“Yeneceğiz” ne demek?

sur-havadan-bw-crC. Başkanı Erdoğan “Terör’ü yeneceğiz, yok edeceğiz” diyor. “Bire 8-10 öldürüyoruz” diyerek, zaferinin yakın olduğuna inanmayanları inandırmaya çalışıyor. TSK tarafından verilen ölen-öldürülen rakamları da sayın Erdoğan’ı destekliyor. Son yarım yılda Kürt illerinde Türk Ordusu ve polisinin 500’e yakın şehit verdiği, buna karşılık 5000’den fazla PKK gerillasının öldürüldüğü resmen açıklanıyor. Bunlar siyasi değil, “askeri” sözler ve düşünceler.

Biz de “askeri düşünürsek” sözümüz ne mi olur? Şöyle olur: Sayın Erdoğan’ın sözleri ikna edici değil. Tahminse eğer, tahmini doğru değil. Kıbrıs çıkartmasının (1974) topu topu 26 savaş günü sürdüğü söylenir. Makarios’un modern ordusuna karşı savaşılmıştı. Sonuçta 635 şehit verildiği açıklanmış (Ecevit) ama buna karşılık Girne, Lefkoşa’nın yarısı ve Magosa gibi üç büyük vilayet ile 3.150 km2’lik bir Kıbrıs toprağı ele geçirilmişti. Askeri kayıplar yakın olduğu halde Kürt illerinde buna yakın bir “başarı!” elde edilememiş gözüküyor. Halbuki, kuruluşu Osmanlı dönemini de kapsayan TSK’nın muktesebatında Ermenilere karşı Bitlis vilayetinde ve Klikya’da yapılmış “kent savaşları” olduğu gibi, ABD ordusunun Vietnam tecrübesinden aktarılma benzer kontr-gerilla savaş bilgi ve tecrübeleri de vardı. Bu durumdan şu özet çıkıyor: PKK gerillaları, ilk kez giriştikleri şehir savaşlarında Türk ordusuna ve polis gücüne aylarca direnebildiler. Üstelik bu arada şehir savaşları konusunda tecrübe kazandılar, böylece henüz daha girilmemiş Kürt kent ve kasabalarını kolayca teslim etmeyecekleri ihtimalini de güçlendirdiler.

Askeri açıdan tablo bu iken Erdoğan’ın; “yeneceğiz, yok edeceğiz” söylemi daha bir anlam kazanmaktadır. Gerilla’dan geçtik, on ay önce Kürt halkı PKK’nın işaret ettiği siyasi partiye % 80-90 civarında oy vermişti. Kürt illerinde süren şehir savaşlarından gına getiren Kürt halkının, % 30’unun, bundan PKK’yı sorumlu saydığı için işaret ettiği parti ile olan seçmen bağını kopardığını varsayabiliriz. Geri kalan % 50-60 Kürt ise yaşadığı dramatik sonuçtan sonra PKK ile olan “seçmenlik” bağını, kuvvetle muhtemeldir ki, “militanlığa” terfi ettirmiştir. Bunu, kuşatılıp aylarca bombalanan şehirlerden sağ çıkabilen-kaçabilen Kürtlerin sorulduğunda; “söyleyecek sözüm kalmadı” demesinden kolayca anlıyoruz.

Ülkenin Batı illerinde yaşayan Kürtleri de benzeri şekilde etkiledi bu kanlı şehir savaşları. HDP’li kimliği ile siyaset yapan Kürtler “şok” geçirmiş gibi oldular. Keyifleri kaçtı. On ay öncesine kadar çok konuşurlardı, sohbetlerine doyum olmazdı, şimdi sorulduğunda onlar da; “söyleyecek sözümüz kalmadı” diyorlar. Kürt olmayan herkese AKP’liymiş muamelesi ediyorlar. Davutoğlu’nun “yaralarını saracağız” dediğini hatırlatıyorsunuz, işitmemişler, duymamışlar. Siz de deneyin, göreceksiniz; Kürtler kendilerini “dış söz”e kapatmışlar, insanı içten ele geçiren “Kürt sıcaklığı” hiç birinde kalmamış.

Askeri açıdan sonuçları bu olan “yeneceğiz, yok edeceğiz” söylemine bir de siyasi açıdan bakarsak ne görürüz? Muhtemelen çoğunuzun aklına önce Talat ve Enver paşalar, sonra Atatürk, İnönü, Bayar paşalar gelecektir. “Yeneceğiz, yok edeceğiz, kökten çözeceğiz” dediler ve kısmen yaptılar da; ama Anadolu’da Ermeni ve Rum kalmadı, bir Kürtler kaldı, hayatın tadı kaçtı. “Kürt meselesi” de o soydan bir meseledir. “Yokedeceğiz” denmemeli. “Çakıl taşı vermeyiz” de denmemeli. Hele Kürtlere “demokratik siyasi çözüm”ler, “liberal açılımlar” hiç telkin edilmemeli. Çünkü faydası olmaz. Son ayda yaptıklarımız ve yapmadıklarımızla Kürtlere “yanlış yapma hakkını” biz kendi ellerimizle verdik.