Bir kere daha “IŞİD barışı”

barisTürkiye’de;

Hemen herkesin görüşü şu: “IŞİD yokedilmeli. IŞİD yokedilmeden Ortadoğu’ya barış gelmez.”

Hemen herkesin görüşü şu: “IŞİD’i yoketmek hiç kolay değildir.”

Böyle olunca da hemen herkesin hükmü şu oluyor: “Ortadoğu’ya barış gelmez.”

“Hemen herkesin görüşü!” dediğimiz görüş, acaba gerçekten herkesin “KENDİ”nin görüşü müdür, yoksa inandırıldığı veya ikna edildiği “BAŞKASI”nın görüşü mü?

Mugalataya gerek yok, “BAŞKASI”nın görüşüdür.

Başkası da ABD’dir.

Bütün dünyayı ikna etti, “küresel koalisyon” kurdu.

Kendi aklımızla düşünürsek “küresel düşünce!” ters döner.

***

Türkiye’den bakarak düşünelim:

IŞİD bugün bulunduğu yerde (Irak-Suriye) hiç yokken, orada kim vardı?

Kim olacak; halk vardı. “Sünni Arap” halk.

Irak’ta yaklaşık 8 milyon, Suriye’de (doğusu) 5 milyon.

Bunların ikisine birden “düz hesap”, “El Cezire Arap”ları (Sünni) denmiştir.

Sykes-Picot anlaşması tümünü Suriye’de birleştiriyordu.

Paris konferansı bu Arapları Suriye ve Irak’a böldü.

***

Bu kadar lafa ne lüzum vardı?

Şu lüzum vardı:

Türkiye IŞİD’i kayırma siyasetinden kolay vazgeçemedi.

Hâlâ vazgeçmiş değil.

PKK ile aynı sepete konulursa belki biraz…

Aksi halde Türkiye IŞİD’e el kaldıramaz.

Türk devlet siyaseti bugün budur.

Bu siyaset Erdoğan’ın değildir.

Devletindir.

***

Niye böyledir bu siyaset?

Şu nedenle:

Türkiye Sünni Türk Cumhuriyeti kurmuştur.

El Cezire Sünni Arapları bu cumhuriyetin içinde yer almak istemişlerdir.

Bu nedenle El Cezire Sünni Arapları Kemalist Cumhuriyet için “istisna” tek dost Arap toplumudur.

M. Kemal reel politik dehası sayılmalıdır.

El Cezire Sünni Arapları’na “Şimdi olmaz, sonra düşünürüz” demiştir.

Tıpkı, önce Suriye’nin kurucu lideri iken sonradan Irak krallığına getirilen Emir Faysal’a dediği gibi…; “Sonra bakarız!”

Bakılamadı tabii, baktırmadılar.

Ama Türkiye El Cezire Sünni Araplarından bugüne kadar hiç kopmadı.

Onlarla 90 yıl boyunca ticaret yaptı.

Resmî değil, “kaçak ticaret”…

Ve fakat “meşru ticaret”

Devletin koruyup kolladığı ve yönlendirdiği ticaret.

Tam 90 yıl! Dile kolay.

Türkiye yiyip içtiğinin yaklaşık yüzde 30’unu 90 yıl boyunca bu ticaretten sağladı.

Bugün de sağlıyor.

Türkiye’nin Irak ve Suriye sınır illerinde burjuvalaşma bu ticaret üzerinden gerçekleşti.

Sermaye birikimi bu “kaçak” fakat “meşru” ticaret üzerinden yapıldı.

Kürt burjuvalaşması da şüphesiz aynı sürecin bir parçasıdır.

***

Bunun “karşı tarafı” yok mudur?

Olamasa, olmaz ki zaten.

Vardır. Karşı taraftaki Arap ve Kürt burjuvalaşması da bu süreç içinde

gerçekleşmiştir.

Bu, kapitalist bir ticarettir.

“Ortak yapı”ya ve “ortak pazar”a götürür.

Götürmüştür de.

Her iki tarafta, birbirine bağımlı ekonomik güçler ve yapılar oluşmuştur.

Ayrıntıyı sevenler için de söyleyelim.

Her iki taraftan politikacılar da ortak yapının içindedirler.

Etnisite ve mezhep ortaklıkları ve bir de ticari ortaklıklar olunca, siyasi ortaklıklar da olacaktır. Her iki tarafta birden aynı partiler içinde iş görülmüştür. KDP orda da vardır, burda da. MSP (Erbakan) hem orda vardır, hem burda. Demirel sınırın hem güneyinde olmuştur, hem kuzeyinde. MHP de öyledir, CHP de. Galatasaray ya da İbrahim Tatlıses, ortak bir pazarın ortak figürleridirler.

Geriye şu soru kalıyor: Dış ticarettir ve kaçaktır; peki, “Gümrük vergisi!” nereye gitmiştir?

Yüz milyarların % 30’u milyarlar desek….

Bu “kaçak gümrük vergisi!”ni bana değil, 90 yıl boyunca o sınır karakollarında görev yapmış asker-subay-general kuşaklara sormalı.

Elbette kaydı-kuydu yoktur.

Askerler ve yerel politikacılar bu “kaçak gümrük vergisi” milyarlarını kendi aralarında paylaşmamışlardır.

Bu sınır boylarında rakım yüksek olduğu için rakamlar da yüksek olmuştur.

Kime gittiğini ise “Allah bilir”!

***

Gelelim bugüne.

Barış istiyor muyuz, istemiyor muyuz?

İstiyoruz.

O zaman IŞİD ile barışacağız.

Lamı cimi yok, başka çaresi de yok.

Irak’a bakalım:

Okur-yazarı kıt, Barzani “devlet kuracağım” diyor.

Şiiler zaten devlet nedir bilmezken Bağdat’da devlet oldular.

90 yıl devlet olmuş Sünni Arapların ise devleti yok.

Bağdat devletinde hisseleri yok.

Kürt-Şii Arap ittifakı ABD askeri gücünün arkasında 1 milyondan fazla Sünni Arabı,

çoluk-çocuk, yaşlı genç demeden öldürünce, bu halkın intikam çığlığı karşımıza IŞİD suretinde çıkınca, bu da nerden çıktı diye şaşırıp kaldık.

Kendi aklımıza dönelim, muammayı çözeriz.

***

Koalisyon IŞİD’le başedemez. Onunla doğrudan savaşa girişemez.

Sivil nüfusun yüzde 30-40’ını öldürmeden tek bir köy bile ele geçiremez, tek bir IŞİD’liyi bulup öldüremez. Bu yıpratıcı savaşı Suriye’de Rojava Kürtlerine ihale etmek niyetinde. Bunu kısmen başardı bile. Arapların üzerine PYD’yi sürüyor. Kürtlerin yurdu Kürtlerindir, Kobani’ye küresel sempati buydu, ama şimdi ABD onları El Cezire Sünni Araplarının üzerine sürüyor. IŞİD imajı PYD’nin işgalci durumuna düşmesini bugün için gizliyor. Olup bitenden sonra o topraklarda Araplar ve Kürtler yanyana yaşacaklar, bu halklar için barışta yaşamanın olanakları büsbütün yokediliyor. Emperyalist koalisyonun çıkarı ile PYD-YPG’nin (Rojava) çıkarı gittikçe daha çok örtüşür oldu ve öyle anlıyoruz ki PKK’nın Irak ve Suriye politikası çökecek, Kürtler dimyata pirince giderken evlerindeki bulgurdan da olacaklar.

El Cezire’nin Sünni Arapları ile (IŞİD) Kürtler savaşmaktadır, IŞİD’e karşı barış siyaseti oluşturmak da en başta onların görevidir.

HDP kendi anlamlı varlık alanına çekilerek IŞİD ile barış politikasını seslendirebilir. Bundan korkmamalı, ABD ile işbirliğini aklından çıkarmalıdır. HDP bir mücadele partisidir, Türkiye’de rejime soldan diş göstermiştir, ama Türk militarizmine karşı mazlum ve haklı pozisyonundadır, bu nedenle hâlâ sempatiktir, Araplarla barış vizyonu HDP’yi güçlendirecektir.