Tatbikat

asker polis-bw-cr15 Temmuz’da ne oldu?

Herkes kendine göre adlandırıyor.

Hangi tanım doğru, bilemiyoruz.

Çünkü, ne içindeydik, ne de dışında.

Seyrettik.

Olayı siyasal tarih bağlamında yerli yerine oturtmak için mevcut kavram dağarcığımızı

kullanarak konuşacak olursak; askeri darbe girişimlerine benzemiyor.

Demokrasi kurmak ya da demokrasiyi ortadan kaldırmakla ilgili görünmüyor.

Arkasında ABD var mı, yok mu, bilemiyoruz.

Amaç Erdoğan mı, yoksa AKP iktidarını düşürmek mi, o da belli değil.

Yoksa Erdoğan’ın Fetullahçıları devletten dışarı atmak için tertiplediği bir oyun mu idi.

Bu da henüz belli değil.

Peki, o belli değil, bu belli değil, o zaman bu yazıya ne gerek var?

Yerinde bir soru…

Ama polemik yapabiliriz.

14 Temmuz’da Türkiye’de ne olduysa 15 Temmuz’da da o vardı.

16 Temmuz’a geldiğimizde ise 14 Temmuz’daydık.

Demek ki 15 Temmuz’da Türkiye’de yeni bir şey olmamıştı.

Herkese “tuhaf” gelen de galiba bu idi.

Şöyle de denebilir:

A -> B doğrultusunda silahlı bir hareket cereyan etti.

Bu hareket B -> A doğrultusunda silahlı bir hareketle karşılandı.

İkisi de aynı devletten gelen hareketlerdi.

Birbirini götürdüler; devlet kaldı.

Aynı şeyi şöyle de söylemek mümkün:

Bize tek darbe teşebbüsüymüş gibi göründü fakat 15 Temmuz’da birbirine karşı iki darbe ortaya çıktı.

Yenişemediler, beklemedeler, darbe devam ediyor.

“Yeni” olan ise, 15 Temmuz ile birlikte Türkiye’nin, tıpkı 1960 sonrasındaki gibi, ne kadar süreceğini bilemediğimiz bir askeri darbeler dönemine girmiş olmasıdır.

TSK içinde çok sayıda cunta oluşmuştur ve oluşacaktır.

Siyaset bu cuntalara dönük yapılacaktır.

Siyasi uzlaşmalar cuntaları da kendi arasında uzlaştıracaktır.

Siyasi taraftarı artan cuntalar yeni yeni teşebbüslere niyet edeceklerdir.

Devlet paralel devletlerin demetine dönüşecektir.

Bu şekillenmede “ergenekoncular”ın konumu güçlenecektir.

Herkes birbirini kollar hale gelecektir.

Bu bize “demokratikleşme” gibi görünecektir.

Ama aslı “Filipin demokrasisi” olacaktır.

Türkiye’de siyaset kazanı, AKP iktidardan kaçıncaya kadar bu minvalde kaynayacaktır.

“Milli koalisyonlar!” önem kazanacaktır.

Gidişatı bu eksenin dışına çıkarmak mümkün müdür?

Sol hemen her gün kendine bu soruyu soracaktır.

Cevabını bulamayacaktır, çünkü adetindendir.

Çünkü Türkiye solunun en az düşünce ürettiği zaman, en çok soru sorduğu zamandır.

Gidişatı bugünden öngörülen eksen dışına çıkarmak, bir karşı siyasi ağırlık oluşturmakla mümkündür; “Toplumsal ağırlık” değil, sadece “Siyasi ağırlık”.

“Toplumsal ağırlık” oluşturmaya dönük programlar solda “demokratlaşma” sapmasına yol açar;

“Siyasi ağırlık” oluşturmaya yönelik programlar ise “jakobenleşme” sapmasına.

Önümüzdeki dönemin öngörülebilir temel niteliği sol için (bugünden) bir sapmayı zorunlu kılıyor.

“Jakobenleşme” en doğru sapma olacakmış gibi görünüyor.