Kutuplar netleşecek

vermeer-astronom-bw-cr“Kutupsuz dünya” güzel laf ama boş laf.

Tahayyülde kutupsuz dünya “komünist dünya”dır.

Dünya bu ütopyadan uzaklaşmaktadır.

Sosyalist sistemin yıkılışı küresel denge durumunu da yıkmıştır.

Bu nedenle küresel bir restorasyon yaşanacaktır.

20. Yüzyıl iki kutuplu dünyayı göstermişti.

Bir denge idi, o dengeye dönülecektir.

Dünya’da bugün bir kaos hali var.

Üstelik gittikçe derinleşiyor.

Korku veriyor.

Kaos her zaman “düzen”den daha iyidir.

Çünkü küresel buzulun çözülmesidir ve

ilerletici toplumsal dinamiklerin prangalarını çözmesi,

kendine sahnede yer aramasıdır.

Korku harekete geçirir, çaresizlik çare arayışına iter.

Bugün hiçbir toplum kaosun dışında değildir.

Türkiye 15 Temmuz 2016’da bir askeri darbe girişimi yaşadı.

Girişim önemliydi, çaplıydı.

Ama buhran çıkmadı.

Asıl “felaket” budur.

Çünkü Türkiye henüz “zamansız” bir toplumdur.

İlerletici bütün dinamikleri uyumaktadır.

Türkiye buzuldur, darbe korkuları içinde ısınacaktır.

Türkiye çözülecek ve toplumsal dinamikleri uyanacaktır.

15 Temmuz darbesinin arkasında ABD mi var, Avrupa mı diye bakılmaktadır.

Hafiye bakışıdır, yanlış bakıştır.

Elbette ABD vardır, AB vardır, hatta Fiji bile vardır.

Ama bunlarla açıklayacaksak, darbe sadece Erdoğan’adır.

Bu yavan bir açıklamadır.

Darbe’nin arkasındaki dünya durumu aranmalıdır.

Bunun için daha büyük sorular sorulmalıdır.

Çünkü dışarıda sorulmaktadır.

İçeride ise bir “Fetullah takıntısı” sürüp gitmektedir.

Bunun bir Fetullah Darbesi olduğuna inanılması, Erdoğan’ın siyasi başarısıdır.

Türkiye solu ise büyüteçle gördüğünü “büyük görüş” sanmakta,

“parlamento” ve “demokrasi” savunuculuğuna kilitlenmektedir.

Oysa kaos dünyasında “demokrasi” teferruattır.

Dünya yeni bir dengeye yürümektedir.

Fakat bildiği bir dengeye yürümemektedir.

Hedef denge, yürüyüşün ileri safhalarında görülecektir.

Bugün gördüğümüz, peltemsi işaretlerdir.

“Gerçek”lik ise eylemde yaşanacaktır.

Geleceği geçmişe bağlayarak bakılmalıdır.

İkinci Büyük Savaş’tan sonra dünya denge durumuna gelsin diye sanal bir Avrupa Birliği yaratılmıştı.

Bu sanal Birliği 60 yıl ABD ayakta tuttu.

Tutacak gücü vardı.

SSCB’yi “sosyaldemokrat AB” ile vurdu.

Vurdu fakat arkasını getiremedi.

Orta ve Doğu Avrupa’yı ve hatta Asya “hinterland”ını (Ukrayna, Kafkaslar),

Batı Avrupa’ya bağlayarak yutup işi bitirecekti.

Yapamadı.

AB, misyonu ile birlikte enkaz oldu.

AB enkazından ilk kaçan da İngiltere…

Yakında AB’siz bir dünyamız olacak.

AB’siz dünya Asya-Avrupa arası boş kalan dünyadır.

Bu boşlukta Rusya ve Türkiye vardır.

TARİHİ ARKA PLAN

İngiltere’nin AB’den ayrılma kararı, Almanya ile rekabetinin tarihî arka planına bakmadan anlaşılamaz. 25 yıl önce (1990) iki Almanya'nın birleşmesine İngiltere ve Fransa itiraz ettiler.

Doğu Almanya bir günde Avrupa Ekonomik Topluluğu'na dahil olmuştu.

Ne müzakereler yaşanmıştı, ne de zorlu bir üyelik süreci.

Aynı yıl Dublin'deki zirvede de ortak para biriminin ve siyasi birliğin oluşturulması kararı alınmıştı.

F. Almanya’nın ABD destekli dayatmasıydı.

Oysa Sanayi Devrimini İngiltere başlatmış, öncülüğü, AB’nin de doğduğu 2. Dünya Savaşı sonrasına kadar sürmüştü.

İngiliz sanayisi 1952’de İngiliz GSYİH’nın yüzde 35’ini, istihdamın yüzde 40’ını ve dünya sanayi ihracatının yüzde 25’ini kontrol ederken, 1990’larda İngiliz sanayisi GSYİH’nın sadece yüzde 12’si, istihdamın yüzde 8’ini ve dünya sanayi ihracatının sadece yüzde 2’sini kontrol edebiliyordu. (Robert Skidelsky, “Meeting our makers: Britain’s long industrial decline”, New Statesman, 24 Ocak 2013.)

İngiltere’li AB sürekli biçimde Almanya’yı güçlendiriyor. Almanya kim ki? Günümüzde, İngiltere ABD’den sonra dünyadaki ikinci büyük finansal merkezdir. Dünyada bütün yabancı doğrudan yatırımlar stoğuna en fazla sahip olan ikinci ülke İngiltere’dir, kur ticaretinde dünya lideridir.

Dünyanın en büyük 500 şirketi listesinde ABD’den sonra en fazla şirkete sahiptir. ABD ile organik bağları kuvvetlidir. Bu gücüyle, Almanya’nın bir kez daha Avrupa’yı belirleyen bir güç olmasını istemez. Ayrılmakla Almanya’ın 21. Yüzyıl rüyasını bozmuştur. (Michael Roberts, “British imperialism, the City of London and Brexit”, Michael Roberts Blog, 24 Şubat 2016.)

Federal Almanya 1989/90 yıllarında Alman Demokratik Cumhuriyeti’ne resmen el koyup “yeniden birleştiğinde”, İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher “Almanları iki kez yendik ve yine önümüze çıkıyorlar” diye kızmıştı. Fransa Devlet Başkanı Mitterand ise, Almanya’nın Dışişleri Bakanı Genscher’e, “Ya Avrupa’nın bütünsel perspektifini savunursunuz, ya da 1913 gibi bir durum olur ve biz de Sovyetler’e yanaşırız” demişti.

AB büyürken ve genişlerken, büyüyen ve genişleyenin sadece Almanya olacağı belliydi, bu gerçekleşti. Öngörü gerçekleşince İngiltere kaçtı.

İngiltere kendi özel konumu üzerinden AB’ye girmişti. İngiltere’nin AB’de hep ve asıl ilgisini çeken, kendi sanayisi ve finansal sermayesiyle girebileceği ortak piyasa olmasıydı.

Almanya’nın kendi gücünü yeniden inşa, Fransa’nın ise Almanya’yı kontrol etmek için tasarladığı daha derin siyasi ve kur birliğini bu nedenle reddetmişti.

Birleşik kur, birleşik merkez bankası sistemi, birleşik dış politika, vergiler vs. – İngiltere bunlara karşı durmuştu.

Finans piyasalarını örgütleyen dünya çapında bir kura sahipti.

ABD’ye daha yakın duruyordu.

Bu bağlamda İngiltere, 1991’deki John Major hükümeti döneminde, AB içinde ilk kez özel statü belirledi ve kendisini 1992 Maastricht anlaşmalarında zorunlu kılınan kur birliğine katılım ile sosyal ve istihdam başlıklı maddelerden muaf tuttu. (Tony Norfield, “Cameron, Merkozy & Europe”, Economics of Imperialism blog, 12 Aralık 2011.)

Bu süreçte Almanya’nın sömürgesi olmak da vardı. Alman şirketleri 2008 küresel krizinden sonra AB içindeki ihracatlarını zamanla çevre/güney ülkelerden İngiltere gibi Batı/merkez ülkelerine kaydırdılar. İngiltere ekonomisini içeriden zaptetmeye başladılar. 2010-2015 döneminde Almanya’nın İngiltere’ye ihracatı yüzde 50 yükseldi. İngiltere artık ABD ve Fransa’dan sonra Almanya’nın en fazla ihracat yaptığı ülke oldu. 2500 Alman şirketi İngiltere’de yatırım yapmış ve Almanya’nın İngiltere’deki toplam doğrudan yatırımlar stoğu 110 milyar avro seviyesine, bütün Alman doğrudan yatırımlar stoğunun yüzde 10’una veya Çin’deki Alman doğrudan yatırımlar stoğunun iki katına çıkmıştı. Alman enerji tekelleri RWE ve E.ON, İngiltere’nin en büyük 6 elektrik üretim şirketi arasında. DB Schenker ise, İngiltere’nin özelleştirilen ray sistemlerinde büyük paylar koparıp, bütün tren hatlarının ve işletiminin %50’sini kontrol ediyor. Alman otomobil devi BMW de, zaten zamanında İngiliz devleri Mini ve Rolls Royce’u satın almıştı, şimdi hem onları hem de BWM bünyesi içindeki modelleri İngiltere’de üretiyor. Bu durumda İngiltere ne oluyor? (“Die Profiteure der EU”, german-foreign-policy.com, 4 Mart 2016.)

İngiltere’de KOBİ’ler zaten çoğunlukla iç pazar için çalışıyor ve AB’nin yarattığı özgür meta ve sermaye hareketliliğinden hiç bir yarar edinemiyorlar. Aksine, İngiltere pazarını istila eden AB mallarından dolayı sıkıştılar. (Jörg Kronauer, “Inselkoller”, junge Welt, 19 Haziran 2015.)

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN EKONOMİK ÖLÜMÜ

Avrupa Birliği’nin iki yönü vardır, bunlardan biri “pazar birliği” veya “ticaret birliği”dir. Altmış yılda bu yönde önemli bir entegrasyon başarısı sağlanmıştır. Bugün AB ekonomileri, dünyada birbirine en çok entegre olmuş ekonomilerdir. Öyle ki, AB ülkeleri toplam mal ticaretlerinin yüzde 75’ini kendi aralarında yapmaktadır. Bu oran örneğin ASEAN için yüzde 30’lardadır. Bu Pazar homojenleşmesi bir büyük adım daha atarak, 2020 yılında Amerika ile ortak bir ticaret ve yatırım bölgesine (TTIP) ulaşacaktır.

İngiltere, ayrıldıktan sonra AB’ye karşı “ticaret savaşı” başlatmayacaktır, çünkü zararınadır. Gümrük koyar ve yükseltirse Almanya’nın, Belçika’nın, Hollanda’nın ihracatını kesmiş, Amsterdam, Rotterdam ve Antwerp limanlarını öldürmüş olur. Karşılığında İngiltere’nin bankacılık sektörü de eğer yaptırımlar olursa büyük zarar görür. İngiltere’de toplamda 200 bin iş kaybederken AB ülkelerinde iş kaybı milyonlara ulaşır. Bu perspektifi hiçbir ülke göze alamaz.

Ama şu sonuç kaçınılmazdır: AB artık eskisi kadar güçlü bir ittifak olmayacak. “Biz bize yeteriz, yeni üyelere ihtiyaç yok” diyemeyecek. Türkiye’nin başvurusuna yeni bir açıdan bakacak. AB’nin tümüyle dağılması ciddi biçimde gündeme gelecek. Türkiye’nin de içinde yer aldığı yeni ittifak arayışları başlayacak. AB’ye üye ülkelerde bencillikler (milliyetçilik hareketleri) yükselecek. Özel fonlar ile ayakta kalmaya çalışan Bulgaristan, Yunanistan, Malta, Lüksemburg, Letonya, Estonya gibi ekonomik açıdan zayıf AB ülkeleri birliğin zaafa uğraması karşısında başta Rusya ve Türkiye olmak üzere, yeni ve daha iyi ilişkilere yönelecektir.

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN SİYASİ ÖLÜMÜ

AB içindeki temel ayrışma, Almanya'nın AB'yi bir federal devlete dönüştürerek ülkelerin ulusal bağımsızlıklarını zayıflatan bir süreci zorlamasından kaynaklandı. İngiltere’de “Brexit” olarak adlandırılan ayrışmayı bir çok ülke kendi lisanında siyasileştirdi. Fransa (Frexit), Yunanistan (Grexit), İtalya (Italeave), Çek Cumhuriyeti (Czechout), Avusturya (Oustria), Hollanda (Nrexit), Danimarka (Dexsit), Finlandiya (Finish), Slovakya (Slovakout) ve Portekiz (Departugal) dedi. Birlik içerisindeki diğer anti-Avrupacı kuvvetler için baraj kapakları çatırdadı. Üye devletler arasındaki gerilimler kırılma noktasına ulaştı, Avro bölgesi içinde kredi veren ve alan ülkeler arasındaki ilişkiler alabildiğine gerildi.

Avrupa Birliği ülkelerinde yapılan kamuoyu yoklamalarında birlik karşıtlığı yüzde 60'ı buldu.

Fransa'nın 2017 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra referanduma gideceği görülüyor.

AB gerçekten de yıkıldı ve kendi vatandaşlarının ihtiyaç ve arzularına cevap vermeyi kesti.

Bu da Avrupa’yı, AB hiç var olmasaydı varacağı noktadan daha kötü bir duruma sokacak, düzensiz bir dağılma sürecine götürecek. Defolu bir yapıydı ve bu sonuç beklenmeliydi.

Fransa, İtalya ve Hollanda gibi birliğin güçlü üyeleri de dâhil 10 ülkesinde İngiltere'deki gibi referandum isteniyor.Bu istek engellenemeyecek.

İngiltere’nin siyasi kopuşundan sonra Avrupa Birliği, zaten zayıf olan dünya genelindeki siyasi gücünü ve etkinliğini büsbütün kaybedecek. NATO ve AB Savunma Doktrini yeniden şekillenecek. Avrupa Birliği kendi kabuğuna çekilecek ve genişlemeden ziyade derinleşme ve kendini yeniden konumlandırma sürecine girecek. Bu merkezi bir yapıya gidiştir ki, merkez-kaç eğilimleri kışkırtacak.

Dünyada şu an zoraki yer değiştirmiş (muhacir-göçmen) 60 milyon insan bulunuyor. Bu büyük dalganın yıkıcı basıncı AB üzerine odaklanıyor. Avrupa soruna bir çözüm bulamıyor.

Türkiye’yi koruyucu kalkan olarak olarak kullanmak istiyor.

Bu teşebbüsü Davutoğlu hükümetini götürdü.

AB-Türkiye ilişkileri kopma noktasına dayandı.

Bu gelişmeler küresel dengeleri aşırı ölçüde zorluyor.

“Yeni bir Avrupa” ile “Yeni bir dünya” ihtiyacı birlikte yükseliyor.

GÖRDÜĞÜMÜZ VE GÖRECEĞİMİZ

Avrupa Birliği’nin 28-1 ile yeniden yapılanması mümkün olabilir mi sorusu, başka hiçbir şans kalmadığı için konuşuluyor. Hakiki bir bankalar birliği, limitli bir mali birlik ve çok daha güçlü demokratik hesap verebilirlik mekanizması içermek zorunda olan yeni bir AB kurmak şart. Federal bir devlet hedefinden vazgeçilmesi şart. Rusya’nın ve Türkiye’nin lehine olmayacak bir derinleşme süreci şart.

Entegre edilememiş Orta ve Doğu Avrupa’yı çekirdek Avrupa ile kaynaştırmak için Almanya’nın “helak” olmayı göze alması şart. Bugünkü Avrupa’yı “yeni Avrupa” hedefinde birleştirmek için bütün Avrupa ülkelerinde, ya faşist, ya sosyal demokrat, ya da katolik veya ortodoks partileri iktidar yapmak şart.

Bu “şart”ları Avrupa’nın nesnel durumu üretiyor, ve ortak bir “medeniyet projesi” olunamayacağını gösteriyor. Ufukta Türkiye ve Rusya’nın birlikte evet diyecekleri heterojen gevşek bir Avrupa oluşturmaya dönük boş gayretler görünüyor.

Avrupa Birliği içindeki anlaşmazlıklar şaşmaz biçimde Türkiye’yi ve Rusya’yı doğruluyor. Avrupa içi çelişkileri sadece bu iki ülke avantaja dönüştürebiliyor. Ukrayna krizinde bu açıkça görüldü.

Bu durumda şunu söylemek mümkün: Yeni bir Avrupa, şu veya bu yapıda, Türkiye’yi ve Rusya’yı kapsamak zorunda, bu da dolaylı olarak “Yeni bir Rusya” ve “Yeni bir Türkiye” anlamına geliyor.

Türkiye, İngiltere’nin AB’den ayrılma kararından kısa bir süre sonra, kendi siyasal tarihinin en büyük “darbe”sine maruz kaldı. Benzeri darbelerin devamı olacak, bundan herkes korkuyor. Korku iyidir, ilerletici güçleri hareketlendirir demiştik, oraya doğru gidiliyor. C. Başkanı Erdoğan’ın beklenmedik Rusya seyahati gündeme girdi. Bu gelişmelere ABD ve AB sessiz kaldı. Sadece İngiltere Türkiye hükümetine siyasi desteğini açıkladı. Yaşadığımız “15 Temmuz Olayı” ile dalgalanan küresel denge hesapları arasında mantıksal bağlar bulunuyor.

Türkiye buzulu çözülürken solun heyecanlanması yararlı olur.

Tabi, bağımsızlaşması da!