Sosyalist gerçekçilik

kollwitz-muetterBu konuda yazmak, en son bana düşer. Biri kuyuya taş attı, kolektif çıkarılmalı.

“Sanat” dedi “çok katmanlı”dır. “Stalin sanatı baskıladı, öldürdü” dedi.

Jdanov’u suçladı. “Türk solu sanattan anlamaz” demeye getirdi.

Bu tür cümlelerin topunun hedefi “sosyalist gerçek”liktir. Sosyalist gerçekçiliğin yakın evreni “toplumsal gerçekçilik”tir. Bayat bir numaradır bu sanat eleştirisi. “Sanattan toplumsal ya da politik beklenti, sanatçının yaratma özgürlüğünü sınırlamaktır” demeye getirir.

Bunu söyleyen kişi, karşısına nasıl bir dünyayı aldığının farkında bile değildir.

İsim saysak yeter: Louis Aragon, Nâzım Hikmet, Maksim Gorki, Neruda…

Neşet Günal, Nedim Günsür, Cihat Burak, Gürol Sözen, Nuri İyem,Turgut Zaim…

“Sanat çok katmanlıdır” ama bu eleştiri “tek katmanlı”dır.

iyem-koylu-kadinlarYaptığı şey, kuantum teorisini sanata aktaran Picasso’yu, çöpe atmaktır.

Sanattan “işlev” beklemek sanat özgürlüğünü öldürürmüş!

Ben Almanya’da kübik (mimari) bir evde oturdum,

eşyalarım, bedenim ve ruhum ferah ferahtı…

Sonra gotik (mimari) bir eve taşındım, eşyalarım, bedenim ve ruhum bu eve sığmadı.

(Böyle bir şey olmadı ama olsaydı böyle olacaktı.)

Sanat sanat içinmiş!

***                                                                                                                                                                  

Bir de şu yanlışa işaret etmeli.

Ne sinema sanattır, ne de aktör sanatçı.

Aktör oyuncudur, taklit yapar (yorumlar), yorumladığı gerçek kişiyi

en iyi taklit eden, en iyi aktör olur.

Orson Welles, “Sinema asla sanat değildir” veya,

Marlon Brando, “Oyunculuk yaratıcılık değildir, sinema iştir” dedikten sonra

bize söz düşmez.

***

kollwitz frau-mit-totem-kindDönelim konumuza, “sosyalist gerçekçiliğe”…

1930'lu yıllarda ortaya çıktı; SSCB'de ve Çin'de. Komünistlerden destek gördü.

Komünistlerden gelen herhangi bir politik müdahale yoktu, politik beklenti vardı.

1932 yılında Proleter Rus Yazarları Birliği “diyalektik maddeci” bir estetik anlayışı oluşturmayı amaçladı. 1934 Kongresi’nde (Jdanov’un etkisiyle), Sovyet Yazarlar Birliği’nin resmî ideolojisi olarak “Sosyalist gerçekçilik”sanat kuramı olarak benimsendi. Bu akımın resmî estetik anlayışı olarak benimsenmesindeki neden, 1917 Ekim Bolşevik Devrimidir.

Sanat (Marksist) ideolojinin idealizmini ortaya çıkarsın istenmişti. Maksim Gorki'nin Ana romanı bu akımın ilk örneklerinden sayıldı. Kandinsky emzik ve soba tasarımları yapmıştı. Ama bu onun Konstrüktivizmin kurucu olmasını değiştirmemişti.

Her hangi bir sanat eserini veya sanat akımını nasıl eleştiriyor ve değerlendiriyorsan, sosyalist gerçekçiliği de aynı ölçülerle eleştirmen gerekir.

***

Sosyalist gerçekçilik, dinsel öğretiden kopan sanattır, gerçeğin üzerine basar.

Sürekliliği ülkeden ülkeye farklılık göstermiştir. Karakteri Rusya’da şöyle özetlenmiştir:

Narodnost; yaygın bir izleyici kitlesine ulaşabilme ve onların sorunlarını yansıtabilme / halkçılık,

Klassovost; sınıf çıkarlarını ifade etme / sınıfsallık,

İdeinost; somut güncel sorunları işleme,

Partiinost; partinin bakış açısına bağlı kalma / particilik.

Bu çerçevede üretilen sanat ürünlerinin kötüsü de olmuştur, erişilmez olanı da.

***

rivera flowercarrier“Sosyalist gerçekçilik” ile devlet, rejim ve politika arasında belirleme-belirlenme ilişkisi bulunmaz. “Fışkırma” şeklindedir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından gelen anlamsız ve sessiz dünyaya isyandır.

İspanya’da, Almanya’da, Fransa’da, Meksika’da, Küba’da ve daha birçok ülkede derin izler bırakmıştır.

Picasso, kafasına tabanca dayanan yokken 1953 yılında Stalin’in portresini yapmıştır.

Alman Dışavurumcu Ernst Barlach, sanatına sosyalist gerçekçilik demiştir.

(Rusya’ya gitmiş, deneyim olarak “günlük yaşamdaki yoksulluk”u alıp dönmüştür.

Ancak “sanatçı”dır. Almanya’daki sefaletin Rusya’dakinden çok farklı olduğunu kavramıştır.

Ezilen Alman halkı, sistemin aracıydı. Rus halkı yaşamın ta kendisiydi.

Orada yoksulluğun nedeni savaş değil, işçi ve köylü oluşlarıydı” demiştir. Barlach’ın “dilenciler”i modern çağın ikonu olarak seçmesi buradan gelmişti.)

Alman sosyalist gerçekçi sanatçı Käthe Kollwitz’in kendisi bizzat emekçi ve devrimci idi.

Meksikalı ressam Diego Rivera da öyle. Marksist ideolojiye dayalı yaratma biçimini benimsedi.

rivera liberation-of-the-peon“Duvar resimleri” ilk ondan geldi. Hep öfkeli tepkiler verdi. “Özgür Devrimci Sanata Doğru” bildirisini yazdı. Kolombiyalı Fernando Botero, bakınca içimizi kaldıran şişman adamları çizdi. (Öyle idiler çünkü, gerçektiler.) “Amerikalıların yaptıkları beni şok etti. Haksızlığa karşı giderek hassaslaşıyorum. Haksızlık kanımı donduruyor, beni öfkelendiriyor. Bu resimler de içimdeki öfkenin dışa vurumudur” dedi.

"Diyalektik Tiyatro"nun kurucusu Bertolt Brecht’e hiç girmeyelim. Komünistti. Büyük savaştan önce, vatansever-yurtsever Horatius’un “Anavatan için ölmek hoş ve onurludur" sözüne; “Yalnızca boş kafalıların rağbet ettiği bir propaganda sloganıdır” teşhisini koymuştu.

Jdanov’a Türkiye’de çok kızılır, soğuk savaş lisanıyla sövülür, sebebi ise sanata karşı tavrı değil, Moskova’daki bir Türk camisini yıktırıp yerine kreş ve çocuklar için kapalı olimpik bir yüzme havuzu yaptırmasıdır. Yıktığı caminin “sanatsal değeri!” ise (fotoğrafı kreşte asılı, orada gördüm) bizdeki gecekondu camilerden bile geride idi.

Jdanov, 1948 yılında Sovyetler Birliği’nde biçim tartışması başlattı. Demokratik Alman Cumhuriyeti bağlamında başlatılan bir sanat ve kültür tartışmasıydı. “Halka yabancı kültürün çöküşü” gibi, yeni ve hassas kavramlar üzerinden yürütülen bir tartışma olduğu için gürültü koparmıştı.

Althusser’in “Sanat çok katmanlıdır” dediği, sanatsal değil, felsefi bir konudur. Trajedide yakalandığımız, mantıklı olanla mantıksız olanın volkanik çelişkisi ile, bunun sezgisel düzlemde aşılması ile ilgilidir.

barlach blind-beggar(Biz bu konuları 1986-1991 döneminde yayınladığımız Felsefe Dergisi’nde, bu işin dünya çapındaki öncülerinin yazıları marifetiyle çok işledik. İz bırakamadığımız anlaşılıyor. Çünkü Türkiye’de felsefe ile sanat okurlarının sayısı o zamanlar 1000’i geçmezdi, kimbilir belki bugün 100’e bile düşmüştür.

Acaba Türkiye solunda “Devrimci bir geri dönüşe” ihtiyaç mı var?)

***

Yeni bir dünya kurma fikrinden hareket eden Stalin döneminde sanat, devlet propagandasını topluma yaygın bir biçimde ulaştırma yoluna dönüştürülmüş, sanatın bu yeni işlevini yerine getirmesinin temelleri “ toplumcu gerçekçilik” anlayışı ile ortaya konulmuş,

İlk kez Maksim Gorki tarafından kullanılmış olan “toplumcu gerçekçilik”, Andrey Jdanov tarafından şu şekilde tanımlanmıştır:

Sovyet yazın ve eleştirisinin temel yöntemi olan toplumcu gerçekçilik,

sanatçıdan gerçeği, devrimci gelişim doğrultusunda, tarihsel yönden somut ve doğru olarak göstermesini bekler. Bundan da öteye, sanat ürününün tarihsel tutarlılığı ve doğruluğu, sosyalizmin özüne bağlı kalınarak, emekçilerin eğitimi ve ideolojik açıdan değişimi göreviyle birleştirilmelidir.