Arif Damar

"Toplumsalcı dünya görüşünden, gerçekçi sanat anlayışından vazgeçmeden çağcıl bir şiir yazma başarısını gösterdi." Memet Fuat

Arif Damar şiir serüvenine 1943'te başlamıştı. "Arif Barikat" diye imzaladığı şiirlerinde 2. Dünya savaşında yurtlarını savunanları, barikatlarda çarpışan direnişçileri, cephelerde can veren savaşçıları anlatıyordu:

"...................
Saatlerce dövüştükten sonra
bir avuç erkek
                ve bir de kadın
32-arif-damar-cizgilerleson silah sesleri de kesildi.

Gözleri hayretle açık
                ayakları ürkek
bir ihanet dakikası gibi
                korkak ve titrek
geçti düşman askerleri üzerlerinden.
Belki, birdenbire bir şey olur diye
dökülmüş sigaraları bile incitmeyerek.
Artık büyük sükûneti konuşabilir barikatın:
Uyuyorlar,
sanki gelecek günlerde uyanacaklarmış gibi
sanki çalışmaktan yorulup
bir ağacın gölgesinde yatmışlar gibi
                uyuyorlar.
..................."

NÂZIM HİKMET ŞİİRİ

Bu şiirleri cezaevindeki Nâzım Hikmet'in yazarak takma adla yayınlattığını sananlar olmuş. Yıllar sonra Arif Damar şöyle diyecektir:
      "Nâzım'ın etkisi belki 1951'e kadarki bütün şiirlerimde yer yer sezilebilir. Ben dünyayı değiştirmek istiyordum. Nâzım'dan ayrı olayım, özgün, başka olayım diye bir sorunum yoktu." 1
      "Şiirlerimi Nâzım'ın sanırlardı. Hoşuma giderdi. Oysa hiç de iyi bir şey değildi bu, kimseye benzememek gerekliydi."

1945'te yayınlanan "Hissen Yok Bu Akşamda Senin" şiirini Ataç, beğendiğini söylemiştir.:

"...................
Bugün günlerden cumartesi,
dün yazdığın mektup,
ancak, dört gün sonra eline değecek karının.
Senin orada eskisi gibi sesin işitilecek,
sesin teselli edecek
düşünür gibi gülecek,
kısaca: Yaşayacaksın.
Çocuğun o akşam yazdığı cevapta
bahsedecek
çiçek açtığından
bahçenizdeki ağaçların.
...................”

Ancak, takma adı için ozana "O barikat görmüş mü? Değiştirsin adını." diye de haber gönderir...

32 arif-damar-bir-soguk-demirciGARİP ŞİİRİ

Genç Arif Damar, Garip şiirine de, Ataç'a da ısınamamıştır. Garipçilerin yazdıklarından, "Okuru yormayan, sıkıntıya sokmayan, avutan, kolaya gelen bir şiirdi ve Ataç da destekliyordu" diye söz edecektir. Çok sonraları özeleştirisini yaparken Garip şiirine yaklaşımı da değişecektir:
      "Şiirin tekniği yönünden, sadeleştirilmesi ve şairanelikten kurtulması yönünde Garip şiiri ileri bir adımdır."
      "1940 Kuşağı gerçekçileri, eski gerçekçiler Türk şiirinin sonraki gelişmesinde çok önemli katkılar getiremediler."
      "Altın Zincir'den (Altın Zincir: Upton Sinclair'in kavgacı toplumculukla beslenmiş yapıtı) başka kitap bilmezdik. Sanat kuramını ordan öğrendik tek."
      "Devrimci sansür vardı o zaman. Ancak toplumsal sorunlar sanat konusu olabilirdi. Kişisel sorunlar şiire giremezdi. Ama şairler, yayınlamasalar da, gizli gizli o şiirlerini yazıyorlardı. Nâzım Hikmet'in hapishanede aşk şiirleri yazdığını 20 sene sonra öğrendik. (...) Sevmenin ciddi bir iş olduğu bilinci, ne yazık ki toplumcu çevrelerde çok geç uyandı."
      "Çatık kaşlıydı bizim şiir. Aşk şiirlerimi bile gizlice yazdım ben. 1948'de yazdığım bir aşk şiirimi 81'de yayınladım ancak."
      "Bizler muhtevacıydık (Muhteva: İçerik, öz). Ataç, 'Şekli önemsememek muhtevayı önemsememektir' diye altını çizerdi bunun, ama biz muhtevacı olduğumuz için Ataç'ı okumazdık bile. Şairaneliğe karşı olmayı Ataç'tan öğrendim ben."

 İKİNCİ YENİ

 Garip şiiri gibi İkinci Yeni'ye de Arif Damar önceleri ağır eleştiriler yöneltmiştir:
      "Boyuneğer bir şiirdir İkinci Yeni. Şiirleriyle muhalefet yapmamışlardır. Çünkü biçimini almışlardır Batı'nın tek."

Ancak zamanla İkinci Yeni'yle ilgili bu görüşleri de değişecektir:
      "Yeni biçim olanakları arayışı ve getirişiyle önem kazandı. Uzak çağrışımlarla anlatma tekniğini, imgede zenginliği geliştirdi."
      "Garip ve İkinci Yeni, toplumsal değerler açısından bakılırsa, eleştirilebilir. Ama bunları bir sanat hareketi olarak alırsak, her iki akım da şiirimizi değiştirmiştir."

 Ozanın kendi şiiri de değişmiştir. İlk döneminde 1940 Kuşağı toplumcu gerçekçiliğine bağlıydı:
      "'Günden Güne'de 'Dayanılmaz' şiiri vardır, açık şiirdir o. Yüksek sesle okunması gereken bir şiirdir. 57'ye kadar yazdıklarım bu türdendir, geniş yığınların anlayacağı türden."

Garipçilerle İkinci Yeni'ye bakışının değiştiği ikinci döneminde ise, eskiden eleştirdiği ozanların uyguladığı tekniklerden o da beslenmeye koyulmuştur:
      "1951'deki 'Dayanılmaz' şiirinden sonra şiirimin yüksek sesi yitiyor. (...) Yeni bir anlatım biçemi bulmak, geliştirmek zorundaydım. 'Alıcı Kuş'a kadarki on yıllık dönemimde 'Kedi Aklı', 'Saat Sekizi Geç Vurdu' bir bakıma o arayışın ürünleri sayılabilir. Bu dönemimde şu özellikler görüldü-görülür: Dolaylı anlatım, uzak çağrışımlar, alegori, toplumcu mesajı şiirin derinliklerinde eritmek..."

İMGELERLE ANLATMA

      "Benim şiirimde, evet, uzak çağrışımlar vardır, ama, kopuk, mantıksal ilintisi olmayan, anlamı aydınlatmayan imgelere kesinlikle rastlanmaz."
      "İmgelerle anlatma yolunu seçtim. (...) Konu sınırlamasını yıkıyorum. En kişisel sorunları bile gündeme getiriyorum. (...) Kişisel derken, toplumsal yaşamımızdan kopuk değildir gene de. Ama işte, daha geniş tutuyorum çerçeveyi."
      "Hemen şimdi aklıma gelen 'Yol Gider Ah Nasıl da' ile 'Salı' şiirim var. Konu da, biçim de değişiktir bunlarda. Eğretileme olsun, imgeler olsun, bunlar yenidir. Ritme önem veriyorum ayrıca. Bir yandan da, açık söyleyeyim, daha akılda kalıcı olmak istiyorum. Ama ne yazık ki; yalnız şairler anlıyor bu şiirleri, eleştirmenlerinse pek anladıklarını sanmıyorum."

Arif Damar şiirinin izleklerini "Bağımsızlık savaşlarının yiğitleri, döğüşenleri, ölenleri, yurdumdaki sınıf çatışmaları içinde beliren durumlar, yengiler, yenilgiler, işsizlik, yoksunluk, sömürü, mutlu bir düzene duyulan özlem" diye sıralar.
      "Umutsuzluk bilinç eksikliğidir. (...) Bilincini yeterince derinleştirmemiş, dünyanın nereden gelip nereye gittiğini kavrayamamış insanlar umutsuzdur." da der. Umudun ozanıdır o:

32 arif-damar-gitme-kal"TUZBURNU FENERİ
Hey gardiyan gardiyan
Gel de bak parmaklıklardan
Tuzburnu Feneri değil
Umudun şimşeği çakan.”
(Bozcaada Cezaevi, 1984, 11 Haziran)

Siyasal görüşleri yüzünden başı çok derde girmiş olan ozanın sanat-siyasa ilişkisine yaklaşımı zamanla değişmiştir. Artık,
      “Politika yapanlar günlük faydayı gözetiyorlar. Gelişen politik olayları konu edinen şiirler bekliyorlar. Şiir böyle bir şey değil. Şiirin etkisi uzun erimlidir.” demektedir.

Toplumcu gerçekçi sanat anlayışını şöyle değerlendirir:
      “Sosyalist ve realist olduğumu hemen söyleyeyim. Ama şunu da söylemeliyim ki sosyalist realizmle kendimi sınırlamıyorum. Giderek birçok kimse gibi sosyalist realizmin sanat ve edebiyatın gelişmesini engellediği görüşündeyim.”
      “Artık toplumcu-gerçekçilikle kendimi sınırlamıyorum. Böyle bir anlayış sonucu Sovyetler'de çok kötü romanlar yazıldı, kötü resimler yapıldı.”
      “Ben toplumcu şiir okurunun, elimden geldiği kadar şiir beğenisine katkıda bulunmak, o beğeniyi geliştirmek isteğindeyim. Bu okurun çoğunluğu kendi düşüncelerini bildiği şiirleri estetik yanını fazla önemsemeden beğeniyor, kabul ediyor. Bunlar iyi, güzel insanlar, şiirden estetik tad almaları, şiiri bu yönüyle de sevebilmeleri için çaba göstermeliyiz. Sanatın en başta gelen işlevi, insan düşüncesini, insan beğenisini geliştirmektir.”

YENİLİKÇİ BİR OZAN

Kendisini, “Ben yenilikçi bir şairim. Biçimi sürekli araştıran, geliştiren bir şairim.” diye tanımlar. Titizliğine, sabırlı, uzun çalışmalarına örnekler gösterir:
      “Titiz bir adamım. 'Gitme Kal' şiirim için tam 6 ay, 'Ölüm Yok ki' için 3 ay geceli gündüzlü çalıştım. Kolay söyleyişlerden kaçındım, imgelerle söylemeye çalıştım daha çok.”

Söyleyiş ustalığıyla içerikte derinliği birleştiren kısa şiirleri için,
      “Gerek 'Günden Güne'de, gerekse 'İstanbul Bulutu'nda beyitler, küçük şiirler, rubailer yazmam şiirimi, özü, daha sağlam biçime kavuşturmak, anlamı şiirin derinliklerinde eriterek estetik heyecanı sağlamak, öz-biçim sorununu kesin bir çözüme götürmek isteğimle ilgilidir.” der. Sözünü ettiği kısa şiirlerden birkaçı şunlardır:

32 arif-damar-kulliyen-red-fl“İlle görmek için mi beklenir güzel günler
Beklemek de güzel”

İSTANBUL BULUTU
Bulut gelir pare pare
Ada'da Moda'da ak
Haliç üstünde kara
Topkapı'da karışır kayıplara

İKİLİ
Bir de 46'da böyle aldandı ağaçlar
Çiçekler yandı soğuktan cız etti içim

Arif Damar'ın şiirini sonuçta toplumcu dünya görüşüyle yarım yüzyılı dolduran şiir işçiliğinin kazandırdığı deneyimler beslemiştir.