Arkasından teneke çalmak için

oy-sandigi-bw-crTürkiye’de siyaseti belirleyecek veya etkileyecek ölçüde bilinçli ve örgütlü bir seçmen vasatı oluşmamıştır.

“Seçmen” dediğimiz 60 milyonluk halk kitlesi “gerçek seçmen” değildir. Politika sahnesini “politik seçmen” belirlemektedir. Türkiye’de bunların sayısı 1 milyon bile değildir.

Bunun niçin böyle olduğunu sormak bile abestir. 1876’da beri Türkiye’de seçim yapılır. Ama seçmen yoktur. Vardır da, bir elin parmak sayısı kadardır. Kentlerde valilerin, kaymakamların, nahiye müdürlerinin, kısaca askerî ve mülki erkânın güvenini kazanmış tüccardan ve eşraftan ibaretir.

Çok partililiğe geçildikten sonra da durum değişmemiştir. Seçim sonuçları daima seçimden önce belirlenmiştir. “Seçmen, sağduyusunu gösterdi” dedikleri, seçmen adına seçimi seçimden önce yapan devlet mekanizmasının ve sivil uzantılarının varılmış kararından ibarettir.

Bugün de böyledir ve kaç kişidirler diye sormak fuzulidir. Politik süreçleri bu “politik çoğunluk” belirlemektedir.

Önümüzde “başkanlık sistemi” tartışması ve belki de “seçimi” olacak. Konuya nasıl yaklaşmak gerekir, “politik çoğunluk” dediğimiz gerçek seçmen kitlesine bakarak karar vermek lazım.

“Başkanlık sistemi” dediğimizi, C. Başkanı Erdoğan bağlamında algılıyoruz. Bu doğru bir algıdır çünkü “Başkanlık” diye tutturan, Erdoğan’ın kendisidir. Peki Erdoğan hakkında “politik çoğunluk” ne düşünmektedir?

Politik çoğunluk “başkanlık sistemi” tartışmasını ciddiye dahi almamaktadır. Tartışmaya, C. Başkanı istediği için “öylesine!” katılmaktadır. Başkatip emeklisi Harun Efendi’nin “Başkanlık istiyorum” demesinin bile Erdoğancı medyada manşete çıkarılması ciddiyetsizliğin ölçüsünü ele vermektedir.

“Politik çoğunluk” AKP’nin lideri ve C. Başkanı sayın Erdoğan konusunda iki zıt duygu içindedir. Bu noktada bu çoğunluk “politik” bile değildir. Kendi kendine, “Erdoğan’ı hapse mi atsak, yoksa başkan mı seçsek?” sorusunu soran güvenilmez bir çoğunluktur bu. Bu siyasi çoğunluğa, güvenilmez olduğunu bile bile, C. Erdoğan kendini ve siyasi kaderini teslim edecek midir, bilinmez. Ama bu çoğunluğa MHP güveniyor, CHP ve HDP ise güvenmiyor. Oysa onların da güvenmesi gerekir. “Millî irade” denilen zaten budur, ve belki değil, mutlaka; referandum sandığı önüne konulduğunda, “bu da ne, ben başkanlık falan bilmem, başkan yapacaksanız beni yapın” diyecektir. Bunun ne anlama geldiğini ise Türkiye’de “millî irade”nin ne olduğunu bilenler bileceklerdir.

AKP ve lideri, bu hakiki “millî irade”ye, ona güvendiğinden değil, kaçacak başka mecra bulunmadığı için korka korka gidecektir. Bu AKP hikayesi de bitecekse, orada bitecektir. Bu nedenle MHP’ye önerimiz, “pilavdan dönmemesi” olmalıdır. CHP’ye ve HDP’ye ise “bu şenliği kaçırmayalım” önerisinde bulunabiliriz. Hatta Selahattin Demirtaş, yapılacak ilk grup toplantısında kürsüye çıkıp; “Seni Başkan Seçtireceğiz!” derse hayırlı bir iş yapmış olacaktır.

Merakını gideremeyenler için söyleyelim. ABD ve AB, durumu yakından ölçmektedirler, heveslisinin arkasından teneke çalmak için Türkiye’nin “Başkanlık Sistemine Geçiş Macerası”na, destek çıkacaklardır.

Hayırlısı!