Kimler kalır?

goc-bw-cr06.Temmuz.2016 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde yer alan “Gönüllerin Şampiyonu İzlanda” başlıklı köşe yazısında Erinç Yeldan, geçtiğimiz aylarda düzenlenen Avrupa Futbol Şampiyonasında hemen hemen herkesin sempatisini kazanmış İzlanda için aşağıdaki satırları yazmıştı:

Bir diğer medyatik bilgi ise teknik heyetin her millî maç öncesi taraftarlarla bir kahvede buluşup ‘taktik tartıştıkları’ ve ‘ilk 11’in’ bu toplantılara katılanlara (kimseyle paylaşmamaları koşuluyla) herkesten önce bildirildiği haberleri idi. Öykü bu ya, bir paylaşım da ‘kiliseye yıllık 80 Avro vergi söz konusu olunca, topluca Sümer dinine geçmiş olduklarını’ aktarmaktaydı!

Bir an için Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığının özerk bir kurum olduğunu, merkezi yönetim bütçesinden pay ayrılmadığını ve kurumun, toplumdan yapılacak gönüllü bağışlarla (bilindiği üzere haraç şeklinde bağışlar da toplanıyor bu ülkede; onun için gönüllü) kendi bütçesini yaptığını düşünelim.

Kaç kişi bağışta bulunur acaba?

Ne kadar tutarlı bir bağış toplanabilir?

Kurum kaç yıl ayakta kalabilir?

Her bir soru başka bir soruyu doğurur ve sorular uzayıp gider… Ama sanırım konuya dair sorulabilecek tüm soruların yanıtlarını biliyorsunuz…

Peki, nereden geldi aklıma bu sorular?

Minez Bayülgen tarafından Bilgi Üniversitesi Klinik Psikolojisi Yüksek Lisans Programı Direktörü Yrd. Doç. Murat Paker ile yapılan ve 28.Ağustos.2016 tarihinde diken.com.tr’de yayımlanan röportajı okuyunca…

“Türkiye tarihinde ilk kez ABD ve Kanada’ya yerleşmek için rekor sayıda başvurular yapıldı. Avrupa’ya iltica etmek isteyenler oldu. Bu toplum artık kendini ülkesiz kalmış mülteciler gibi mi görmeye başladı?

Ne yazık ki öyle oldu. AKP, iktidara geldikten sonra Türkiye’nin sosyokültürel koordinatları ve ağırlık merkezleri değişti. Eskiden bu ülkenin kaymak tabakası olarak kendisini gören, ekonomik, mesleki ve kültürel olarak daha elit diyebileceğimiz kesim, değişik partiler aracılığıyla kendilerini temsil ettiriyorlardı. Buna bir de güvenlik kaygıları eklenince elit kesim büyük kaygı ve çaresizlik yaşamaya başladı. Ancak bir anket yapılsa sonuç çok farklı da çıkabilir.

Sonuç ne çıkar?

‘Maddi imkânınız ve şartlarınız elverse, başka bir ülkeye göç etmek ister misiniz?’ diye sorulsa, iddia ediyorum 80 milyonluk bu toplumun, 60 milyonu bu ülkeden gitmek ister. Sadece elit kesim gitmeyi konuşuyor ve planlıyor çünkü onların kültürel ve ekonomik sermayesi bu hamleyi yapmayı mümkün kılıyor.

Demek ki 80 milyonluk bu toplumun 60 milyonu bu ülkeden gitmeyi düşünmekte…

Kala kala 20 milyonluk bir nüfus kalıyor geriye…

Peki, kimdir bu yirmi milyon?

Kimler kalır bu ülkede?

Sanırım bu soruların da cevabını biliyorsunuz…