Hayat Ağacı (Haziran 2017)

CHP’nin bardağı
Hüseyin Hasançebi
Gandi Kemal
Hüseyin Hasançebi

Darbe çözümlemesi ve siyasi akıl

marmaris-askerler-dest-cr“15 Temmuz Olayı noktasında dikkat çekmek isterim ki; bu bir, asker elbisesi içine girmiş

FETO/PDY terör örgütünün saldısıdır, milletimizin basireti ve cesareti ile altedilmiştir. Gereği yapılacaktır.”

Bu sözler neredeyse aynı kelimeler ve aynı vurgularla, C. Başkanı Erdoğan, Başbakan, Bakanlar, TSK, başta TÜSİAD bütün iş dünyası tarafından habire tekrar ediliyor. Parlamenter demokrasimizin büyük bir tehlike atlattığı belirtiliyor. Sözün “birlik olalım” dayatması apaçık ve olumlu yanıt alıyor. CHP ve MHP “birlik olalım” çağrısına olumlu yanıt verdiler, HDP “benim için farketmez” dedi, olumlu yanıt verdi. Türkiye sosyalist solu CHP Taksim mitingine katılarak olumlu yanıt verdi.

Özetlersek; 15 Temmuz Olayı’ndan sonra Türkiye’de ne iktidar kaldı, ne muhalefet; ideolojik-siyasi-kültürel-etnik-sınıfsal vb. bütün kimlikler silinip gitti, geride sadece “TÜRKİYE” kaldı.

Bu niye olur, “Sözkonusu TÜRKİYE olunca, gerisi teferruat” nasıl olur? Mesela, bunca askerî ve sivil darbe görmüş geçirmiş Türkiye sosyalist solunda eksik olan nedir ki, “aykırı” birini çıkarmaz.

Besbelli ki ortada bir “unutkanlık” var.

Yaşanmış askerî darbelere pek benzemediği için kolaylık olsun diye “15 Temmuz Olayı” diyelim.

Türkiye’de AKP iktidarına son vermek amaçlı bir askerî darbe olmadığı açıkça görülüyor. Darbe planının ele geçirildiğini başbakan bizzat söyledi. Planda kimin Tapu-Kadastro genel müdürü yapılacağına kadar her şey yazılmış. Ama kim C.Başkanı yapılacak, başbakan kim olacak, kurulacak hükümette hangi bakanlıklara kimler getirilecek, bu belli değil. Âdeta masal gibi. Siyasi iktidarı değiştirme amacı yok, ama askerî darbe!

Arkasında ABD varsa, böyle çocukluk olmaz. Hükümet “arkasında ABD var” diyor. Organizatör olarak görülmüyor ama ABD’nin politik sempatisi belli oluyor. Biliyoruz ki ABD yönetimi –veya devleti– Recep Tayyip Erdoğan’ı gözden çıkarmış bulunuyordu. Ama AKP’nin alternatifi yoktu. AKP ancak yine AKP içinden vurulabilirdi. Buraya bakınca hemen görürüz ki AKP içinde son iki yılda kanlı bir hesaplaşma yaşanmıştı. Bizzat Erdoğan tarafından Abdullah Gül tasfiye edilmiş, arkasından Ahmet Davutoğlu başbakan yapılmıştı. AKP’yi içinden vurmak için “tık”lanacak nokta Davutoğlu olabilirdi. ABD ve AB buna abandılar. Davutoğlu hazır olduğunu hemen gösterdi. AKP’nin mimarı Erdoğan “siyaset ustası” olmuştu, onu bulunduğu yere getirenlerin şimdi götürmek istediklerini hepimizden iyi biliyor ve bekliyordu. Davutoğlu’nu başbakanlıktan bu nedenle kovdu. 15 Temmuz Olayı’nda AKP’nin parmağı yoktu ama yarısı gönlüyle oradaydı, kendilerine iş düşeceğinin beklentisi içindeydiler.

“Darbe” diyorsanız tamam, nerden bakarsanız bakın, “darbe”nin siyasal iktidar hedefi yoktu ama “nokta hedefi” vardı, bu C.Başkanı Erdoğan’dan başkası değildi. Tıpkı Mısır’da, Enver Sedat’a yapılan gibi. Bu gibi askerî operasyonlara “darbe” değil, “suikast” diyebiliriz. Nitekim başta Erdoğan olmak üzere bütün AKP ve devlet ricali önce “darbe” dediler fakat hemen ardından “terör” diyerek en doğru adlandırmayı buldular. Gerçekten de 15 Temmuz Olayı’na, darbe yerine terör denilmesi isabetli olmuştur.

“AKP büyük bir siyasi koalisyondur” diyoruz, arkasından olaya bu optikten bakmayı ihmal ediyoruz. Sol da bu yanılgıya düştü. Suikast girişiminin başarısızlığı belli olduktan sonra Erdoğan’ı desteklemek için sokağa çıkan kitlelerin cesareti Türkiye solunu da etkiledi. “Türkiye halkı askerî darbeyi önledi” lafı buradan üretildi. “Halk demokrasiyi kurtardı” hükmüne varıldı. “Demokrasi nöbetleri” başladı. CHP’nin “demokrasi nöbetine” sosyalist bildiklerimiz de katıldı.

Bu halk sokaklara çıkmazdı, nasıl çıktı, bu düşünülmedi. Önce şunu bilelim. Konspiratif örgütlenmede ve eylemde Türkiye’de islamcı siyasi hareketler sol siyasi hareketlerden en az elli kat daha tecrübeli ve beceriklidirler. Solda “gizlilik” olarak yerleşmiş ve hiçbir zaman umulanı vermemiş olan bu kültür ve beceri islami harekette “örtünme” biçimini alır ve her zaman istenen sonucu vermiştir. Gidin AKP’nin içine yakından bakın; “Akıncılar”, “İBDA-C”, “Hizbullah”, “IŞİD”, “El-Nusra”, “El-Kaide” ve aklınıza gelen diğer terörist islami gruplar ordadır. Bunların kolaylıkla mobilize edebildiği halk kitlesi ölçeği solun öncülük edip harekete geçirebildiği kitlelelerden misliyle daha fazladır. “Kurtulan demokrasi”yi desteklemek için sokağı boş bırakmayalım diyerek CHP’nin mitingine katılan sol fahiş bir hata yapmamıştır elbette ama, “boş iş”le uğraşmıştır.

Askerî suikastler, keskin nişancılarla yapılmaz, askerî tatbikatlarla yapılır. 15 Temmuz Olayı’nı askerî tatbikat olarak adlandıranlar çoğunluktadır ve bana göre isabetli bir çözümlemedir. Olay’ın kendisinden daha önemlisi, olaydan sonra geçilmiş olan siyasal rejimdir. “Demokrasi kurtuldu” derken demokrasi bizzat onu kurtaranlar tarafından rafa kaldırılmıştır. Yaşadığımızı OHAL falan zannedenler yanıldıklarını acı biçimde göreceklerdir. Adı ve hukuku olmayan bir siyasal rejimin içindeyiz. Yüz bin kişi işinden ve mesleğinden atılacak, bunların yarısı veya üçte biri hapislere tıkılacak, kuru-yaş birlikte yakılacak, işkence, insan hakları ihlalleri, kötü muamele diz boyunu aşacak, bunu kastetmiyorum. Devletin el koyduğu şirketlerden birine veresiye dondurma mı satmıştınız, alacağınız için Marko Paşa’ya gideceksiniz. Buna OHAL denmez.

Solun bir algı düzeltmesine gereksinmesi olduğuna dikkat çekerek lafı keselim: “Darbe dönemleri” vardır, “Darbeler dönemi” vardır. Türkiye’de her ikisi de yaşanmıştır. “Darbeler döneminde” demokratikleşme dinamikleri bıçak sırtında ilerler. Darbe tehlikesi kesintisiz bir hal alır. Cunta ittifakları ve savaşları başlar. Bundan en başta siyasi iktidar istifade eder. Yaptıklarına ve yapacaklarına başka bahaneler aramasına gerek kalmaz. Böyle bir döneme girdiğimizi bizzat hükümet büyükleri söylüyor, C. Başkanı ima ediyor. Böyle bir dönemde genel siyasi refleks, darbe ihtimallerine karşı meşru (geçerli) düzeni savunmak yönünde işleyecektir. Solun kendini bu genel siyasi havaya kaptırması geçerli siyasi düzeni savunmaya götürür. Oysa bunun, “sol cuntacılık” olmayan seçenekleri vardır. Türkiye solu tarafından aranmalı ve mutlaka bulunmalıdır.

Size, nasıl bir döneme girdiğimizi, C. Başkanı Erdoğan’ın, Genel Kurmay ve MİT Başkanlarını değiştirme konusunda “dere geçilirken at değiştirilmez” sözü gösterecektir. 1958’in dalgalı sularında “istifa edeceğim” diyen Menderes’e Celâl Bayar’ın verdiği cevaptır bu.