İşçilerin 3 acil talebi var!

disk-3talep-cr1• Taşeron işçilere kayıtsız şartsız kadro!

• Kıdem tazminatıma dokunma!

• Zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi’ne hayır!

TAŞERON İŞÇİLERE KAYITSIZ ŞARTSIZ KADRO!

AKP hükümeti yıllardır taşeron işçileri oyalamaya devam ediyor.

1 Kasım seçimlerinden önce “taşerona kadro” vaadi ile oy isteyen AKP, bu seçimden sonra da çark etti.

Hükümet önce “Özel Sözleşmeli Personel” adı altında başka bir güvencesiz çalıştırma biçimini taşeron işçilere dayatmaya kalktı. Taşeron işçilerin kazanılmış haklarını gasp eden ve güvencesiz çalıştırmayı sürdüren bu düzenleme, yoğun tepkiler üzerine geri çekildi.

Taşeron işçilerin mücadele ederek ve mahkemelerde kazandıkları kadro hakkının tanınması belirsiz bir zamana ertelendi, rafa kaldırıldı. Seçimlerin üzerinden 7 ay geçti, ne mahkeme kararlarına uydular ne seçimlerde verdikleri sözü tuttular.

Taşeron işçilerin umutlarını bir sonraki seçimde veya referandumda kullanmak için, hukuku, ahlakı, kazanılmış hakları ayaklar altına almaya devam ediyorlar. Gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar. Gözümüzün içine baka baka suç işliyorlar!

“Taşerona kadro” bir seçim vaadi olamaz çünkü haktır! Kamu hizmeti üreten yüzbinlerce işçi hukuksuz ve hileli bir biçimde, kesinleşmiş yargı kararları çiğnenerek taşeron işçisi (alt işveren işçisi) olarak çalıştırılmaya devam ediyor.

Taşeron işçileri kadroya alarak hukuksuzluğa son vermek bir seçim vaadi olamaz. Hukuksuzluğa kayıtsız, şartsız, hemen şimdi son vermek hükümetin görevidir!

AKP iktidarının vazgeçemediği taşeron çalışma biçimi, işçi haklarının altını oymaktadır, işçinin gelirini düşürmektedir, çalışma şartlarını ağırlaştırmaktadır ve iş cinayetlerini artırmaktadır.

Bu kölelik düzeninden nemalanan taşeron şirketlerinin çıkarlarını savunan AKP iktidarı, hem işçiye hem kamuya büyük zararlar veriyor. İşçiler kölece çalıştırılırken, halktan toplanan vergiler kamu hizmetine hiçbir katkısı olmayan taşeron şirketlere peşkeş çekiliyor.

Kamuda taşeron işçi çalıştırılması hukuka, akla, mantığa ve bilime aykırıdır. Kamu hizmeti kadrolu kamu çalışanları (kamu işçileri ve memurlar) tarafından üretilmeli, taşeron uygulamasına derhal son verilmelidir.

Kamuda taşeron işçi olarak çalışanların tümü herhangi bir ön koşul olmaksızın derhal ve tüm kazanılmış haklarıyla birlikte kamu işçisi olarak kadroya alınmalıdır.

KIDEM TAZMİNATI HAKKIMA DOKUNMA!

Kiralık işçilik yasasını sermaye örgütlerinin talepleri doğrultusunda yasalaştıran AKP hükümeti kıdem tazminatının fona devredilmesi için ısrar ediyor.

Hükümet fon ısrarına paralel olarak zorunlu bireysel emeklilik sistemi için (Zorunlu BES) hazırlık yapıyor.

Kıdem tazminatının fona devredilmesi ve zorunlu BES hazırlıkları bir madalyonun iki yüzüdür. Amaç “tasarruf oranlarını artırmak” adı altında inşaat şirketlerini beslemek ve hükümetin akıl dışı projeleri için kaynak oluşturmaktır.

Patronlar yıllardır kıdem tazminatını bir yük olarak görüyor ve kurtulmaya çalışıyor. Kıdem tazminatı bir yük değil Türkiye işçi sınıfının 80 yıllık kazanımıdır.

Kıdem tazminatından yasal olarak kurtulamayan işverenlerin önemli bir bölümü hile ile kıdem tazminatını ödemekten kaçınıyor.

Sosyal bir hukuk devletinin yapması gereken, her işçinin kıdem tazminatı alabilmesini güvence altına almaktır.

Hükümet ise kıdem tazminatı yükümlülüğünden hile ile kaçınan işverenlerin üzerine gitmek yerine, nlarla bir olup kıdem tazminatını yok etmeye çalışıyor.

Hükümet kıdem tazminatını bireysel fon sistemine dönüştürmeye çalışıyor ve bunu işçilerin yararına bir uygulama olarak sunuyor, çalışanları yanıltıyor. Oysa kıdem tazminatının fona devri, kıdem tazminatının yok edilmesidir.

Kıdem tazminatının doğrudan işveren tarafından ödenmesi yerine fona devredilmesi işten çıkarmaları kolaylaştıracak ve çalışanların iş güvencesini azaltacak. İşçi çıkarırken kıdem tazminatı ödemek gibi bir zorunluluğu kalmayan işveren daha kolay işçi çıkarabilecek.

Kıdem tazminatının fona devri, kıdem tazminatı miktarının düşmesi anlamına da gelecek. Kıdem tazminatı halen işçinin son ücreti üzerinden ve 30 gün tutarında ödeniyor. Hükümetin gündeme getirdiği bireysel kıdem tazminatı fonu ile kıdem tazminatı tutarı 15 güne hatta 10 güne kadar düşebilecek.

Hükümetin getirmek istediği Fon, kıdem tazminatına erişimi güvence altına almayacak. Bugün işçiye kıdem tazminatı ödemeyen patron yarın kıdem tazminatı fonuna prim ödemeyecek ve işçi yine kıdem tazminatından mahrum kalacak.

Tüm çalışanların kıdem tazminatı alması için yapılması gerekenler bellidir: Devlet kıdem tazminatına el uzatan patronların yakasına yapışmalıdır, istifa halinde dahi kıdem tazminatı ödenen bir düzenleme yapılmalıdır, bir yıldan az çalışanlara da kıdem tazminatı ödenmelidir!

Bunları yapmak yerine kıdem tazminatında fon sistemi getirmek demek, iş güvencemize ve 80 yıllık kazanımlarımıza el uzatmak demektir.

Kıdem tazminatıma dokunma!

“ZORUNLU BİREYSEL EMEKLİLİK SİSTEMİ” DEĞİL
HERKESE PARASIZ ve NİTELİKLİ SAĞLIK ve SOSYAL GÜVENLİK HAKKI!

Halen gönüllülük esasına dayalı olarak uygulanan ve tamamlayıcı özel bir sigorta sistemi olan Bireysel

Emeklilik Sistemi (BES) zorunlu hale getirilmek isteniyor.

Zorunlu BES ile tüm ücretlerden ortalama 50 ile 100 TL civarında kesinti yapılacak.

Zorunlu BES sosyal güvenliği adım adım özelleştirmeyi ve esnekleştirmeyi hedefleyen bir uygulama.

Oysa sosyal güvenlik herkes için zorunlu, vazgeçilmez bir sosyal haktır ve devletin yükümlülüğündedir.

Büyük sorunları ve eksikleri olmasına karşın Türkiye’de şu anda zorunlu ve kamusal bir sosyal güvenlik sistemi ve kurumu (SGK) var. Çalışanlar bu kamusal sosyal güvenlik sistemi için prim ödüyor. Bir de bunun yanında Zorunlu BES ile ücretlerden kesinti yapılmak isteniyor.

Hiç kimse özel bir sigorta programına üye olmaya zorlanamaz. Zorunlu kamusal sosyal güvenlik primleri dışında hiç kimsenin ücretinden, kendi arzusu dışında kesinti yapılamaz. Zorunlu özel emeklilik sigortası diye bir uygulama olamaz. Uygulama baştan aşağı hukuksuz ve anayasaya aykırıdır.

BES kesintisi çalışanın ücretinden yapılacak. En az 50 ile 100 TL civarında olması beklenen zorunlu BES kesintisi ile asgari ücretlinin geliri iyice azalacak. Öte yandan yılın ikinci yarısında yüzde 20’lik vergi dilimine girecek olan milyonlarca çalışanın buradan da kaybı olacak. Çalışanları hem “zorunlu BES” hem de vergi dilimindeki artış vurunca asgari ücret 1100 liranın altına düşecek. Açlık ve yoksul sınırının altındaki ücretler daha da düşecek!

Zorunlu BES ile asıl amaç sosyal güvenlik değil, “tasarruf” düzeyini artırmak adı altında inşaat şirketlerini beslemek ve Kanal İstanbul gibi afaki projeler için kaynak oluşturmak ve kamusal sosyal sigorta sistemini yavaş yavaş tasfiye etmektir.

Açlıkla ve yoksullukla mücadele eden işçilerin tasarruf yapmaları için ceplerine el uzatmak hırsızlıktır! İşçilerin tasarruflarını artırmalarının yolu ücretlerini artırmaktır! Zorla tasarruf olmaz, ücret artışıyla tasarruf olur!

Devlet Bireysel Emeklilik Sistemine değil kamusal sosyal güvenliğe daha fazla katkı yapmalıdır.

Zorunlu Bireysel Emeklilik Soygununa Hayır!

DİSK’in Sesi, Temmuz 2016 özel sayısı, 25 Temmuz 2016.