Hayat Ağacı (Haziran 2017)

CHP’nin bardağı
Hüseyin Hasançebi
Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

Muhalefet hakkının yitirilmesi

kisanak-anli-bw-crNuman Kurtulmuş söylemişti:

“Biz OHAL’i halka karşı değil devlete, kendimize karşı ilan ettik.

… işimizi görürsek 3 aydan önce de kaldırabiliriz.”

İşlerini göremediler, 3 ay daha uzattılar.

İşlerini hiçbir zaman göremeyecekleri bir noktaya geldiler.

Söylenir söylenmez yazmıştık.

Daha beterine mecbur kalacakları zamana kadar,

OHAL ile yola devam…

Önce şu “darbe” denilen şeyi doğru anlamayı bilmemiz gerekir.

Devlete miymiş, halka mıymış!

Türkiye’de darbeleri devlet yapar.

Demagojiye hiç gerek yok, kendine karşı yapar.

Kendini değiştirmek için yapar.

27 Mayıs devletin devlete darbesidir.

Tırmanlayıp yere serdiği devletin yarısı olmuştur.

Asıp biçtikleri devletteydiler ve devlettiler.

12 Eylül de öyle.

Devletin sivil kanadını asker-sivil kanadıyla budadı.

Akıl karıştıran nokta şudur:

“Darbeleri asker yapıyor, iktidardaki siyasete yapıyor…”

“İktidardaki siyaset”, “devlet” olmuş siyasettir.

Siyaset tanımı gereği öyle bir şeydir zaten.

Siyasi partiler iktidarda ise devlettedir.

Muhalefette ise sivil toplumdadır.

Devlet ile sivil toplumu ayıran bir “hendek” yoktur.

“Hendek” soyutlamadır. Kavramsaldır.

Bu düzeyde vardır ve önemlidir.

Ancak bunu kavradıktan sonra şunu diyebiliriz:

“Devlet toplumun özetidir, devlet toplumdur…”

Bu söylenenlerin tartışılacak bir yanı kalmamıştır.

Bunlara “olgu” diyebiliriz.

Bu nokta “sosyal medya” zihniyle elbette anlaşılamaz.

Zahmet gerekir, pratik içinde yaşanmış zahmet,

devlete yapılmış OHAL’in kime yapıldığını anlamak için…

“Darbe” karşıtlığına “sivilcilik” demek…

Bu ne demek?

Uydurulmuş bir şey. Sivri zekâlılık.

“Atanmışlar” ve “Seçilmişler” saçmalığı.

Mehmet Altan gibileri…

Bayraklaştırdılar ve inanan çok oldu.

Biz niye ta o zaman Kızılcık’ta,

“Asıl kemalistler, 2. Cumhuriyetçilerdir” diye yazdık ki?...

Diyarbakır’a gelelim.

Gülten Kışanak “seçilmiş”lerdendir.

Süleyman Soylu da öyle.

Aldı mı görevinden, aldı.

Attı mı hapse, attı.

Hemen teoriye sarılacağız.

“Seçilmişin seçilmişe darbesi” diyeceğiz.

Çüş!...

Teori ile uğraşmak herkesin harcı değildir.

Benim de değildir.

En doğrusu hayatın kendisiyle haşır neşir olmaktır.

“İş” ordan, “yürüyüş” ordan çıkar.

Bunu bugünün solu ve solculuğu için özetlersek,

boş ver geleceğin öyle mi, ya da böyle mi olacağını,

“siyasi projen” var mı, onu söyle.

Ayağı yere, bugünkü “somut” olana basıyor mu?

Bundan haber ver.

Kolayına kaçma işin, “iş” yap.

Boşa geçirdiğin her gün biraz daha,

muhalefet yapma hakkını yitiriyorsun.