HDP’yi eleştirme yasağı

nuray-mert-bw-crNuray Mert Cumhuriyet’te bir yazısında HDP’yi eleştirdi; Gazete Duvar’da yazan bıçkın bir köşe yazarı İrfan Aktan’dan sert tepki aldı.

Mert şöyle yazmıştı:

“Kürt siyaseti çatışma stratejisine devam ettiği, üstelik bunu giderek daha yüksek doza taşıdığı sürece,‘Kürt siyasi hareketinin peşine takılan’ bir‘demokrasi cephesi’nin hiçbir karşılığı olmayacak.”

...

“HDP, Kürt siyasi hareketinin bir uzantısı olmanın ötesine gidemedi.”

...

“PKK saldırıları karşısında ‘yerleşim yerlerine yakın olmamalı’,‘sivilleri hedef almamalı’ diye açıklama yapan bir parti ile … bırakın demokrasi mücadelesini, Kürtlerin hak ve özgürlüklerini dahi savunmaya devam edemeyiz veya ederiz etmesine de bizi dinleyen bulamayız.”

...

“Aynı şey, sadece bizim için değil, Kürt dostlarımız için de geçerli, bıraksınlar artık aydınları peşlerine takmayı kazanım saymayı, asıl kazanım, toplumu peşimize takmak, toplumsal barış inşa etmek, demokrasi mücadelesini merkeze koymak…”

Nuray Mert Marksist olduğunu söyleyen, “İslam”ı yer yer kullanmasını da, “Marksizm savaşmama yetmiyor, ikinci bir silaha ihtiyacım var” diyerek açıklayan biri. Marksist biri ile güncel politik bir olguyu tartışmak ise biraz dikkat gerektirir. “Duvar” yazarı bu dikkati hiç göstermemiş.

Mesela şöyle diyor: “Mevcut siyasal ortamda Gramsci’nin ‘sınıf’ dediği yere ‘etnisite’yi koyarak değerlendirme yapmak durumundayız.”

Bu olmaz. Marksist biri, “bunu yaparak düşünebilen” biri ile tartışma geliştiremez. Denenmesi bile saçma ve her iki taraf için de demagoji olur.

İşte demagojiye örnek: “Türkiye’deki elle tutulur savaş karşıtı hareketlerin öncülüğünü bilaistisna Kürtlerin yapmış olması bile Türk aydınında Kürt hareketine yönelik eleştiride bulunurken az da olsa bir mahcubiyet yaratmıyorsa…”

Oysa; “Bilaistisna Kürtlerin öncülük ettiği barış hareketinin” Türkleri kucaklamada niçin yetersiz kaldığı üzerine düşünmek daha anlamlı olabilirdi. Nuray Mert’in aradığı ve beklediği de galiba budur.

Aktan şunu da yazıyor: “Kürtlerin yanında sembolik sayıda dahi olsa Türklerin bulunması…”

İrfan Aktan, Kürtlere karşı sorumluluğunun yeterince idrakinde olmadığını varsaydığı Nuray Mert’e haddini bildirdikten sonra yol da gösteriyor:

“HDP’ye destek vermeyin ama gidin örneğin ÖDP’ye destek verin… Trabzon’a gidin. Türkiye demokratikleşsin diye mücadelenizi mahallenizde yürütün. Kürtlerin haklarını filan savunmayın, kendi haklarınızı savunun….”

“Eğer HDP’yle yola devam edemiyorsanız, o zaman demokrasi mücadelesi yürüten başka alanlara destek verebilirsiniz. Demokrat olmak için HDP’yi desteklemenizi veya HDP’li olmanızı şart koşan kimse yok…”

 Bıçkınlık şurada: “HDP ile yola devam edemiyorsanız, kendi işinize bakın…”

 Bunu söyleme hakkını HDP kongresine bırakmak daha doğru olur.

 İrfan Aktan bulunduğu yerden Metin Çulhaoğlu, Gün Zileli, Nuray Mert gibi Marksistlere karşı söyleyebileceği en doğru şeyi de –sanırım farkına varmadan– söylemiş: “Kendi işinize bakın!”

Marksizm de bunu söyler zaten. “Türk” Marksistleri Kürt siyasi hareketini “Kürtlerin yararı”ndan (etnisite) hareketle değil, “kendi çıkarları” (sınıf) yararına desteklemektedirler. Marks, İrlanda’nın bağımsızlığını, İngiliz işçi sınıfının yararına savunmuştu. Lenin, Norveç’in İsveç’ten ayrılmasına, ayrılmayı Avrupa komünist hareketinin (enternasyonal) yararına görmediği için karşı çıkmıştı. Kürt meselesini Türk Marksistleri ile tartışmak isteyenlere “uyarıcı” olur diye biraz daha indirgeyerek söyleyelim. Lenin, Südet’in bağımsızlığına, “küçük ulusların ‘problemli’ kurtuluşuna karşıyız” diyerek karşı çıkmıştı.

Şu şunu demiş bu bunu, değildir bu mesele.

Ben Kürt olsaydım Aktan’dan şunu isterdim: “Gölge etme başka ihsan istemem!”