmadılar. Batı (emperyalizm) hayranlığını ve işbirlikçiliğini hep sürdürdüler ve devam ediyorlar.

Erdoğan iktidara onların omuzuna basarak geldi. “Beraber yürüdük” dediği onlardır. Bu nedenle bindiği dalı kesmez. İktidara, “Doğu”dan yürüyerek değil, “Batı”dan itilerek geldiğini bilir.

15 Temmuz “Erdoğan hikayesi”nin ortasına boş ve çok dar bir parantez açtı. Erdoğan bu küçük parantezin içine çok şeyler yazmak istiyor. (AB’den çıkarmış, hatta NATO’dan bile. ABD haddini bilmeliymiş. Eski dünya olmaz ise Türkiye kendine yeni bir dünya kurar imiş. İslam dünyası kendi arasında ve –olursa Türkiye’nin arkasında– toplanıp Batıya kafa tutmalıymış. Türkiye ŞİÖ üyesi olurmuş. Dünya beşten büyükmüş, vs.) Oysa bunlar 15 Temmuz’un açtığı parantezin içine sığmaz.

ŞİÖ’yü bırakalım, o apayrı bir konu, Avrasya’ya bakalım. Erdoğan Türkiye’yi Batı’dan koparıp Avrasya’ya taşıyabilir mi?

Bu noktada kafalar karışık. Türkiye zaten Avrasya’nın içinde, hatta göbeğindedir.

Bu nedenle Avrasya’ya yönelmek Türkiye açısından ideolojik, politik, askerî ve hatta kültürel açıdan “yer değiştirme”yi ifade eder. Elli beş yıl önce İsmet İnönü ABD başkanına, “Dünya yeniden kurulur, Türkiye bu yeni dünyada kendi yerini bulur” demişti. O zaman dünya iki kutupluydu, denk düşüyordu. Erdoğan’ın “Batıya tehdidi!” ise gerçeküstü bir özellik taşıyor.

Ancak konu önümüzdeki dönemde ciddiyet kazanacak ve küresel dalgalanmalar gündeme gelecektir. Bu kapı İngiltere’nin AB’den çıkmasıyla açılmıştır. “Avrasya” ve “ŞİÖ” konularını sol bakış açısından ayrıca ele almak üzere, Erdoğan’ın yarattığı bugünkü gündem hakkında birkaç şey söylememiz yeterli olacaktır.

“Avrasya” konusu muğlaktır. Çünkü bununla her ülke belirli bir çoğrafya’yı veya sistemi değil, kendi durumunu anlatmış olur. Türkiye için Avrasya Anadolu’dur, Doğu’dur, Asya’dır, Turan’dır, Hint ve Çin’dir.

Erdoğan Türkiye’nin Avrasya ve ŞİÖ seçeneğini BATI’ya gösterirken islamcı siyaset adına konuştuğu imajını vermeye çalışmaktadır. Oysa Avrasya İslamcı siyasetin en korktuğu şeydir. Örneğin Mesut Yılmaz; AB kapısından kovulunca, “Biz Batı’ya Karadeniz’in Kuzeyi’nden (Rusya) gireriz” demişti. Bu başka bir şeydir.

Dönüp, “Diyarbakır’dan gireriz” diye değiştirmişti, bu da başka bir şeydir.

Küreselleşme martavalı içinde öyle sanılmıştı, oysa bu iki yolun ikisi de Batı’ya çıkmıyordu. Türkiye’de “yüzünü Avrasya’ya dönmekten” ancak ve sadece İttihatçı-Kemalist-Cumhuriyetçi, ilerlemeci (merkez sağ dahil) siyasi gelenek söz ederse ciddiye alınabilir. Çünkü onlar “Batıcı” ve “Laik” olduklarını hakkıyla kanıtlamışlardır.

İslami hareket Avrasya’dan şunun için korkar: Bir kere kendisi tarihen Almancıdır. Avrasya demek, –söz yerindedir– ‘Dinsiz dünya’ demektir. Avrasya islamı kendi içinde “eşitlikçi”dir, bu konuda Marksizm ile polemikleri bile vardır. AKP’nin diyanet bakanı Dönmez bunu iyi bilir. Oysa Erdoğan’ın kendini içinde hissettiği ve başında görmek istediği Riyad merkezli islam hareketidir. Bu hareket (ve ideoloji) kapitalizmin en vahşi sömürü biçimine itaat eder. Dolar tiryakisidir. Batı’dan (emperyalizm) koptuğu anda biter. Fakat kabul etmek gerekir ki, Batı ile pazarlıkta Kemalist (merkez sağ dahil) siyaset geleneğinden çok daha başarılıdır. Daha fazlasını alabilmek için daha fazlasını, gözünü kırpmadan verebilir.

Bu nedenle liberal ve AB’ci solun korkmasına gerek yoktur. Erdoğan, ABD ve AB ile uzlaşacaktır. Buna karşılık ABD’den ve AB’den alamadığını Türkiye halkından, hem de eze eze alacağından kuşku duyulmamalıdır.

Türkiye’nin kapitalizmi ise “Avrasya-Asya” kapitalizmidir. Avrupa’nın fason tedarikçisi olmaktan çıkmak isteyen Türkiye Kapitalizmininin yolu Avrasya ve Asya’ya açılacaktır. Ekonominin finansal sektörü dışındaki tüm sektörleri Avrasya ve Asya pazarlarına yönelmişlerdir zaten. Bu nedenle önümüzdeki süreçlerde Bankacılar ve TÜSİAD AB’yi, imalatçı sektörler “Doğu”yu gözümüze sokacaktır. Buna hazır olalım.