CEPHE kurmak

chp-hdp-bw-crCHP, BDP ve HDP’li eski parlamenterler Diyalog Grubu oluşturdular. Bunlardan biri de eski CHP milletvekili Rıza Türmen ve şöyle diyor: “Türkiye’de büyük bir demokrasi krizi var. Bu demokrasi krizi giderek bir rejim krizine dönüşmeye başladı. Bütün güçlerin tek bir elde toplandığı, bütün kurumların tek bir yere bağlandığı bütün özgürlüklerin sınırlandığı, yargının bağımsızlığının ortadan kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu aslında totaliter bir diktatörlüğe doğru gidiştir.” “Demokrasi cephesine gereksinim var. Her grubun kendi özgünlüğünü koruyarak, sendikaların, emek örgütlerinin, Alevi örgütlerinin, aydınların, yazarların, akademisyenlerin, günün en acil talepleri etrafında birleşip ortak bir mücadele birliğini oluşturmak üzere bir kurultay toplanmasını öneriyorum.”

Türmen’inki sağlıklı bir düşünce. AKP iktidarına karşı bir “mücadele birliği” çok gerekli. Bu da çok geniş ittifakları gerekli kılıyor. “Demokrasi kurultayları” çok yapıldı. Hiç birinden sonuç alınamadı. Herkesin gelip kendi görüşünü diğerlerine anlattığı kurultaylar kolayca düzenlenebilir, “mücadele birliği” veya “cephe” gibi örgütler kurmak zahmetli iştir, ciddi ve ısrarlı çalışmaları ve “siyasi hüner”ler gösterilmesini gerektirir.

Kaçınılması gereken yanlışlardan biri cephe türü mücadele birliklerinin “tabandan” kurulabileceğinin sanılmasıdır. Bu tamamen safsata bir düşüncedir, başarılı örneği görülmemiştir. Tabanda “kendiliğinden gelişen mücadele birlikleri” oluştuğu ve bunların merkezileştirilmesi ihtiyacının doğduğu olaylar elbette yaşanmıştır ama bunlara “tabandan kuruluş” demek yanlıştır. “Veri” başkadır, “düşünmek” başka. Tabanda bir “veri” varsa alınır, ama yoksa “kuruluş tabandan başlatılır demek”, düşünceyi öğütüp yokeden bir kulvara girmek demektir.

Mücadele birlikleri, toplumda karşılığı görünen somut talep ve eylemler üzerine kurulur. Bu talep ve eylemleri yaratmak “niyeti” ile kurulmaz. Herkes belli bir mücadele içinde olabilir ve bu mücadeleler var ve giderek artıyor. Çözüm, bu mücadeleleri merkezde birleştirmektir, ve bunu da “merkez”ler yapar. Somutta ve tabanda “yan yana” gelmeler, merkezi birlik oluşturmaya yetmez, merkezlerde bir “siyasi hüner” görülmesi gerekir.

Bugünün Türkiyesi’nde diyelim AKP siyasi diktatörlük kurmak peşindedir ve amaç AKP’nin diktatörlük kurmasını engellemek olarak belirlenmiştir. Mücadele birliği bu amaç için kurulmuştur ama amaç, AKP’nin bugünkü otoriter iktidarına razı olmak ve ona “daha ileri gitme” demek değildir. AKP’nin diktatörlüğe gidişini engelleyen bir Mücadele Birliği, aynı zamanda onu iktidardan uzaklaştırmaya da odaklanmış demektir. Çünkü, diktatörlüğe yönelmiş bir siyaset korkup geri durmaz, onu durdurmak demek, iktidardan uzaklaştırmak demektir. Demek ki Türkiye’de bugün demokrasiden yana güçlerin kuracakları mücadele birliği aynı zamanda bir ittifakın siyasi iktidar olması için kurulmuş olacaktır. Adı üstünde, kurulacak iktidar “demokratik” olacaktır.

İktidar için kurulmuş bir birlik veya cephenin programı olmak zorundadır. Bu program “iktidar programı” olarak açıklanmalıdır. Ancak açıklanacak program detaylardan uzak olmalıdır.

İktidar programları yazmak genellikle “birleştirici” bir iş olmaktan uzaktırlar. Bileşik bir hareketin bölünmesini istiyorsan ona, “programını yaz da getir” demen yeterli olur. Bu nedenle AKP’ye karşı kurulacak bir “siyasi mücadele birliği” aynı zamanda “toplumsal mücadele birliği” olmayacaktır. Bu nedenle birliğin programı, üç-beş demokratik siyasi formülasyondan ibaret olmalıdır.

Ve nihayet en önemlisi, marjinal siyasi güçlerle mücadele birliği olur ama Birlik onlar tarafından kurulamaz. Marjinal güçler siyasi mücadele birliklerinin öncüsü olamazlar. AKP iktidarına karşı bugün kurulacak bir mücadele birliği CHP’nin katılımını değil, öncülüğünü zorunlu kılmaktadır. Bu mücadele birliğine dinamizm kazandıracak ikinci siyasal ve toplumsal güç, HDP’dir. Fakat bu iki parti kendi aralarında bir mücadele birliği kurabilecek siyasi hünerden –ve zekâdan– yoksundurlar. Kursalar bile kuracakları şey “mücadele birliği”nden başka her şeye benzeyecektir.

Türkiye sosyalist solunun önemi de bu bu noktada ortaya çıkar. CHP+HDP bileşimine sosyalist sol katılmazsa, her iki parti de kendi işlevlerine ve sınırlarına geri dönerler. AKP’nin dikta hevesini kursağına sokmak için ihtiyaç duyulan zihnî ve duygusal kapasite –sayısal varlığından bağımsız olarak– Türkiye sosyalist solunda saklıdır. Gezi direnişinin içinde gezinen, bu kapasite idi, kendini direnişin öncüsü olarak sunmaktan özenle kaçınmıştı, bu siyasi hüneri sosyalist sol kendi öz tecrübesinden kazanmıştı. Sosyalist solun bu hüneri olmasaydı “Gezi” Türkiye’ye yayılamaz, bu kadar uzun süremezdi.

Biz gene içinde olalım, CHP ve HDP önünde olsun. HDP için özel bir not düşeceksek; PKK veya KCK bu işe lütfen karışmasın!