Vedat Türkali’nin yanlışları

vedat-turkali-crTürkiye’de sol en korkusuz yıllarını yaşıyor.

Kaybedecek iktidarı yok çünkü.

Türkiye sağı, en korkak yıllarını yaşıyor.

Kaybedecek iktidarı var çünkü…

Bunları söylemekle bir şey mi söylemiş olduk?

Hayır, hiçbir şey söylemiş olmadık.

Dünyanın her yeri böyle.

Dünya durumu böyle.

Halklar “sürü” gibi olmuş, kolay yönetiliyorlar.

İktidarlar ve kapitalistler kudurmuşlar, panik halindeler.

Ülkelerini ve halklarını yönetemedikleri için değil.

Kapitalizm yönetilebilir olmaktan çıktığı için böyle

Buna “İnsanlık Durumu” diye bakmalıyız.

Çok özel bir durum ama…

Soldan bakıyorsak bir adım atabiliriz.

Düşünebiliriz yani.

Böyle gördüğünü düşündüğüm iki yazı okudum.

Biri Haluk Yurtsever, diğeri Metin Çulhaoğlu tarafından yazılmış.

Okuduğum tarih; 1 Eylül 2016.

Yazılanlar Türkiye ile ilgili.

Haluk Yurtsever, “Yaşananların tarihsel anlamı genellikle sonradan anlaşılıyor” demiş.

Bu çok ürkütücü bir saptama, doğru olsa bile.

Demek ki, yaşadıklarımızı yaşarken “tam manada” anlamamız asla mümkün olmayacak.

Yurtsever, Türkiye’nin bugün yaşadığına “restorasyon” diyor ve şöyle yorumluyor:

“Kanımca, süreç, özellikle iç dinamikler açısından bakıldığında, güncelliği aşan tarihsel bir derinlik taşıyor. 2016 Türkiye’sinde Kemalistler, Türkçüler ve İslamcılar, devletin ve kapitalizmin bekası için tarihsel bir uzlaşma yolundalar… İşçi sınıfı, emekçiler, Kürt halkı/hareketi, Aleviler, solcular, sosyalistler bu uzlaşmada dışlanan, denklemin doğası gereği dışlanması gereken güçlerdir.”

Aynen böyle.

Tarif edildiği gibi olan bütün dönemlerde Türk ve Kürt solunun; “yanıldık”, “kandırıldık”, “göremedik”lerle geçen 100 yıllık tarihini ise Metin Çulhaoğlu, “Aldanışlarla dolu tarihimiz” diyerek hicivleştirmiş: “ Bizi özgürleştirecek İttihat ve Terakki’nin peşine takılmışlığımız, 20’lerde gözlerimizi Kemalist iktidara çevirmemiz, 30’larda ‘kadrocu’ olmamız ve tekmelenmemiz, 40’larda umutlanmamız fakat kendimizi soğuk savaşın içinde bulmamız, 60’larda askerleşmemiz ve asker duvarına toslamamız, 70’lerde Ecevit’in mavi dalgası ve bizdeki ‘ekmek ve gül’ hevesleri

80’lerde Özal’ın liberalizmi, 90’larda ise,duvarların, tabuların ve sistemlerin yıkılıp ezberlerin bozulması…”

***

Özetlenen 100 yıllık sol tarihi yaşayarak ya da okuyarak bilenler Çulhaoğlu ve Yurtsever’in değerlendirmelerine itiraz etmezler. “Türkiye solu olarak yaşadıklarımızdan ders almayı beceremediğimiz” söylenmek isteniyorsa bu da doğrudur ama, becermemiz gerekenin tam da bu olduğu eklenmelidir. Yaşanılandan ders çıkarmanın sol açısından mümkün iki yolu vardır. Bunlardan biri, yanılmaya ve yanlış yapmaya ısrarla devam etmektir. Çünkü ancak böyle yaparsak ders çıkaracağımız bir yanılgı ve yanlışlar havuzumuz olabilecektir. İkincisi ise, sol siyasi mücadele “gelecekle” ilgili olmaktan dolayı yanılgı ve yanlışlara koşullu bir mücadeledir, onur verici özelliği ve doyurucu güzelliği de böyle olmasındadır.

Bana, Vedat Türkali’nin arkasından bir yazı yaz dediler. Cenazesi 1 Eylül 2016 günü idi. Yukarıda andığım iki komünist arkadaşımın yazılarını da 1 Eylül 2016’da okudum. Bu yazı bu nedenle bu şekli aldı. Vedat Türkali 70 yıllık komünistti. Belki de kişisel hataları ve yanlışları en çok olan komünistlerden biriydi. Ancak gözden kaçırmayalım, “kişisel yanlışlar”dan söz ediyoruz. Bu yanlışlar komünist mücadelede ve komünizm için yanlışlardı. Bunlar ders almak için de değerli yanlışlardır. Bu yanlışlara “güzel” demeden “komünizm için mücadele güzeldir” demek de mümkün değildir. Vedat Türkali kendinden önceki tüm komünistler gibi, “güzel yanlışların” insanıydı.

Geleceğin komünist kuşakları da dileriz Vedat Türkali kadar yanılır ve onun kadar çok yanlış yaparlar.