Tarık Akan olayı

tarık-akan-bw-crAktör Tarık Akan’ın ölümü üzerine hakkında söylenip yazılanlar tartışma yarattı.

“Cumhuriyetçi”, “Ulusalcı” olduğunu söyleyenler Akan’a sahip çıktılar.

AKP’liler ve cümle islamcılar ise arkasından küfrettiler.

Buraya kadarı “doğal!”. Hep böyle oluyor zaten.

Ancak devreye HDP’li solcular da girdi.

Bunlardan bazıları “Ulusalcıydı, Kürtlerin verdiği özgürleşme mücadelesini savunmadı” diyerek,

Tarık Akan hakkında olumsuz laflar ederken, başka bazıları da; “Sanata ve sanatçıya böyle bakılmaz, sanat ‘çok katmanlı‘ bir iştir” diyerek Akan’ı savundular.

Çarpık çurpuk da olsa, ayaküstü söylenmiş sözler oldukları için bunlar da normal.

Ancak HDP’li Erdal Kara, “Akan tartışması” üzerine Siyasi Haber portalında uzun bir makale yazmış.

“Sanat ve sanatçıya böyle bakılmaz” demiş. Tarık Akan’ın sinemada, solun da onayladığı işler yaptığını söylemiş. Solcuların ve sosyalistlerin sanat konusunda genellikle indirgemeci olduklarını hatırlatmış. Sanata özgürlük tanımadığını –bildiği değil– düşündüğü Stalin’i eleştirmiş.

Güzel bir yazı ama abartmış Erdal Kara. Tarık Akan’ı eleştiren solcular “sanat eleştirmeni” değiller. Tarık Akan’ın sanatına değil, kendisine, politik bir duruşuna bakarak eleştirmişler. Büyük sanatçı olması başka bir şeydir, herhangi bir konudaki politik duruşu başka bir şeydir. Politikasını eleştirenlerin yaptığı sanatı sevmediğini nereden biliyoruz.

Ayrıca şu da var: Cenazesine onbinler katıldı. Kalabalıklar medya üzerinden cenazeye katılmaya çağrıldı. Katılanların bir çoğu solcu idi. Bunlar cenazeye Tarık Akan’ın sanatını ve sanatçılığını değil “cumhuriyetçiliğini” ululamak için katıldılar. “Cumhuriyetçi” olmak suç değil ki, nesini eleştirelim.

Ayrıca Tarık Akan cumhuriyetçidir veya değildir, ama siyasette verdiği resim asla bir “inanmak”, “bilmek” veya “düşünmek” neticesi olmamıştır. Saf, temiz, adanmış bir “yaşlı çocuk”tur, verdiği resim ise, ondaki bu özellikleri istismar etmesini iyi bilen bir “cumhuriyetçi çevre” meselesidir. Kürtler de şunu bilsin ki, Tarık Akan Kürt çocuklarını o çocukların babalarından daha çok seven,

“sencil” bir kişilik idi.

Ancaaak!...

Gelelim Sovyet Sosyalizmi’ne, Stalin’e ve sanata.

Erdal Kara Sovyet Sosyalizmi üzerine bilmeden konuşup yazmıştır.

Bu tür yazmalar ayrıca günümüzde revaçta olduğu için, yüksek perdeden yazmıştır.

Stalin döneminde sanat, devletin verdiği destek ve imkânlarla yapılıyordu.

Hiçbir sanatçı işsiz kalmıyordu. “İşsizlik yasaktı”!

Konulan “şart”, üretilen sanatın anti-komünist olmamasıydı.

Buna rağmen üretilen sanatın yarısı anti-komünist imaj ve yorum yüklü idi.

Bunları devlet halka sunmuyor, “koruma”ya alıyordu.

Bu sanat eserlerinin “devletçe korunması” şaka değil, göstermelik değil, tam anlamıyla bir koruma idi.

Kanıt mı?

İkinci Dünya Savaşı’nda Petersburg 900 gün kuşatma altında kalmış, dondurucu soğuklarda

1 milyon Petersburglu yaşamını yitirmişti. Fakat depolar dolusu ahşap sanat eserlerinden bir tekini, hatta, tarihi köşklerin ahşap pencere, kapı ve mobilyasının bir parçasını bile sobaya atıp ısınmak kimsenin aklına gelmemişti. Jidanov’u görmeli, ama nice Rus sanatçısının “emzik” ya da “beşik” tasarımı yaptığını, işçi ücretlerinin % 5’inin tiyatro bileti olarak ödendiğini vb. yi de unutmadan.

“Proletkült” mü?

Orhan Kemal’i hiç mi sevmedik!...