FARC-Kolombiya-“Barış” ve Kürt sorunu ve bir de Lozan Anlaşması

farc-barisdiyalogu-bw-crKolombiya’da rejime ve hükümete karşı silahlı mücadele veren Gizli Komünist Partisi (FARC) ile Kolombiya devleti arasında 2016 Eylül ayında bir barış anlaşması imzalandı. Barış görüşmeleri Fidel Kastro’nun arabuluculuğu ile 2015 yılında başlatılmıştı.

Hükümet ile FARC arasında imzalanan barış anlaşması, “Önce anlaşma, sonra silah bırakma” modeli üzerinden gerçekleştirildi. Türkiye’de “sorun” üzerine kafa yorup söz söyleyenler Kolombiya barış modelinin Türk-Kürt (PKK) Barışı’nı sağlamak için örnek olup olamayacağını tartışmaya açtılar. Bunu yazanlardan biri de “Kürt Sorunu”nu en iyi bilenlerden, Celal Başlangıç oldu.

Kolombiya modeli Türkiye’de Kürt sorununun çözümü için örnek olabilir mi? Başka bir ifadeyle; “Hükümet ile PKK önce müzakere masasına otursunlar, anlaşmaya varıp imzalasınlar, sonra da PKK Türk devletine karşı yürüttüğü silahlı mücadeleyi terketsin” modeli uygulanabilir mi?

Bu soruya verilecek cevap, a) FARC ile PKK arasında hiçbir benzerlik bulunmadığının bilinmesini; b) Türk Devletine ve Kürt Meselesine dair tarihsel gerçekliğin kavranmasını zorunlu kılar. 

Önce bu çözümleme yapılmalı.

Sanal benzerlik: FARC ile PKK’nın “benzerlikleri” şunlardır. İkisi de “siyasi parti” biçiminde örgütlenmişlerdir. Her ikisi de gizli (illegal, yasadışı) örgütlerdir. Bu örgütler devlete karşı silahlı mücadele yürütmektedirler. FARC ve PKK uluslararası planda “terör örgütü” sayılmaktadırlar.

Konumuz açısından FARC ve PKK’nın bütün benzerlikleri sanaldır ve iki örgüt arasındaki benzerlik sıfırdır, çünkü… FARC başka bir şeydir, PKK başka bir şey.

Gerçek başkalıklar: FARC, Kolombiya Komünist Partisi’nin silahlı kanadı idi. Parti sosyalist sistemin dağılmasından sonra silahlı mücadeleden vazgeçti. Silahlı kanat 1993’te partiden ayrıldı ve Gizli Parti olarak örgütlendi, silahlı mücadeleyi sürdürdü.

Vatan mücadelesi: PKK’nın mücadelesi Türkiye’de iktidar olmak için değildir; bağımsız, federe, özerk veya otonom gibi bir biçimle devlet olma ve Kürtlere “yurt edinme” mücadelesidir. FARC ise Kolombiya’da iktidar olma mücadelesi vermektedir, “vatan” olarak bütün Latin Amerika’yı tanımlamaktadır. Kürt sorunu ile FARC sorunu bambaşka amaçlara dayalı sorunlardır.

Bölüşmek, sonra silah bırakmak: Türk devleti ile PKK’nın masaya oturup anlaşması demek, Türk devletinin “bütündür” dediği vatanı belli oranlarda ve belli devletleşme biçimleri bağlamında PKK ile bölüşmesi anlamına gelir. “Kürt sorununun çözümü” denilen şey ne kadar muğlak söylenirse söylensin, son tahlilde “vatanın bölüşülmesi”dir. Oysa “vatanın bütünlüğü” Türk devletinin kuruluş biçimidir aynı zamanda. Kürt sorununda gerçek çözüm, Türk devletinin kendini inkârına varır.

Devlet kendi biçimini değiştirebilir: Türk devleti PKK’ya; “Önce silah bırak, sonra konuşalım” diyor. PKK ise, “önce konuşup anlaşalım, sonra silah bırakayım” diye yanıt veriyor. Taraflardan biri bu pozisyonunu değiştirdiğinde masa kurulur, anlaşma olur veya olmaz. Devlet kendi biçimini değiştirir, “Türkiye, Türklerle Kürtlerin ortak vatanıdır” der, bunu anayasasına yazar, sorun çözülür. PKK Lozan statüsüne razı olur, silah bırakır, sorun bu şekilde de bitirilir. Anlamı, devletin, “Kürt sorunu yoktur, PKK terörü sorunu vardır” tezinin galip gelmesidir.

Lozan yenilgisi ve “zafer”i: C. Başkanı Erdoğan Lozan’ı yenilgi olarak niteledi, CHP “zaferdir” çığlıkları attı. “Zafer” ise “Cumhuriyet’in kurulması” imiş. İşe bakın! Birinci Dünya Savaşı’nın yenilenlerinin hemen tamamı “yenilerek cumhuriyet kurmuşlardır”. Almanya, Rusya, Avusturya-Macaristan ve Türkiye, savaşta yenildiler, devlet biçimlerini değiştirdiler, imparatorluk biçimi yerine cumhuriyet biçimini seçtiler. Lozan niye zafer? Türkiye Lozan’da toprak kaybına imza attı. Daha geniş bir vatan (Misak-ı Millî) istemişti, küçüldü. Musul’u verdi örneğin. Yenildi de verdi. “Vermeyelim” diyen mi vardı? C. Başkanı Erdoğan’ın makbullerinden olan Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey, “Musul’u vermeyelim” diye M. Kemal’e karşı çıkmış varsayılır, Lozan’a bu bağlamda itiraz eder, öldürülür ve Lozan öyle imzalanır. Oysa Ali Şükrü Bey’in itiraz ettiği, “Musul’un verilmesi” değildi, başından beri izlenen ve Musul’un verilmesiyle sonuçlanan Kemalist dış politikaya itiraz ediyor, Musul’un Misak-ı Millî dışına çıkarılmasıyla kaybının eş anlamlı olacağını söylüyor, “Başka çaremiz yok, evet ama işi buraya sizin politikanız getirdi” diyordu. (Ali Şükrü’yü öldürten M. Kemal ve öldüren Topal Osman değildir. Öldürme emrini veren Hüseyin Rauf Bey (Orbay), uygulayan ise o gün Ankara’nın asayişinden sorumlu olan Tekçe’dir. Kemalistlere ve yanlış bilenlere bunun da söylenmesi, belgelerinin gösterilmesi gerekir.)

C. Başkanı Erdoğan’ın “Lozan yenilgi” idi demesi de yeni bir şey değil. Bunu Kemalistler herkesten daha iyi bilir. Ayrıca Erdoğan “Lozan, Türkiye’nin tapusudur” demiş olmakla da kendisiyle çelişkiye düşmemiştir. Lozanı tartışmaya açan Kürtler’dir, ABD’dir. Hatta Avrupa’dır. Erdoğan, “vereceğimizin azamisini verdik, daha ne vereceğiz?” diyerek Kemalistlerin “Lozan Zaferini!” savunmaktadır. Gerisi üslup meselesidir. Hatta, Erdoğan’ın, “Türkiye’yi büyütme!” konusunda ABD ile gizli bir mutabakata varıp varmadığı da sorgulanmalıdır. Lozan “zafer” ise, Kemalistler niçin “Türk ordusunun ne işi var Cerablus’ta, Rakka’da ve hatta Musul’da” diye sormazlar?